[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-02-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 45 (2) }
| Devrimci Bülten
İŞBİRLİKÇİ TEKELCİ BURJUVAZİNİN POLİTİK KRİZİ VE “İKİLİ İKTİDAR” (K. Erdem)


Ordu ve onu destekleyen politik eğilimler ile hükümet ve onu destekleyen politik eğilimler arasında uzun zamandan beri süren politik gerilim, giderek işbirlikçi tekelci burjuvazinin (İTB) bir politik krizine dönüşmüştür. Ama bu politik kriz, İTB’nin çeşitli katmanları arasında iktidar savaşımının kızışmasının sonucu ve bu temelde de devlet aygıtının şu ya da bu şekilde İTB’nin çeşitli katmanları arasında paylaşılmasının ve yine bu temelde de bir ikili iktidarın ortaya çıkması ile karakterizedir.

Ortaya çıkan somut politik gelişmeleri doğru değerlendirebilmek için herşeyden önce politik olayların içerisinde hareket ettiği genel tarihsel çerçeveyi teorik olarak az çok doğru bir şekilde bilince çıkartmak gerekir. Aksi taktirde içinden geçilen süreçte ortaya çıkan politik olayların doğru bir analizi mümkün değildir. Tam da bu noktada öncelikli olarak sorulması ve cevaplandırılması gereken soru şu olmalıdır: İTB içerisindeki bu politik krizin tarihsel ve toplumsal karakteri nedir?

Daha önce de bir çok defa belirttiğimiz gibi gerek uluslararası tekelci burjuvazi gerekse de İTB, emperyalist dünya ekonomisinin birleşik yapısı ve tarihsel gelişimi temelinde katmanlar biçiminde gelişir. (1) Bu katmanların tarihsel oluşumu, gelişimi ve birinin diğeri içerisinden çıkışı, bir bütün olarak uluslararası çapta sermayenin devir hareketleri sorunu ile yakından bağlantılıdır. (2) Sermaye sürekli devir halindedir. Yani başladığı noktaya sürekli geri döner ama çoğalmış yani kar elde etmiş olarak. Geri dönen sermaye aynı zamanda birikir ve birikim rekabetin baskısı altında tekrar değişen ve değişmeyen sermaye olarak yeniden-üretim sürecine döner. Ama eskisinden daha büyük boyutlarda yani üretici güçlerin daha da gelişmesi temelinde. İşte üretici güçlerin gelişmesi ile sermayenin çeşitli katmanlarının gelişimi el ele gerçekleşir. Demek ki, sermayenin uluslararası devir hareketleri, onun uluslararası yeniden-üretim ve birikim süreçlerinden, kar oranlarının uluslararası çapta eşitlenmesinden ve bunun başka bir ifadesi olan uluslararası çapta kar oranlarının tedrici düşüşünden vede uluslararası çapta kapitalizmin üretici güçlerinin gelişmesinden ve bu gelişimin biçimi olan katmanların oluşumundan ayrılmaz. Bütün bunlar iç içe geçmiş tek bir süreçtir. Bu sorun bizi direk K. Marx’ın Kapital’inin kalbine götürür.

Biz yine konumuza dönersek eğer, Türkiye’de İTB’nin politik krizi, uluslararası emperyalizmin ekonomik ve politik baskısı sonucunda , İTB’nin çeşitli katmanları (küçük, orta ve büyük) arasında ekonomik ve politik çıkar farklılığının giderek daha fazla “su yüzüne” çıkması ve politik iktidarın tamamen ele geçirilmesi etrafında da politik savaşımın kızışması ile karakterizedir.

Her sınıf kendi tarihsel ve toplumsal çıkarlarını daha da geliştirebilmesi için politik iktidarı tamamen kendi denetimi altına almak zorundadır. Bu ise ancak diğer sınıfların devlet aygıtı içerisinde temizlenmesinden ve toplumsal baskı altına alınmasından geçer.

