[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 45 (1) }
| Devrimci Bülten
ÝÇÝNDEKÝLER

  • 22 Temmuz Seçimleri ve Liberal yanýlsamalar
  • Ýþbirlikçi Tekelci Burjuvazinin Politik Krizi ve “Ýkili Ýktidar”
  • Sosyalist Devrim ve Uluslararasý Tekelci Sermaye Karþýsýnda Tutum Sorunu (II)
  • Ýþbirlikçi Tekelci Burjuvazinin Politik Krizi ve Tarihsel Sonuçlarý Üzerine
22 TEMMUZ SEÇÝMLERÝ VE LÝBERAL YANILSAMALAR

22 Temmuz seçimlerinden sonra, ikili bir iktidarýn oluþumunun ürünü olan  iþbirlikçi tekelci burjuvazinin (ÝTB) politik krizi yeni bir sürece girdi. Erken seçim taktiðine baþvurarak AKP,  kendi hükümetine karþý geliþtirilen provakasyonlar dalgasýný ve bu temelde AKP hükümetini düþürme ve devletin yörüngesini tam deðiþtirme tehlikesini þimdilik savuþturmayý baþardý.
   
22 Temmuz seçimlerinden önce AKP’nin yine birinci parti çýkacaðý bekleniyordu ama % 46, 9’luk bir oy oraný alacaðý pek beklenmiyordu. Bu durum karþýlýklý olarak taktiklerde bir deðiþikliðe neden oldu. Danýþtay saldýrýsý ile baþlayan ve Cumhurbaþkanlýðý seçimine kadar dereceli olarak yükselen provakasyonlar, ilginç bir þekilde seçimlerden sonra birden kesildi. Bu durumdan da çok açýk bir þekilde anlaþýlmaktadýr ki bu provakasyonlarýn sýradan olaylar olmadýðý ama planlý ve organizeli bir þekilde bir merkezden yönetildiðidir.
   
AKP’nin seçim zaferinden sonra,  Genelkurmay odaklý olan ve aþýrý Türk milliyetçileri, CHP ve bazý liberallerin oluþturmuþ olduklarý politik cephe,  büyük bir hasar aldý ve seçimlerden önceki saldýrý stratejisi yerini savunma stratejisine býraktý. Bu durum seçimler ile ortaya çýkan yeni politik güç iliþkilerinin sonucudur.
   
Seçimlerden AKP’nin oy oranýný arttýrarak çýkmasý, onun temsil etmiþ olduðu cephenin, devleti tamamen kendi politik yörüngesine çekebilecek politik güce ulaþtýðý anlamýna gelmemektedir. Oy oranlarý her zaman politik bilinç ve örgütlenme düzeyi ile orantýlý bir durum deðildir.
   
AKP’nin seçimlerdeki baþarýsý ülke ve dünya konjonktürü ile yakýndan alakalý bir durumdur. Türkiye ekonomisi 2002 yýlýndan itibaren dünya ekonomisinin büyümesine paralel olarak ve onun büyümesine dayanarak bir büyüme içerisindedir. Her yýl  Türkiye ekonomisi 20-30 milyar dolar arasý büyümekte ve bu miktar toplumun hayat damarlarýna þu ya da bu þekilde pompalanmaktadýr. Bu ekonomik büyüme ÝMF ile yapýlan kredi anlaþmalarý (17. Stand by) ve AB ile yürütülen müzakereler ile desteklenmiþ vede bu temelde burjuva-demokratik reformlar yapýlmýþtýr. Bütün bunlar halkta burjuva-demokratik eðilimleri güçlendirmiþtir.
   
Ama AKP hükümeti çok hassas ekonomik ve politik dengeler üzerine oturmuþtur ve bu dengelerin çok kýsa bir zaman içerisinde sarsýlmasý ve bozulmasý tehlikesi vardýr.
   
Türkiye’nin 2000 ve 2001 krizinden sonra uygulamaya soktuðu “ekonomik reform” bilinçli yapýlan bir tercih deðil,  ekonominin daha da kötüye gidiþini durdurmak için zorunluluktan dolayý uygulamaya konulan bir önlemler paketidir.
   
