 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 31 (3) |
 |
 |
3 KASIM SEÇÝMÝ SONUÇLARI ÜZERÝNE (PÝRO ZARÊK) (D. B. YAZI KURULU’NUN NOTU: Aþaðýdaki makale Kürt komünistlerinden Piro Zarêk’e aittir. 3 Kasým seçimlerinin sonuçlarýný iþleyen makale, yazarýn izniyle yayýnlanmaktadýr. ) Diðer seçimlerle kýyaslandýðýnda, 3 Kasým seçimi sonuçlarýnýn ilk bakýþta ve kaba bir gözlemle tesbit edilebilecek farklý özellikleri var. Bu seçim sonuçlarýnýn dikkat çeken bir özelliði, seçmenin yaklaþýk % 66’sýnýn mecliste “temsil” edilmemesidir. Yaklaþýk olarak % 20’lik bir kesim seçime katýlmamýþtir. % 46’lik bir seçmen oyu ise baraj nedeni ile meclise yansýmamýþtýr. Dikkati çeken diðer bir durum, “çok partili” sürece geçiþle birlikte yapýlan 1946 (belli ölçüde de 1950-54) seçimlerinden bu yana, Türk Meclisi’nde ilk kez sadece iki partinin yer alýyor olmasýdýr. Bu durum kuskusuz seçmen hareketinden çok, barajlý seçim sisteminin bir eseridir. Dikkati çeken diðer bir durum, 1983 seçimlerinde ANAP’ýn aldýðý yüksek oy oranýndan bu yana, bir partinin bu oranda yüksek oy almasýdýr. Bu durum kuþkusuz, yaþanýlan sürecin bir sonucu olarak oraya çýkan bir seçmen hareketlenmesidir. Dikkat edilirse, ortaya çýkan her iki sonuç olaðanüstü dönemler sonunda yapýlan seçimlerin sonuçlarý ile benzeþiyor. Buradan hareketle, “Türkiye olðanüstü bir dönemin sonucunda seçimlere gitti” diyebilir miyiz? Bu soruya evet demek mümkün. Her ne kadar sonuçlar üzerinde etkili olan seçim barajý dýþardan yapýlan bir subjektif müdahale gibi görünüyorsa da, aslýnda bu müdahale de olaðanüstü koþullarýn bir sonucundan baþka bir þey deðildir. Bilindiði gibi seçim barajý, daha çok, uzun bir ulusal savaþým sonucunda geliþen Kürt uyanýþýnýn legal alanda mevzilenmesini ve siyasallaþmasýný önlemek için konulmuþtu. Gerçekten de, Türkiye, 2000 yýlýnýn sonunda baþlayan ve toplumu derinden etkileyen bir ekonomik ve siyasal krizin yarattýðý koþullar altýnda seçime gitti. Nasýl ki, 1999 seçimlerine A. Öcalan’ýn yakalanmasý dolayýsý ile PKK karþýsýnda kazanýlan göreceli zafer damgasýný vurmuþsa; 3 Kasim’02 seçimlerine de, ekonomik kriz ve siyasal yapýya duyulan güvensizlik damgasýný vurdu. Ekonomik kriz, pek çok isçiyi iþsiz býrakýrken, yoksul kesimleri açlýktan ölecek bir duruma düþürdü. Bununla birlikte bu krizin en önemli yaný, özellikle orta sýnýflarý iflasa sürüklemesidir. Evet iþçi iþinden oldu, açlýk sýnýrýnda yaþamaya mahkum edildi, yoksular daha da yoksullaþtý; ancak, onlarýn kaybedecek bir sermayeleri, yada iflas edecek bir iþyerleri yoktu. Üstelik onlar her dönem krizlerden fazlasý ile etkilendiler. Yaþanan sadece diðerlerinden biraz daha aðýr bir krizdi. Krizin uzun sürmesi ve yoðun yaþanmasý, bugüne kadar yaþanan krizleri büyük kayýplara uðramadan geçiren orta ve hatta büyük burjuvaziyi ve küçük burjuvazinin çeþitli kesimlerini bu kez derinden vurdu. Kesin verileri bilemiyorum, ancak, özellikle tarým, hafif sanayi, hizmet ve ticaret alanlarýnda faaliyet yürüten Anadolu giriþimcilerinin önemli bir kesiminin iflas ettiðini gazete haberleri ve özel