Az yukarıda da belirttiğimiz gibi, uluslararası emperyalist ekonomide üretici güçlerin gelişimi Türkiye gibi ülkelerde de üretici güçlerin gelişimine neden olur. Bu gelişme kaçınılmaz olarak İTB’nin toplumsal sermayesinin gelişmesine ve büyümesine ve bu temelde de tarihsel bir evrim geçirmesine neden olur. Özellikle son 15-20 yıldan beri Türkiye’de İTB’nin büyük katmanı ekonomik olarak giderek güçlenmiş ve toplumsal sermayenin ezici çoğunluğunu eline geçirmiştir. Ama buna karşılık politik iktidar, İTB’nin orta katmanının elinde kalmaya devam etmiştir. Bu çelişki tarihsel olarak kendisini bir çözüme bağlamaya çalışmaktadır. İTB’nin büyük katmanının ekonomik düzeyi ile onun politik biçimi arasındaki uyumsuzluk önce politik gerilime daha sonra da politik iktidarın fethi çerçevesinde politik krize dönüşmüştür.

İçinden geçilen aşamada, ekonominin geçirmekte olduğu tarihsel evrimin gecikmeli bir şekilde politik alanda gelişimi sözkonusudur. İçinden geçtiğimiz süreçte politik iktidar İTB’nin orta katmanının elinden büyük katmanının eline geçme sürecini yaşamaktadır. Bu geçiş toplumsal sınıf ve çıkar farklılığından dolayı sancılı ve çatışmalı olmakta ve yer yer düşmanca biçimlere bürünmektedir ve mevcut durumda bir ikili iktidara yani devlet aygıtının İTB’nin bu iki katmanı arasında örtülü ve örtüsüz bir şekilde paylaşılmasına neden olmuştur.

Devrimci Bülten’in 44. sayısında “Genelkurmay Neyin Hazırlığını Yapıyor?” adlı makalede, mevcut hükümetin yanında , Genelkurmay odaklı olan ve gayri resmi bir başka hükümetin giderek oluşmakta olduğu tespiti yapılmıştı:
"Türkiye’nin devlet politikası kendi içerisinde giderek oldukça karmaşık bir yapıya bürünmektedir. Mevcut AKP hükümetinin yanında giderek nüve halinde başka bir hükümet doğmaktadır. Bu ikinci hükümet, kendi politikalarını mevcut hükümetin hemen yanı başında ama ondan gizli şekillendirmeye çalışmaktadır. Görünen o ki şu anda kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır." (K. Erdem, Devrimci Bülten s. 44, s. 49)
Politik iktidarın tamamen fethi çerçevesinde bu iki katman arasındaki politik savaşım devlet aygıtının çeşitli kurumlarını ele geçirme çerçevesinde giderek kızışmış durumdadır. Hükümetin AB’ye uyum çerçevesinde, AB ve ABD emperyalizminin kısmi desteğiyle, devlet aygıtı içerisindeki bazı özerk kurumların (ordu gibi) kurumsal yapılarını bozma ve onları hükümete ve parlamentoya bağlama ve böylece bu kurumların bir tehdit potansiyeli olma ve çeşitli dönemlerde bu potansiyeli fiiliyata geçirme olanaklarını elinde alma girişimi, devlet aygıtı içerisindeki bu özerk kurumların direncine çarpmakla kalmamış ama aynı zamanda , onları, geniş bir toplumsal cephede politik olarak organize olmaya ve iktidar mücadelesini kızıştırmaya itmiştir.

Böylece devlet aygıtını oluşturan kurumların İTB’nin bu iki katmanı arasında, bilinç ve örgütlenme dereceleri ile orantılı olarak paylaşılması ortaya çıkmıştır.