2000 ve 2001 krizinden önce yüksek düzeydeki cari açýk (özellikle dýþ ticaret açýðýndan kaynaklanmaktaydý),  Türkiye ve dünya ekonomisi büyüdükçe (1990-1997 arasý yýllýk bazda Türkiye ekonomisi yaklaþýk % 7-8 olarak büyüyordu); bu temelde Türk ÝTB, uluslararasý mali piyasalarda kolay borçlandýkça; yabancý sermayeyi de gerek direkt yatýrýmlar gerekse de Ortak-Giriþim biçiminde çektikçe ve ayný zamanda da yüksek faiz yoluyla kýsa dönemli portföy biçimindeki para sermayeyi çekerek döviz rezervlerini arttýrdýkça; yine bunlara ek olarak Türk ÝTB’nin (burada ÝTB’nin orta katmaný sözkonusudur) üretkenlik düzeyini az çok dünya piyasasýndaki rekabet temelinde rasyonel bir düzeye çýkarýp ihracatý arttýrýp döviz girdisini yükselttikçe,  yüksek düzeydeki cari açýk bir sorun teþkil etmiyordu. Çünkü Türkiye ekonomik büyümenin vermiþ olduðu avantajlar sayesinde, borçlarýný döndürebilmek için gerekli döviz rezervlerini elde edbiliyor ve bu temelde de ödemeler dengesini disiplin altýna alabiliyordu. Bu noktada uluslararasý konjonktür kilit bir öneme sahipti.
   
Türkiye ekonomisinde ortaya çýkan cari açýk ve bu temelde de ödemeler dengesinin bozulmasý sorunu,  temelde gelir Ýþbirlikçi tekelci sermaye (ÝTS) ile uluslararasý tekeller arasýndaki üretkenlik farký ya da ölçek farký sorununa dayanýr. Bu sorunun belirgin olarak ortaya çýktýðý dönemler herhangi bir konjonktür deðil belirli  bir konjonktür dönemleridir.
   
Her ekonomik kriz döneminin ardýnda gerek uluslararasý tekelci sermaye gerekse de onunla baðlantýlý bir þekilde ÝTS, üretimin teknik temelini geliþtirici önlemler alýrlar ve yeni bir sermaye devrini bu temelde baþlatýrlar. Baþlangýçta talep arzdan üstündür ve bu temelde uluslararasý piyasa fiyatlarý,  uluslararasý ortalama deðerin üzerinde oluþur. Fiyatlarýn bu temelde belirlenmesi yani en kötü üretim koþullarýnda üretim yapan (bu noktada 1990-1999 arasý ÝTS’nin orta katmaný sözkonusudur) kapitalistler tarafýndan belirlenmesi ayný zamanda fiyatlarýn en yüksek olduðu, bundan dolayý da yüksek karlarýn elde edildikleri dönemlerdir. Ýþte bu dönemler ayný zamanda Türkiye gibi ülkelerin yüksek derecede büyüdüðü dönemlerdir.
   
Ama dünya piyasasýnda arz ve talep dengeye gelmeye baþlayýnca yani talep eski baskýn düzeyini kaybetmeye baþlayýnca, böylece uluslararasý çapta arz ile talep bir denge oluþturunca, uluslararasý piyasa fiyatlarý, uluslararasý ortalama deðerin üzerinden aþaðýya doðru sallanmaya baþlar. Bu sallanýþ sonucunda, uluslararasý piyasa fiyatlarý ile uluslararasý ortalama deðer çakýþýr ve kar oranlarýnýn uluslararasý çapta bir eþitlenme eðilimi ortaya çýkar. Bu çakýþma sonucunda en kötü üretim koþularýnda üretim yapan (ÝTS’nin orta katmaný) kapitalistler üretmiþ olduklarý artý-deðerlerin bir kýsmýný gerçekleþtiremezler. Artý-deðerlerin bu gerçekleþtiremedikleri kýsmý,  en iyi üretim yapan kapitalistlere (bu durumda uluslararasý tekellerdir) akmýþtýr. Ama ortalama sermaye bileþenine sahip olan kapitalistler ise ne baþkalarýnýn artý-deðerini elde etmiþlerdir ne de kendi artý-deðerlerini kaybetmiþlerdir. 1990-2000 arasý dönemde bu ortalama bileþenli sermayenin ÝTS’nin büyük katmaný olduðunu söyleyebiliriz. (1)
 