gözlemlere dayalý olarak söyliyebiliriz. Dikkat edilirse, kriz karþýsýnda en sert eylemleri de bu kesimler, yani esanaf ve küçük ve orta sanayiciler gerçekleþtirdiler. Ankara Kýzýlay’da düzenlenen ve polisle sert çatýþmalarýn yaþandýðý gösterileri bu tepkilere örnek olarak gösterebiliriz. Arjantin’de yaþanan krizden de en fazla orta sýnýflar etkilendi ve bu nedenle kriz sürecinde en þiddetli protestolarý bu kesimler gerçekleþtirdiler. Örneðin, bankalardaki mevduatlarýn dondurulmasý ile ilgili bir kanun çýktýðýnda, Arjantin’de protestolar kontrolden çýktý. Ki bu mevduatlar daha çok orta sýnýflara aitti. Bu süreçte Türkiye’de ve hatta dünyanýn diðer bölgelerinde yaþanan krizlerin önemli bir sonucu var: Uzun ve derin yaþanmalarý nedeniyle, artýk orta sýnýflar da krizlerin sürekli kurbanlarý arasýna girmislerdir. Yaþanan uzun süreli ve derin krizler genel bir kural olarak tüm sýnýflarý deðiþen oranlarda etkiler. Ancak bence 2. Dünya savaþýndan 90’lý yýllara kadar genel bir eðilim olarak, kapitalist toplumlarda orta sýnýflar (orta burjuvaziyi ve küçük burjuvazinin üst kesimlerini ve hatta Türkiye bazýnda büyük burjuvazinin alt kesimlerini bu kategori içinde görebiliriz) krizlerden büyük oranda etkilenmemiþlerdir. Düzenin dayandýðý toplumsal desteðin önemli bir dinamiði olan bu kesimleri hoþ tutmak, sistemin ve düzenin önemli bir önceliði olmuþtur. Özal’ýn bu kesimleri “orta direk” olarak adlandýrmasý, düzen açýsýndan bakýldýðýnda hiçte yanlýþ deðildir. Gerçekten de bu kesimler toplumun en tutucu ve en statükocu kesimleridir. Din, milliyetçilik anti-sol eðilimler bu kesimler içinde ciddi bir etkiye sahiptir. Reel Sosyalizmin varolduðu koþullarda, bu kesimleri ayakta tutmak biraz da geliþen sol ve sosyalist dalgayý durdurmak amacýný taþýyordu. Sistem artýk politik düzlemde bu kesimlere eskisi gibi ihtiyaç duymuyor. Bu kesimler yine sistemin ve düzenin “orta direði”dirler, ancak küresel kapitalizm artýk dünyaya daha çok ekonomik gerekler penceresinden bakýyor. Bu açýdan küresel kapitalizmin ihtiyaçlarý gereði, kapitalist sistem kendisini yeniden yapýlandýrýyor. Dahasý sermaye yeniden paylaþtýrýlýyor. Bir anlamda sistem orta sýnýflara yeni bir konum biçiyor. Bu konum da iflasa kadar gidebiliyor. AKP, ekonomik krizden etkilenen, buna baðlý olarak siyasal düzene ve sisteme karþý güvensizlik duyan tüm kesimlerden ama aðýrlýklý olarak orta sýnýflardan büyük oranda oy aldi. Özal, yükselen “orta direk”in üzerinden, AKP ise çöken “orta direk”in üzerinden seçimleri kazandi. Ticaret, orta ölçekli sanayi burjuvazisi ve küçük burjuvazinin yoðun olarak bulundugu, Konya, Antep, Elazýð, Erzurum ve Malatya gibi illerde AKP’nin aldýgý yüksek orandaki oylar buna iþaret ediyor. Pek çok gözlemcinin ifade ettiði gibi AKP tekelci burjuvazin favori partisi deðildir. Bu parti daha çok, Anadolu büyük ve orta burjuvazisi ile iflas eden Toprak Holding, Cukurova grubu, Demirbank patronlarý gibi büyük burjuva yada tekelci burjuva kesimleri arasýndaki rekabette geriye düþmüþ kesimlerin partisidir. Liberal-Ýslam Sentezi AKP, ideolojik