·İTB’nin orta katmanı: Başbakanlık, Bakanlıklar, polis teşkilatı, MİT vs. kontrol etmektedir. Bu kurumların politik desteğini ise AKP ve onun hegemonyası altında ANAP ve D(Y)P ile bir müttefiklik ilişkisi çerçevesinde sağlamaya çalışmaktadır. İTB’nin bu orta katmanı TÜSİAD’ın büyük bir kısmının ve AB ve ABD’nin kısmi desteğine sahiptir.
·İTB’nin büyük katmanı: Orduyu kontrol etmektedir. Zaten bu katmanın politik ve askeri olarak ağırlık merkezini Genelkurmay oluşturmaktadır. Şu anda bir politik partinin ulusal ve uluslararası alanda oynayacağı politik rolü Genelkurmay rahatça oynamaktadır. Bu kurum İTB’nin büyük katmanının ulusal ve uluslararası alanda politik koordinasyonunu sağlamakta ve toplumsal güçlerin tek bir cephede birleştirilmesine şu ya da bu şekilde destek olmaktadır. Şu anda İTB’nin büyük katmanının ideolojik, politik ve askeri merkezi olarak çalışmaktadır. İTB’nin bu katmanı politik kitle temelini faşist Türk milliyetçiliği yani MHP ve benzeri partiler aracılığıyla oluşturmaya çalışmaktadır. Ama toplumun diğer sınıf ve katmanlarında da İTB’nin orta katmanını tecrit etmek için destek aramaktadır ve bu noktada da önemli taktikler geliştirmiştir ve geliştirmektedir. Genelkurmay sivil toplum örgütleri (STÖ) aracılığıyla ideolojik (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi gibi) ve politik (Atatürkçü Düşünce Derneği ve Kuvayi Milliye Derneği vs. ) etkisini geliştirmekle kalmamaktadır ama özellikle de bu dernekler aracılığıyla bazı politik taktiklerin gerçekleştirilmesine çalışmakta ve illegal ve gizli faaliyetlere yasal bir örtü de oluşturmaktadır. Bu STÖ’lerin bir başka politik fonksiyonu da, İTB’nin sol katmanı (temel temsilcisi CHP’dir ama başka partileri de içerir: SHP, DSP vs. gibi) ve liberal burjuvazinin bazı politik eğilimleri (İP gibi) ile tabanda politik müttefiklik ilişkisinin kurulmasını sağlamak ve bu eğilimlerin İTB’nin orta katmanından tecrit edilmesinde politik araçlar olarak yararlanmaktır. ”Laiklik” gösterilerinde bu derneklerin CHP, DSP ve İP gibi partilerle beraber hareket etmesi ya da onları arkasında sürüklemesi tesadüf değildir.

İTB’nin büyük katmanının devlet içerisinde kontrol ettiği başka kurumlar da Cumhurbaşkanlığı (ki son dönemlerde etrafında büyük bir politik mücadeleye sahne olmuştur) , YÖK, Anayasa Mahkemesi vs.

İTB’nin büyük katmanı her ne kadar taktik gereği bu partilerle bir dereceye kadar ittifaklık ilişkisi geliştiriyorsa da asla temel politikasını bu toplumsal katmanlar ve onların temsil ettiği ideolojik ve politik çizgi üzerine oturtmamaktadır. İTB’nin büyük katmanı git gide gerek iç gerekse de dış koşulların bastırması ve zorlaması sonucu temel politikasını faşist Türk milliyetçiliği üzerine oturtmaktadır. Bu politikanın asıl kitle temelini ise MHP gibi partiler oluşturmaktadır.

Bu noktanın anlaşılması oldukça önemlidir. Çünkü genel politik eğilimin ve bu eğilimin tarihsel sonuçlarının anlaşılmasına yardım eder.

Bu noktada çok önemli bir teorik sorun belirmektedir: İTB’nin büyük katmanı, kendi tarihsel çıkarlarının farkına nasıl varmakta ve kendi toplumsal bilinç biçimlerini nasıl yaratmaktadır?

Bu noktanın ayrıntılı bir biçimde burada ele alınması mümkün değildir ancak kısaca da olsa bu soruna burada değinmek gerekir. Olayların tarihsel çerçevesinin anlaşılmasında ve bazı “komplo teorileri”nden sakınılması ve bu tür tuzaklara düşülmemesi açısından bu soruya doğru bir teorik cevap vermek gerekir.