ÝTS’nin orta katmanýnýn bu kayýbý hiç kuþkusuz Türkiye gibi ülkelerin ihracat-ithalat dengesine olumsuz  bir þekilde yansýyarak, dýþ ticaret açýðýnýn bundan dolayý da cari açýðýn büyümesinde önemli bir etkendir. Bu dönemler ayný zamanda ülke ve dünya ekonomisinde büyümenin hýz kesmeye baþladýðý ve ekonomilerin küçülmeye baþladýðý dönemlerdir. Bu dönemlerde dünya pazarýnda rekabet daha da kýzýþýr ve bundan dolayý meta fiyatlarý daha da aþaðýya doðru  hareket etmeye baþlar. Belirli bir zaman sonra uluslararasý piyasa fiyatlarý,  uluslararasý ortalama deðerin altýna düþmeye baþlar ve en iyi üretimde bulunan kapitalistler (bu durumda uluslararasý tekellerdir),  uluslararasý piyasa fiyatlarýný belirlerler. Bu durumda ortalama sermaye bileþenine sahip olan sermayeler,  üretmiþ olduklarý artý-deðerin bir kýsmýný gerçekleþtiremezler ve bunu en iyi üretimde bulunan sermaye gruplarýna yani uluslararasý tekellere býrakmak zorunda kalýrlar. En kötü üretim koþullarýnda üretim yapan kapitalistler ise iflas ederler.

Ýþte 2000 ve 2001 yýllarýnda Türkiye’de ÝTS’nin orta katmaný iflas ederken, büyük katmaný da karýnýn bir kýsmýný uluslararasý tekellere býrakmak zorunda kalmýþtýr. Eðer o dönemdeki ekonomik veriler incelenirse bu çok açýk bir þekilde ortaya çýkar. ÝTS’nin iflas eden orta katmanýnýn mülkleri ya uluslararasý tekellere ya da ÝTS’nin büyük katmanýna devlet tarafýndan satýldý. Bu ayný zamanda  sermayenin merkezileþmesidir de.

Yukarýda kýsaca ele aldýðýmýz bu süreç aþaðý-yukarý 10-12 yýllýk bir süreci kapsadý. (2) 1980’li yýllarýn sonunda Türkiye ve dünyadaki ekonomik kriz (bu kriz Sovyet blokunun çökmesine neden oldu), Türkiye’de 1989 yýlýnda sermaye hareketlerinin serbestleþmesine ve Lira’nýn konvertibl bir paraya dönüþmesine neden oldu. Sabit kur sistemi ile de sermaye hareketlerine bir tür kýsýtlama da getirildi. Yine bu dönem Ýstanbul Menkul Kýymetler Borsasý’nýn (ÝMKB) açýldýðý ve þirketlerin hisse senetlerinin iþlem gördüðü ve böylece de finansman kaynaklarýnýn arttýðý; yine bu yýllarda ÝTS’nin orta ve büyük katmanýnýn uluslararasý tekeller ile Ortak-Giriþim biçiminde  geliþiminin arttýðý ve bu temelde üretkenlik derecelerinin geliþtiði bir dönemdi.

Bunun sonucu olarak Türkiye,  1990-1997 yýllarý arasýnda yýllýk bazda % 7-8 gibi bir  büyüme yakaladý. Ama ne zamanki 1980’li yýllarýn sonunda  baþlayan yeni devir hareketi 2000-2001 arasý sonuna gelmeye baþladý ve uluslararasý meta fiyatlarý 1997 yýlýndan itibaren düþmeye baþladý,  ÝTS’nin orta ve büyük katmanlarý ile uluslararasý tekeller arasýndaki üretkenlik farký bütün çýplaklýðýyla kendisini gösterdi,  iþte o zaman 1990’lý yýllarýn baþlarýndaki denge sarsýlmaya baþladý.