olarak “Milli Görüþ”ün islamcý geleneðine dayanmakla birlikte, Demokrat Parti ve Özal çizgisinin de derin etkilerini taþýyor. Siyasal ugulamada, AKP’nin birbirine yakýn olan bu üç geleneðin bir sentezini ortaya çikaracaðýný düþünüyorum. AKP’nin ruhani lideri Feytullah Gülen’in, ABD’den liberalizm ve siyasal islamýn evliliði konusunda epeyce feyz aldýðýndan kuþku duymuyorum. Cünkü, “radikal islam”in ABD açýsýndan misyonu bitti. Islam dünyasýnýn kontrolü için sistem tarafýndan kabul edilebilir yeni bir liberal-islam konseptine ihtiyaç var. Radikal gazetesinin yaptýðý araþtýrmaya göre: “AKP, bugünkü seçmeninin yüzde 21'ini 1999'da MHP, yüzde 29'unu FP'ye oy verenlerden, yüzde 17'sini oy kullanmayan ve yaþý tutmayanlardan aldý. FP seçmeninin yüzde 69, MHP'nin yüzde 38, ANAP'ýn da yüzde 28'i AKP'ye gitti. ” ( 06. 11. 02 tarihli Radikal Gazetesi) Bu seçmen bileþimi, kuþkusuz AKP’nin ideolojik ve siyasal olarak kitlede yarattýðý algýlamanýn bir sonucudur. Bir anlamda AKP Özal hareketi gibi “milliyetçi, muhafazakar, liberal” eðilimleri birleþtirmistir. 1999 seçimlerinde MHP seçeneði ile milliyetçilik ve Refah Partisi ile siyasal islam gibi iki uç eðilime yönelen geleneksel sag seçmen, deðiþen konjonktürel durum nedeniyle bu kez, daha liberal bir seçeneðe yöneldi. Hemen belirtelim ki; MHP’yi gerileten sadece iktidar yýpranmýþlýðý yada Genç Parti’nin oylarý bölmesi deðildir. Esas etken, Kürt sorununun tali bir gündem maddesi haline gelmesidir. AKP, Kürt sorununda takýndýðý çok sert olmayan ancak soðuk diyebilecegimiz tutumla, kýzgýnlýðý belli ölçüde düþen bu milliyetçi tabaný çekmeyi baþarmýþtýr. Öte yandan, Erbakan geleneði ve SP’nin, batýdan çok “islam alemi” hedefli ve “radikal islamci” hareketlere yakýn olan çizgisi, hem ulusal hem de uluslararasi alanda bir seçenek olusturmaktan uzaktýr. 11 Eylül saldýrýlarýndan sonra “radikal islam” siteme yönelik bir tehdit olarak kabul edilerek düzen dýþýna itildi. Türkiye’de de “radikal islam” özellikle ordu ile yasanan çatýþmalar nedeni ile bir “iç huzursuzluk ve gerginlik” kaynaðýdýr. Ekonomik sorunlarý derinleþen orta sýnýflarýn sorunu, sistemi yada düzeni daha da güvenliksiz hale getirmekten çok, daha istikrarlý bir duruma getirmektir. Bu nedenle, içerde ve dýþarda gerginlik yaratacak seçenekler tercih edilmedi. Seçmen, sistem ile kendisi arasýndaki yabancýlaþmayý görüyor, ancak yine de Batý’dan yani kapitalist sistemden kopuþu istemiyor. Bu anlamý ile “Milli Görüþ”ün “islam alemi” ve “adil düzen” çizgisinden çok, ABD’ye sýcak bakan, Avrupa Birliði’nden yana ve “liberal ekonomik” politikalarý uygulayacaðýný söyleyen AKP’nin liberal-islam sentezini kendisine yakýn görüyor. Bununla birlikte IMF patentli ekonomik programa ve Ordu’nun “laikliði koruma” amaçlý uzaktan kumandalý müdahalelerine de bir tavýr ortaya konuldu. Açýktýr ki; Türkiye’deki tüm kesimler, kapitalist sistemin bir bileþik kaplar sistemi olduðunu son krizin verdiði tercübeler ile daha iyi öðrendiler. Dolayýsý ile, ekonomik politikalara duyulan tepkinin, bu politikalarýn uluslararasý ortaklarýný da