Herşeyden önce İTB’nin büyük katmanının kendi toplumsal bilinç biçimlerini oluşturması, geliştirmesi ve toplumsal bir hakimiyet ile sonuçlandırması tarihsel bir süreçtir. Bu süreci koşullandıran temel etken , uluslararası emperyalist ekonominin gelişmesi çerçevesinde İTB’nin orta katmanının üretici güçlerinin daha da gelişmesi ve bu gelişimin belirli bir aşamasından sonra da İTB’nin orta katmanından kopan ya da ayrılan ve ondan ekonomik ölçek olarak daha da gelişmiş yeni bir katmanın ortaya çıkması ve içinden çıkmış olduğu katmanın üretim ilişkileri ile şu ya da bu şekilde çatışmaya düşmesidir. Ama bu çatışmayı bütün biçimleri ile şu ya da bu şekilde bilince çıkaran İTB’nin büyük katmanını oluşturan kapitalistler değildir. Onların ideolojik ve politik öncüleri olan ve toplumun içerisine şu ya da bu şekilde yayılmış olan aydınlardır. Bu aydınlar ordu içerisinde, faşist partiler ve örgütler içerisinde, üniversitelerde, gerici dernek ve STÖ’lerde, faşist ve gerici düşünce kurumlarında, devlet bürokrasisinde, kitle iletişim araçlarında vs. yani toplum ve devlet içerisinde şu ya da bu şekilde ilk başlarda dağınık bir halde ortaya çıkmışlardır. Gerek iç koşulların gerekse de dış koşulların birbirini tamamlaması çerçevesinde de giderek toplumsal çapta bir politik harekete dönüşmüştür.

Ekonomik alanda İTB’nin büyük katmanının, İTB’nin orta katmanı içerisindeki bir grup kapitalistin uluslarararası tekeller ile “Ortak Girişim” biçiminde örgütlenmesi ve ekonomik ölçeğini büyütmesi ile orta katmandan tedrici bir şekilde ayrılmasına benzer bir durum politik alanda da kendisine özgü bir biçimde ortaya çıkmıştır ve çıkmaktadır. İTB’nin orta katmanının politik sistemi içerisinde giderek bir politik tabaka şu ya da bu şekilde önce dağınık bir şekilde ondan ayrılmaya başlamış (3) daha sonra da uygun tarihsel koşullar çerçevesinde de toplumsal ölçekte birleşmeye ve güçlenmeye başlamıştır. Demek ki devlet aygıtını oluşturan kurumların içeriği ideolojik ve politik olarak bir evrim geçirmektedir. Bu evrim, İTB’nin büyük katmanının gelişimi ile onun tarihsel çıkarlarını algılayan, sezen ve bunu benimseyenler ile buna tarihsel açıdan motive olamayan ve İTB’nin orta katmanının eski biçimlerinde ısrar edenler arasında bir çatışmayı da beraberinde getirmektedir. Bugünkü ikili iktidarın tarihsel temeli ve karakteri bu fenomende saklıdır.

Burada akılda turulması gereken en önemli noktalardan birisi de, İTB’nin büyük katmanını oluşturan kapitalistlerin kendi tarihsel çıkarlarının farkına ideolojik ve politik olarak ilk önce kendilerinin değil, yukarıda belirttiğimiz gibi toplum ve devlet içerisine şu ya da bu şekilde dağılmış olan ideolojik ve politik öncüllerinin yani aydınlarının farkına varmış olması olgusudur. Bundan dolayı şu itiraz ileri sürülemez: Büyük sermaye İTB’nin büyük katmanının politik çizgisini izlemede isteksiz ve böyle bir çizgiye onay vermez.

Bu itiraza karşı şu ileri sürülebilir: İTB’nin büyük katmanının politik hareketi politik iktidarın tamamen fethini belki de bu büyük sermayeye rağmen ele geçirecektir. Ama daha sonra devlet iktidarı aracılığıyla onları tamamen yanlarına çekebilecektir.

İçinden geçtiğimiz süreçte ikili iktidar durumu hiç kuşkusuz fazla sürmeyecektir. Daha şimdiden ikili iktidar sorunu şöyle bir soruna dönüşmüştür: Kim kimi tamamen altedecek ve toplumsal hakimiyetini kuracak?

İkili iktidar dönemleri genellikle göreceli denge dönemleridir. Bu dönemler genellikle uzun sürmez. Taraflardan birisi diğerini tamamen altedecek ve onu baskı altına alacaktır. Dengenin bozulmaya başladığını gösteren politik gelişmeler görülmektedir. Özellikle de Genelkurmay odaklı olan bir çok provakasyon ve örtülü operasyonlarda büyük bir artış görülmektedir. Ama bu operasyonların en büyük özelliği büyük “politik riskler” içermesidir. Büyük politik riskleri ve büyük hedefleri önüne koyan bir hareket zaferden başka bir şey düşünmez. Çünkü yenilgisi devlet aygıtından temizlenmesi ile sonuçlanacaktır. (4)