1997’den itibaren uluslararasý piyasa fiyatlarý aþaðýya doðru düþmeye baþlayýnca (bu dönemdeki Asya ve Rusya krizi ile en çok hassas ve kýrýlgan ekonomik ölçekler su yüzüne çýkmaya baþlamýþlardýr), Türkiye’nin ihracat gelirleri ithalata oranla düþmeye baþladý. Bundan dolayý cari açýk daha da yükseldi. Cari açýðýn daha da yükselmesi, dövize olan talebi arttýrdý ve döviz kurlarý aniden yukarý doðru fýrlamaya baþladý. Lira’ya yatýrým yapan yabancý para sermaye panik halinde dövize yönelmeye baþladý. Para piyasalarýnda dövize bu kitlesel yönelme likidite sorununu arttýrdý ve Merkez Bankasý piyasaya döviz enjekte etmeye baþladý. Bunun sonucunda Merkez Bankasý’nýn döviz rezervleri hýzla erimeye baþladý ve bu erime tehlikeli bir sýnýra kadar düþtü. Merkez Bankasý’nýn döviz rezervlerinin erimesi onun kurlara müdahale gücünü de zayýflatýyordu. Çünkü döviz kurlarýnýn ekonominin dengesi açýsýndan belirli bir düzeyde  tutulmasý þarttýr.

Yabancý para sermayenin hýzla panik halinde Lira’dan dövize yönelmesi (üstüne üstlük Hükümet ile Cumhurbaþkaný arasýnda “Anayasa kitapçýðý” krizi ile de üst üste düþünce) ve ülkeyi terketmesi sonucunda (bu bir gece de 5 milyar dolarý buluyordu) devalüasyon kaçýnýlmaz hale geldi.

Dünya pazarýnda meta fiyatlarýnýn düþmesi üç yönden Türkiye ekonomisini kýskaca alýnmasýna neden oldu:

·Ýhracat gelirlerinin düþmesiyle ülkeye döviz giriþinin düþmesi;
·Cari açýðýn gerektirmiþ olduðu döviz talebi karþýsýnda döviz kurlarýnýn yükselmesi ve yabancý sermayenin ani çýkýþý;
·Ýhracat gelirleri ve bu temelde de döviz giriþi düþerken, dünya piyasasýnda fiyatlarýn ÝTS’nin orta ve büyük katmanýnýn fiyatlarýnýn da altýna düþmesi sonucunda (bu noktada Çin ve Hindistan gibi ülkelerde daha ucuz maliyette üretilen metalarýn giriþi önemli bir rol oynamýþtýr),  ülkede varolan dövizin de yurt dýþýna akmasýna neden olmasý.

Türkiye 2000 ve 2001 krizlerinden,  ithalatý baský altýna alarak yani iç tüketimin düzeyini düþürerek ve döviz tasarrufu yaparak, ÝMF ile de 17. Stand-by anlaþmasýný yaparak ; devalüasyonla da ÝTS’nin metalarýnýn ihracat gücünü arttýrarak ve bu temelde de ödemeler dengesini disiplin altýna alarak çýktý. Ancak krizden tam çýkýþýn ve bu çýkýþýn az çok sürekli olmasý için uluslararasý sermayenin yoðun bir þekilde çekilmesine ihtiyaç vardý. Bunun da bir bedeli vardý:  ÝMF, AB ve ABD, Türkiye’den sermaye hareketlerini tamamen serbest býrakmasýný ve sabit kur sisteminden dalgalý ya da esnek kur sistemine geçmesini talep ettiler. Bu ÝTS’nin bir kýsmýnýn ama özellikle de büyük katmanýnýn uluslararasý tekelci sermaye ile sýký bir þekilde iç içe geçmesi ve baðýmlýlýðýnýn artmasý ve bu temelde de Türkiye’nin politik baðýmlýlýðýnýn daha da artmasý anlamýna geliyordu.

2000 ve 2001 krizi, ÝTS’nin orta katmanýnýn tek ekonomik iflasýna yol açmadý ama onun politik temsilcilerinin (ANAP, DYP, DSP) iflasýna da yol açtý. Bu partilerin politik küçülmeleri hiçbir þekilde tesadüf deðildir. Ekonomik temellerinin kayýp gitmesine paralel olarak politik temelleri de kayýp gitti.

2000 ve 2001 ekonomik krizinin çok önemli iki sonucu oldu. Bunlardan biri ekonomik diðeri ise politiktir.