kapsadýðýný rahatlýkla söyleyebiliriz. Biraz karükatürize edilmiþ hali ve somut ifadesi ile “IMF karþýtlýðý” þeklinde gösterilen bu sistem karþýtý tepkiler, kendisini 1999 seçimlerinin aksine milliyetçilik kimliði ile degil, müslüman kimliði ile gösterdi. Bu kimliðin öne çýkmasý dünyada ve Türkiye’de “müslümanlarýn uðradýðý zulüm”le direk baglantýlýdýr. Tayyip Erdoðan’ýn sürekli kovuþturmalara uðramasý, Afganistan, Cecenistan ve Filistin’de yaþanan durum, seçmeni “müslümanlarýn mazlumluðu” hissi ile birleþtirmiþtir. Sisteme ve düzene karþý tepkinin sol bir seçeneðe ve hatta devrimci bir seçeneðe yönelmemesinde, seçmenlerin sýnýfsal temeli ve devrimci hareketin pratik bir seçenek oluþturmamasýnýn yanýnda, yýllardýr Türkiye’de sistemli bir biçimde geliþtirilen dinsel ve miliyetçi akýmlarýn büyük bir etkisi olduðunu düþünüyorum. TC sýnýrlarý içerisinde yasayan insanlarýn ekonomik ve sosyal yaþamlarý gibi, beyinleri ve ruhlarý da “karartýlmýþtýr”. 12 Eylül Faþist Cuntasý’nýn ektiði tohumlar bugün ürün veriyor. Bu þartlar içinde yetiþen genç kuþaklarýn, adeta birer “müslüman yuppi” kiþiliði ile AKP’ye büyük oranda oy vermesi hiçte þaþýrtýcý deðildir. Kürtler ve Kýrmanc-Zazalar Açýsýndan Seçim Sonuçlarý DEHAP, barajý aþamamasýna ve dolayýsý ile yaratýlan “meclise girme” hayalinin boþa çýkmasýna raðmen, Kürtlerin ve Kýrmanc-Zazalarýn legal alandaki yönelimlerinin odaðý oldu. Kürdistan’da DEHAP önemli bir çoðunlukla birinci parti oldu. Dersim’le birlikte Diyarbakýr Zazalarý DEHAP’i seçerken, Elazýð ve Bingöl Zazalarý’nýn dinin etkisi ile büyük oranda AKP’yi tercih ettiðini söyleyebiliriz. Seçim sonuçlarý, ulusal uyanýþ noktasýnda Bingöl ve Elazýð Zazalarýnýn hala oldukça geri bir konumda olduklarýný gösteriyor. Dersim’de DEHAP’in birinci parti olmasýnda EMEP ve diðer sol kesimlerle yapýlan ittifakýn önemli bir rolü vardýr. Normalde bu partinin Dersimdeki oy potansiyeli % 18-20 arasýndadýr. Kýrmanc-Zazalar kendi baðýmsýz kimliklerini ortaya koyacak olanaklardan yoksundurlar. Ülkedeki politik ve sosyal atmosfer de Kürt ve Zazalar’ýn ortak bir zeminde birleþmesine uygundur. Alt kimliklerine sahip çýkmakla birlikte, çoðu Zazanýn Kürt kimliðini bir üst kimlik olarak kabul ettiðini de biliyoruz. Bu koþullar Kürt ve Zazalarý, DEHAP çatýsý altýnda birleþtirmiþtir. Ki bu durum, sömürgeciliðe karþý birleþik bir tutum geliþtirme bazýnda olumludur. DEHAP’a verilen oylarý Kürt kimliðinin kendisini açýkça ortaya koymasý olarak görebiliriz. Bu küçümsenemez bir geliþmedir. Cünkü bu tutumla Kürt halký kendi varlýðýný, dolayýsý ile ulusal kimliðini ve haklarýnýn takipçisi olduðunu somut olarak uluslararasý kamuoyuna göstermiþtir. A. Öcalan ve onun Imralý çizgisinin takipçileri seçimlerde bagýmsýz bir Kürt tutumunun ortaya çýkmamasý, halkýn ulusal taleplerinin dejenere edilerek, silikleþtirilmesi için ellerinden geleni yaptýlar. Ancak, “Türkiyelileþme” ve TC ile pazarlýk ve uzlaþma için güçlü ittifak arayýþlarý ve propagandalarý sonuç vermedi. 11 Kasým 2002