Son bir iki yıldan beri Genelkurmay odaklı olduğu artık çok açık bir şekilde ortaya çıkan ve önce hükümetin istikrarsızlaştırılmasını ve daha sonra da devrilmesini ama bununla birlikte de bir daha da hükümete gelememesini hedef alan ve “şeriat” korkusunun provakasyonlar ile azdırıldığı bazı olaylar (son bir kaç ayda bunun dozu özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçimi etrafında daha da artmıştır), ikili iktidar durumunun giderek bozulmaya başladığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

·Danıştay Saldırısı: Bütün politik veriler “Şuursuz terörizm” çerçevesinde Genelkurmay’ın bir provakasyonu olduğunu göstermektedir.
·2006 Nisan’ında TSK’nın üst subay kademesi ile ilişkili olduğu belirlenen Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği (VKGB)’nin bazı yöneticilerinin bir çok provakasyon eylemine karıştığı suçlamasıyla polis tarafından yakalanması.
· Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan el bombaları: Son dönemdeki yakalanmalar Kuvayi Milliye Derneği ile bağlantılı olan emekli askerlerin “el bombası cephaneliği”nden olduğu anlaşıldı.
·NOKTA dergisine 13 Nisan 2007’de yapılan “garip” baskın: Nedeni Genelkurmay’ın sivil politikaya müdahalesinin bazı bağlantılarını açıklaması.
·Trabzon’daki Papaz suikastı: BBP’lerin kullanılarak yapılan bu cinayetin amacı, Türkiye’de AKP hükümeti ile birlikte giderek başka dinlerden olanlara tahammül edemeyen bazı kökten dincilerin türediğini “zorlama” da olsa göstermek.
·Hrant Dink suikastı: Hükümeti uluslararası alanda zor duruma sokmak ama özellikle de ABD ve AB ile ilişkilerinin zora girmesini sağlamak.
·Malatya’da misyonerlere karşı girişilen katliam: Papaz suikastı ile elde edilmek istanen aynı amaç.
·YÖK Başkanı’nı hedef alan ancak binaya karşı sıkılan silah: Amaç sözde yükselen “irtica”nın eğitimde dini kadrolaşmayı engellediği için laik kurumları artık silahlı olarak hedef seçmeye başladığı ve bunun da hükümetten cesaret alarak yapıldığı anlayışını yerleştirmek. Saldırganın alevi kökenli ve Kuvayi Milliye Derneği ile bağlantılı bir genç olduğu ortaya çıktı.
·Genelkurmay’ın ABD ziyareti: ABD’nin Genelkurmay Başkanı ile Dışişleri Bakanı’nı ayrı ayrı kabul etmesi, ABD politikası içerisinde hem hükümet hem de TSK yanlılarının olduğunu göstermektedir.
·Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan basın toplantısı: Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken kamuoyunu hazırlamaya çalışmak.
·Cumhurbaşkanı’nın 13 Nisan Harp Akademileri’ndeki konuşması: Kamuoyunu hazırlamak.
·Ankara’da 14 Nisan “laiklik” mitingi. Daha sonra benzerleri başka illerde de yapıldı: Politik etkinin geliştirilmesi ve hükümetin kuşatılmaya çalışılması ve baskı altına alınması.
·Genelkurmay’ın basına kapalı Harp Akademileri konuşması: Ordu tabanına seslenme ve onları politik olarak aydınlatma.
·Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisi ile verilen muhtıra.
·Genelkurmay’ın Güney Kürdistan’a askeri harekat isteği.

Ama son bir kaç aydan beri Genelkurmay odaklı olan politik kampanyanın daha da geliştirildiği ve boyutlandırılmaya çalışıldığı “şeriat tehditi”nin “bölücülük tehditi” ile giderek koordine edilmeye başlandığı ve bu temelde toplumsal güçlerin cephesinin geliştirilmeye çalışıldığı gözlenmektedir. Giderek bilinçli bir şekilde “irtica”ya karşı mücadele ile “bölücülüğe” karşı mücadele birleştirilmektedir. Bu ikisini önüne koyan politik hareket iktidarı tamamen ele geçirmek isteyecektir.