Kriz, ekonomide alýnan yeni önlemler sonucunda, ÝTS’nin büyük katmanýnýn,  uluslararasý tekeller ile bütünleþme ve sýký bir þekilde iç içe geçmesi sonucunda ülke ekonomisindeki aðýrlýðýnýn artmasý ve toplumun ekonomisinin bütün sinir damarlarýnýn tamamen kendisine baðlamasýna neden oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ama özellikle de 1980’li yýllarýn sonlarýndan itibaren  geliþen ve güçlenen orta katmanýn yanýnda ikincil bir konumda olan ÝTS’nin büyük katmaný, 2000 ve 2001 krizlerinden sonra temel sermaye konumuna geldi. Bu dönemdeki ekonomik düzenlemeler ÝTS’nin büyük katmanýnýn ekonomik geliþiminin önünü açtý.

Ama bu ekonomik baðýmlýlýðýn daha da geliþmesi beraberinde Türkiye’nin  emperyalistlere politik baðýmlýlýðýn daha da geliþmesini gerektiriyordu. Aksi taktirde sermayenin yoðun bir þekilde Türkiye’ye akma süreci kesintiye uðrayacak ve ülkeye gerekli olan yabancý sermaye akýþý duracaktý. Yabancý sermayenin akýþýnýn durmasý, ülkenin krizden krize sürüklenmesi anlamýna gelecekti. Ýþte bu dönemde AB ile entegrasyon süreci ABD’nin de desteði ile hýz kazandý ve ekonomik alandaki geliþmelere saðlam bir politik biçim kazandýrma giriþimleri hýzlandý. Ama bu yeni döneme ÝTS’bin orta katmanlarýnýn politik temsilcileri (ANAP, DYP, DSP) adapte olamadýlar. Her ne kadar AB ile entegrasyonu savunsalar da bu dönüþümü yani yarý-baðýmlýlýktan tam baðýmlýlýða giden dönüþümü gerçekleþtirme iradesinden yoksundular. Ýþte bu noktada AKP ortaya çýktý ve AB ile olan entegrasyon sürecinin bayraktarlýðýný eline geçirdi. Emperyalistler ile ekonomik iliþkilerin daha da geliþtirilmesi doðrultusunda politik iliþkileri geliþtirmeye baþladý ve bunda ilerledikçe de emperyalist sermeyenin Türkiye’ye akýþýný sürekli hale getirdi.

Bu noktada AKP’nin tarihsel yeri ile ilgili olarak teorik bir belirlenim yapmak zorundayýz. Bundan sonra olaylarýn genel eðilimini görmek için þu soruya doðru yanýt vermek zorundayýz: AKP ÝTS içerisinde hangi katmanýn toplumsal ve politik temsilcisidir ve tarihsel olaylarýn geliþimi içerisinde bu katmanýn tarihsel rolü ve bu rolün sýnýrlarý nelerdir?

Bu soruya verilecek doðru yanýt bir çok sorunun çözümüne kilit oluþturur.

Tarihsel deneyim þunu göstermiþtir ki, ÝTS’nin orta katmaný ile büyük katmaný arasýnda, her ikisinin tarihsel olarak iç içe geçtiði, birinin diðerine dönüþümünde geçici olarak varolan bir ara dönem vardýr. Bu dönem ÝTS’nin orta katmanýný tarihsel olarak aþar ve ÝTS’nin büyük katmanýna da bir giriþ oluþturur. Bundan dolayý bir tür melez bir yapý oluþturur. Ýþte AKP, ÝTS’nin orta katmanýndan büyük katmanýna dönüþüm döneminde ortaya çýkan ve yapýsýnda hem orta katmanýn özelliklerini hem de büyük katmanýn özelliklerini barýndýran (zaten politik bileþenine bakýldýðý zaman dahi bu kolayca görülür) melez bir politik örgütlenmedir.

ÝTS içerisinde buna benzer bir tarihsel dönem yine yaþanmýþtýr. O da ithal ikameci sanayileþmeden ihracata dönük sanayileþme geçerken,  12 Eylül darbesinden sonra ANAP ile ortaya çýkan dönemdir.

AKP’nin tarihsel yerini belirledikten sonra sýra onun tarihsel kapasitesi ve bunun sýnýrlarý sorununa geldi.