ENGELS, YAÞAMININ SONUNA DEK KAPÝTALÝZMÝN DEVRÝMLE YIKILMASINI SAVUNDU (A. H. YALAZ) Kýsa bir süre önce, Tohum Yayýncýlýk tarafýndan yayýnlanan Parti Yolunda dergisinin 1. Sayýsýnda (güz 1999) “Marks’tan Lenin’e Evrenselleþen Parti Teorisi” baþlýklý yazýyý okudum. Katýldýðým ve katýlmadýðým birçok düþ ün içeriyor yazý. Burada katýlmadýðým düþünlerden biri, daha doðrusu Friedrich Engels’in komünist devrimci kiþiliðine yönelik haksýz eleþtiri üzerinde durmak istiyorum. Yazýnýn yazarlarý olan Ertan Göksu ve Pýnar Azad’a inanacak olursak, Marks’ýn “Fransa’da Sýnýf Savaþýmlarý” baþlýklý eserine yazdýðý Giriþ’te Alman Sosyal-Demokrat Partisi (SPD)’nin oportünizmine zemin sunan deðerlendirmeler yapan Engels, devrimler döneminin kapandýðýný, barýþçýl ve parlamenter mücadelenin önemini vurgulamýþ ve böylece oportünistlere yüklü bir cephane vermiþ. Belge Yayýnlarý tarafýndan yayýnlanan “Programýmýz ve Siyasal Durum, Spartakistler Ne Ýstiyor? ” baþlýklý kitaba gönderme yaparak, Rosa Luxemburg’un bu gerçeði dile getirdiðini ve bu anlayýþý eleþtirdiðini de ekleyen yazarlar, niyetleri ne olursa olsun, gerçekte Engels’in devrimci politik karakterini yitirmiþ olduðu savýný ileri sürüyorlar (s. 87). Sözü geçen kitabýn hangi yýl basýldýðýný anýmsamýyorum; ama çok iyi anýmsadýðým bir þey var ki, Alman Sosyal-Demokrat Partisi’nin yürütme organýnýn Giriþ’deki “aþýrý devrimci” havanýn yumuþatýlmasý ýsrarý üzerine kýsaltýlan yazýnýn tam metni ilk kez 1930 yýlýnda yayýnlandý. Diðer þeyler bir yana, tam metin gösteriyor ki, Engels son nefesine kadar komünist bir devrimci olarak kaldý. En azýndan, 1976 yýlýnda Sol Yayýnlarý tarafýndan yayýnlanan Marx ve Engels’in Seçme Yapýtlarýnýn Birinci Cildindeki 95 numaralý açýklayýcý not okunmuþ olsaydý, yazarlar böylesi ciddi bir hatadan sakýnmýþ olurlardý. Sözü edilen notu, Giriþ’in Ýngilizce metnindeki (“Introduction to Karl Marx’s Work The Class Struggles in France, 1848 to 1850”) notla karþýlaþtýrdým. Yeni bir çeviri yapmaya gerek duymadým ve notu olduðu gibi aldým (köþeli parantez içindekini ben ekledim): “Engels’in Fransa’da Sýnýf Savaþýmlarý, 1848-1850 için yazmýþ olduðu giriþ, bu yapýtýn 1895’te Berlin’deki ayrý bir yayýný için hazýrlanmýþtý. 1848-49 devriminin ve bu devrimden çýkan ve Marx'ýn yapýtýnda yeralan derslerin tahlilinin büyük önemini gösterdikten sonra, Engels, bu giriþin büyük bir kýsmýný proletaryanýn sýnýf savaþýmýndan, özellikle Almanya'dakinden edinilen deneyimin sentezine ayýrmýþtýr. Engels, bütün yasal araçlardan [araçlarýn] proletaryayý sosyalist bir devrime hazýrlama uðruna devrimci bir biçimde kullanýlmasý, demokrasi savaþýmý ile sosyalist devrim savaþýmýnýn ustaca baðdaþtýrýlmasý ve birinci görevin ikincisine tabi kýlýnmasý zorunluluðunu vurgulamaktadýr. Yazdýðý bu giriþte Engels, somut tarihsel koþullara uygun düþen taktik yöntemler ve savaþým biçimleri kullanýlmasýný ve proletaryanýn yeðlediði barýþçý devrimci savaþým biçimlerinin yerine, egemen gerici sýnýflar þiddete baþvurduklarýnda, barýþçý olmayan biçimlerin konulmasýný öngören marksist ilkeleri bir kez daha ortaya koymaktadýr. Bu giriþin yayýnlanmasýndan önce