Bu partinin ve temsil etmiþ olduðu eðilimin bir tarihsel sýnýrý vardýr. Yani tarihsel olaylarýn geliþiminin belirli bir sýnýrýndan sonra aþýlacaktýr. Nasýl kendisinden önceki eðilimler aþýldýysa o da aþýlacaktýr. Peki bu sorun kendisini nasýl ortaya koyacaktýr?

ÝTS’nin büyük katmaný, emperyalist sermaye ile Ortak-Giriþim biçiminde daha da sýký bir þekilde içiçe geçerek geliþtiði için ,  ilk baþlarda ülkeye yabancý sermayenin geliþinden oldukça memnundur. Çünkü üretkenliðinin geliþmesi ve bu temelde de ekonomik ölçeðinin büyütülmesi için gerekli sermayeye kavuþmaktadýr. Onun için 2002’den sonra ÝMF ile yapýlan Stand-by anlaþmasý ve AB ile entegrasyonun geliþtirilmesi doðrultusundaki politikalarý çok sýký bir þekilde desteklemiþtir.

Ancak iþte tam da bu noktada bir sorun vardýr. Türkiye’de sermaye hareketlerinin tam serbestleþmesi , yüksek faiz ve dalgalý kur sistemi, yabancý sermayenin daha da yoðun bir þekilde ülkeye girmesine  neden olurken ayný zamanda giderek rekabetin baskýsý altýnda, Ortak-Giriþim þirketlerinde emperyalist sermayenin payý, ÝTS’nin büyük katmanýnýn payý alehine aðýrlýk kazanmaktadýr. Belirli bir sýnýrdan sonra ise onu tamamen kendisine baðlayacaktýr. Ýþte gelecekteki ekonomik kriz bu baðlanmayý daha da arttýracaktýr.

Daha önce ÝTS’nin orta katmanýnýn ekonomik iflasýný gerçekleþtiren süreç, bu sefer ÝTB’nin büyük katmanýný adým adým iflasa sürükleyecektir. Ama bu süreç birden deðil yavaþ yavaþ olacaktýr. Genellikle sermayenin bir devir hareketi 10-12 yýllýk bir süreci kapsar. 2000-2001 yýllarýnda baþlayan yeni devir hareketi sonuna 2010-2012 yýllarýna doðru gelir. Devir hareketinin sonuna yaklaþtýkça,  uluslararasý tekelci sermaye ile ÝTS’nin büyük katmaný arasýndaki üretkenlik farkýnýn ortaya çýkmasý kaçýnýlmazdýr.

Nasýl 2000 ve 2001 krizlerinde, uluslararasý piyasa fiyatlarý önce uluslararasý ortalama deðer ile çakýþtý ve bu temelde ÝTS’nin orta katmanýnýn bir kýsým karýný uluslararasý tekellere akýttý ve sonra da uluslararasý piyasa fiyatlarýnýn uluslararasý ortalama deðerin altýna düþmesi sonucunda da bu katmanýn iflasýna neden oldu, ayný þekilde ÝTS’nin büyük katmaný da bu süreci yaþayacaktýr. Bu sürecin nasýl cereyan edeceði aþaðý-yukarý bellidir: Uluslararasý piyasa fiyatlarýnýn aþaðýya sallanmasý sonucunda, ÝTS’nin büyük katmaný üretmiþ olduðu artý-deðerin bir kýsmýný gerçekleþtiremeyecek ve bu gerçekleþtiremediði kýsým ihracat gelirlerinden bir düþüþe neden olacaktýr. Bu düþüþ, borçlarýn dönderilmesi için gerekli döviz rezervlerinde bir düþüþe neden olacak ve bundan dolayý da dövize olan talebi arttýracaktýr. Dövize talebin artmasý zaten dalgalanmaya býrakýlan döviz kurlarýnýn fýrlamasýna neden olacaktýr. Döviz kurlarýndaki bu fýrlama, yüksek fazi için Türkiye’ye gelen ve döviz bozdurup YTL’ye yatýrým yapan  uluslararasý para sermayenin zarar etmemek için hemen YTL’li býrakýp dövize hücum ederek ülkeyi terketmesine neden olacaktýr. Bu durum döviz kurlarýndaki fýrlamayý daha da arttýracak ve ÝTS’nin büyük katmanýnýn rekabet gücüne büyük darbe vuracaktýr. Sonuçta devalüasyon kaçýnýlmaz hale gelecek ve ithalatýn baský altýna alýnarak ihracatýn geliþtirilmesine yine ayný þekilde iç tüketimin gerek yüksek enflasyon yoluyla gerekse de onbinlerce iþçinin iþden çýkarýlmasý ile kýsýtlanmasýna neden olacaktýr.

Ýþte tam da bu noktada ÝTS’nin büyük katmaný iki seçenek ile karþý karþýya kalacaktýr:

·Uluslararasý tekelci sermayenin ezici çoðunluðunu oluþturduðu bir ekonomik örgütlenmeyi kabul etmek;
·Ya da ÝTS’nin büyük katmaný içerisinde uluslararasý tekelci sermayenin payýný sýnýrlandýrmaya çalýþma ve “Türk kökenli” sermayenin payýný arttýrmaya ve bu temelde de tam sömürgeleþmeye direnmek.

Bugün Türkiye’ye akan uluslararasý tekelci sermayeyi alkýþlayanlar ve AKP’ye övgü düzen ÝTS’nin büyük katmaný, bir ekonomik kriz anýnda onunla rekabet edemeyeceklerini anladýklarý zaman, ona düþman kesilmeye baþlayacaklardýr. Sermaye hareketlerinin serbestleþmesini kýsýtlamaya çalýþacaklar ve dalgalý kur ve yüksek faiz politikasýný terketmek için yeni politik arayýþlara gireceklerdir. Ama bunu yapmak istedikleri andan itibaren de köklü bir politik deðiþikliðe gitmek zorunda kalacaklardýr.

Bir sosyalist devrimin Türkiye’yi emperyalist sistemin dýþýna çýkarma ihtimalinin yokluðunu varsayarsak eðer,  o zaman sorunun ÝTS’nin kendi içerisinde çözüleceði seçeneðini de kabul etmiþ oluruz.

Ýþte devir hareketinin sonuna doðru (2010-2012) ortaya çýkacak bir ekonomik kriz,  bu sefer rüzgarý tersine tamamen çevirecek ve AKP’nin hükümetten þu ya da bu þekilde indirilmesine ve yerine ÝTS’nin büyük katmanýnýn, uluslararasý sermaye karþýsýnda payýný daha iyi korumaya çalýþan aþýrý Türk milliyetçi bir politik eðilimin gelmesine yolaçacaktýr. ÝTS’nin büyük katmaný içerisinde yabancý sermayenin kýsýtlanmasýnýn ve bunun sosyal sonuçlarýnýn halka kabul ettirilmesi için toplumsal ölçekte Türk milliyetçiliðinin örgütlendirilmesine ihtiyaç vardýr.

Ülke içerisindeki kaynaklarýn kullanýmý özellikle de devletin ve özel sektörün iç mali piyasalarda borçlanmasý, ÝTS’nin büyük katmanýnýn mali kaynaklarýnýn kýsýtlanmasýna yolaçacaktýr. Çünkü iç mali piyasalardaki sermaye birikimi hem özel hem de devlet için gerekli para sermaye birikiminden yoksundur. Böyle bir durumda genellikle özel sektörün iç mali piyasalarda dýþlanmasý ortaya çýkar. Çünkü özel sektör borçlanma yönünde devlet hazinesi ile yarýþamaz. Bu durum ülkenin ekonomik büyümesinin ortalamanýn altýnda büyümesine neden olur. Mali imkanlarýn bu kýtlanmasý (ki üretici güçler ile üretim iliþkileri arasýndaki keskinleþmeyi oldukça arttýrýr) devletin daha saldýrgan bir politikaya sürüklenmesine neden olacaktýr. Yabancý sermayeye kýsýtlama getirilmesi ile devletin saldýrgan ve totaliter karakterinin geliþmesi el ele giden bir süreç olabilir ancak.