Alman Sosyal-Demokrat Partisinin yürütme organý, ýsrarla, Engels'ten bu yazýdaki 'aþýrý-devrimci' havayý yumuþatmasýný ve daha basiretli hale getirmesini istedi. Engels, parti önderliðinin kararsýz tutumunu ve 'tamamýyla yasal çerçeve içerisinde hareket etme' çabalarýný en sert bir biçimde eleþtirdi. Ama yürütme organýndan gelen baskýlar altýnda provalardaki bazý pasajlarý çýkarmak ve bazý formülasyonlarý deðiþtirmek zorunda kaldý. (Bu deðiþiklikler ve çýkarmalar konusundaki ayrýntýlar dipnotlarda gösterilmiþtir. Bu giriþin bugüne kadar elde kalmýþ olan provalarý ve asýl elyazmasýna yapýlan atýflar, metni ilk biçimine getirmeyi olanaklý kýlmaktadýr. ) Sosyal-demokrasinin bazý önderleri, giriþin bu kýsaltýlmýþ metnine dayanarak Engels'i iktidarýn yalnýzca barýþçýl yöntemlerle ele geçirilmesini savunan, koþullar ne olursa olsun barýþçýl olan, 'legalite quand même' aþýðý olan bir kiþi gibi gösterme giriþiminde bulundular. Buna çok öfkelenen Engels, yazdýðý giriþin Neue Zeit'ta tam olarak yayýnlanmasýnda diretti. Ama, giriþ, bu dergide ancak yazarýn yukarda deðinilen nedenlerle yapmak zorunda kaldýðý kýsaltmalarla yayýmlandý. Bu kýsaltýlmýþ haliyle bile giriþ, gene de devrimci özünü korumaktaydý. Engels'in giriþinin tam metni, ilk kez Fransa'da Sýnýf Savaþýmlarý, 1848-1850 'nin Sovyetler Birliði'nde çýkan 1930 baskýsýnda yayýnlandý. " (s. 656-657) Burada metinden çýkarýlan bütün paragraf, tümce, sözcükleri, vb aktaracak deðilim. Okura Giriþ'in tümünü okumasýný önermekle birlikte, metinden çýkarýlan bir paragrafa özellikle dikkat çekmek isterim. Engels, 1848 devriminden sonra büyük kentlerde kurulan mahallelerin caddelerinin, yeni toplarýn ve tüfeklerin adeta tam etkili olmalarýný saðlamak için, uzun, dümdüz ve geniþ olarak yapýldýklarýný belirttikten ve barikat savaþý için Berlin'in kuzey ve doðusunu seçmesi için bir devrimcinin ancak deli olmasý gerektiðini vurguladýktan sonra þöyle devam eder (köþeli parantez içindekileri ben ekledim): "Bu demek midir ki, gelecekte sokak mücadelesi [çarpýþmasý/savaþý] hiç bir rol oynamayacaktýr? Hiç de deðil. Yalnýz þu demektir: 1848'den bu yana koþullar, sivil savaþçýlar için çok daha elveriþsiz, birlikler [askeriye] için ise çok daha elveriþli olmuþtur. Þu halde bir sokak çarpýþmasý, gelecekte, ancak bu elveriþsiz durum baþka etmenlerle kapatýldýðý, giderildiði taktirde baþarýlý olabilir. Onun için, sokak çarpýþmasý, büyük bir devrimin baþlarýnda, geliþmesi sýrasýnda olduðundan daha seyrek olacaktýr ve bu iþe daha büyük kuvvetlerle giriþmek gerekecektir. Ama o zaman da bu büyük kuvvetler, bütün Fransýz Devriminde, 4 Eylül ve 31 Ekim 1870'te Paris'te olduðu gibi, kuþkusuz, açýk saldýrýyý barikatýn pasif taktiðine yeð tutacaklardýr. " (a. g. y., s. 242) Engels'e yönelik haksýz eleþtirinin Parti Yolunda dergisinin sayfalarýnda düzeltilmesini önerirken, gelecekte böyle ciddi hatalardan kaçýnabilmek için, titiz bir kaynak kontrolü yapýlmaksýzýn herhangi bir bilginin kullanýlmamasý gerektiðinin önemine de dikkat çekmek isterim. Devrimci Bülten Sayý 31, Devamý...
|
 |
|
|
|