Yabancý sermayeye kýsýtlama getirme giriþimi yani dýþ kaynaðýn ülkeye çekilmesi yolunun az çok sekteye uðratýlmasý ve iç kaynaðýn azami derecede sadece devletin kapsamlý müdahalesiyle ÝTS’nin büyük katmanýna akýtýlmasý süreci Türkiye toplumunu tek kelimeyle yýkýma sürükler. Böyle bir politika gerekli sermayeyi, aðýr vergiler yoluyla, azýnlýk ve ezilen uluslara ait burjuvalarýn sermaye birikimlerinin ahlaksýz ve zorba bir þekilde Türk ÝTS’nin büyük katmanýna aktarýlmasýyla ve ayný þekilde iþçi sýnýfý ve halkýn korkunç baský altýna alýnmasý ve sýzdýrýlan artý-deðerin azami bir düzeye çýkarýlmasý ile ancak o da geçici bir süre için saðlayabilir. Yabancý sermayenin birikiminin yerine iç birikimin konulmasý,  toplumun tamamen zapturap altýna alýnmasý sayesinde kýsmi olarak gerçekleþtirilebilir.

Yabancý sermayenin payýnýn kýsýtlanmasý politikasý ve gerekli olan sermayeyi elde etme sorunu Türkiye’yi dýþ politikada ancak zorbalýða ve maceracýlýða sürükleyebilir. Türki Devletler Birliði hedefi peþinde koþma ve Orta Asya’daki uluslarý ve onlarýn zayýf sermayelerini kendisine baðlama ve Ortadoðu’da Ýran’ýn zayýflatýlarak kendi payýnýn güçlendirilmesine çalýþma arayýþlarý kaçýnýlmaz bir þekilde dýþ politikanýn ana unsurlarý durumuna gelecektir.

Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Ermeni soykýrýmý, Almanya’da Yahudi soykýrýmý ve yine SSCB’de milyonlarca insanýn toplama kamplarýna toplanmasý ve aðýr iþler sonunda ölmeleri, sadece bu iç sermaye birikimine dayanýlarak sanayileþmeyi geliþtirme anlayýþýnýn bir ürünü olarak ortaya çýktý.
Hiç kuþkusuz gelecekte yani AKP’nin devrilmesinden sonra ortaya çýkacak olan böyle bir politik anlayýþýn temsilcileri MHP, BBP ve onlar ile az çok çýkarlarý çakýþan TSK’nýn üst bürokratik kesimleri olabilir.

Onun için AKP’nin þu andaki seçim zaferi bu makalenin baþýnda da belirttiðimiz gibi konjonktüreldir ve bu konjonktürün deðiþmesi ölçüsünde de kazanýmlarýnýn erimesi kaçýnýlmazdýr. AKP’nin seçim zaferinin  kalýcýlýðý üzerine yine AB ve burjuva demokrasisi üzerine politik hesap yapan libaraller ve onlara þu ya da bu þekilde endeksli olan küçük-burjuvalarýn sevinci kýsa sürecek ve liberal yanýlsamalarýnýn bedelini aðýr ödeyeceklerdir.

Komünistlere gelince onlar, liberal ve küçük-burjuvazinin hayal dünyasýný asla takip etmeyecekler ve onlarýn yanýlsamalarýna karþý amansýz mücadele yürüteceklerdir. Marksizmin militan materyalizmi ile kuþanan komünistler tarihsel geliþmenin genel çerçevesini az çok doðru bir þekilde bilince çýkararak kendilerini bu tür liberal ve küçük-burjuva yanýlsamalý tuzaklardan koruyacaklardýr ve devrimci ve gizli bir örgütün oluþturulmasý ve geliþtirilmesi çabalarýndan asla vazgeçmeyecekler ve bu görevi sulandýran oportünistlere karþý ideolojik, politik ve örgütsel olarak da uzlaþmaz mücadele yürüteceklerdir.

DEVRÝMCÝ BÜLTEN


Devrimci Bülten Sayý 45, Devamý...


(1) Bunlarý nasýl hesapladýðýmýz bu makalenin sýnýrlarýný aþar ve baþka makalelerin konusudur.Þimdilik genel bir belirlenimle yetiniyoruz.

(2) Kar oranlarýnýn dönemsel olarak eþitlenme eðilimi sorunu Marx tarafýndan Kapital-III’de iþlenmiþtir.Daha geniþ bilgi için oraya bakýlabilir.Bizin burada yaptýðýmýz Marx’ýn genel ilkelerinin belirli bir somut döneme ampirik uygulanmasýdýr.

|
_ _