Nasıl “irtica” tehditi abartılıp ve provakasyonlar ile kamuoyu yaratıldıysa aynı şekilde son dönemlerde de buna benzer bir durum PKK ile olan savaşta, Genelkurmay asker cenazeleri aracılığıyla yaratmak istemektedir. Bu noktada biraz durup “Şeytanın avukatlığı”nı yapmak istiyoruz.

Asker cenaze törenleri son dönemlerde faşist milliyetçiliğin gövde gösterisine ve hükümete meydan okumaya dönüştüğü için , seçimler öncesi, ordunun daha fazla asker cenazesi kaldırma “politikası” herhalde tesadüf olmasa gerek. MHP seçim stratejisini tamamen bu nokta üzerine yani “Hükümetin terör karşısındaki zafiyeti ve aczi” üzerine kurmuştur. Son dönemlerde bazı olayların aynı döneme rastlaması, “rastlantı” değerlendirmesini oldukça aşmaktadır.

Toplumda bazı kesimlerin başlattığı “ savaşta üst rütbeli subaylar ölmüyor” tartışması yaşanırken bir binbaşı ve yarbayın “öldürülmesi” yine asker cenazelerinin “Laiklik” gösterilerinden sonra ilginç bir şekilde artma göstermesi ve yine aynı şekilde Genelkurmay’ın bildirisi ile toplumdan “teröre karşı laiklik gösterileri gibi gösterilerin yapılmasını istemesi” yine aynı şekilde, asker cenaze törenlerinin hükümeti büyük bir teşhir kampanyasına dönüşmesi, insanın aklına şu soruyu getiriyor: Genelkurmay kendi askerlerini bazen PKK’nın hedef menziline bilerek mi sokuyor?

Bu soru hiçbir şekilde yabana atılmaması gereken bir sorudur ve bunun böyle olması kuvvetle muhtemeldir.

Seçimler öncesi ordunun biraz fazla asker kaldırarak dolaylı olarak kime destek verdiği ortadadır. Yine bu cenazeler Hükümet üzerinde Güney Kürdistan’a operasyon düzenleme baskısını da arttırmaktadır.

Bunun adı oyun içinde oyundur!

Bu oyununun oldukça karmaşık olduğu ve Genelkurmay’ın daha büyük politik ve askeri hedefleri gözettiği daha önce Devrimci Bülten’de yeralan makalelerde belirtilmişti. Genelkurmay tek hükümetin devrilmesini ve böylece de iktidarın tamamen kendi politik çizgisini savunan faşist milliyetçi eğilimlerin eline geçmesini gözetmemektedir. Ama TC’yi politik ve askeri olarak bölgede daha etkin kılacak bir yapılanma da içerisindedir. Genelkurmay’ın kısa ve uzun politik ve askeri hedefleri iç içe geçmiş ve koordineli bir şekilde yürümektedir. Devrimci Bülten’in geçen sayısında bu durum belirtilmişti:
“Bu yukarıda saydığımız noktalardan en ilginci Ege Ordusu’nun K. Kürdistan’a kaydırılmasıdır. İlk bakışta bunun Güney Kürdistan ve PKK için kaydırıldığı düşünülebilir. Belki Genelkurmay hükümeti de böyle uyutmaya çalışmış olabilir. Ancak bu asker kaydırmaya İran’ın bir diplomatik açıklama istediği hemen hemen kesindir. Çünkü İran, Güney Kürdistan ve PKK bahanesi altında Türkiye’nin K. Kürdistan’a asker kaydırmasını başka şekilde yorumlamaktadır. Türkiye’nin, ABD ve İsrail ile anlaşıp İran’a saldırmasından şüphelenmektedir. Bu asker kaydırmadan sonra İran, Türkiye’nin PKK bahanesi ile asker kaydırmasını önlemek için ve Türkiye’nin niyetini tam öğrenmek için, Türkiye’nin yerine PKK’nın Kandil dağındaki kamplarını bombaladı. Her ne kadar Türkiye sınıra yığdığı 250 bin kişilik askerin bir kısmını geri çektiyse de ana gövdesini korumaktadır.

TSK’nın Ege Ordusu’nu lağvetmesi hiç kuşkusuz Türkiye’nin tehdit algılamalarının değiştiğinin bir göstergesidir. Ege ordusunun K. Kürdistan’a konumlandırılması, TSK’nın kapsamlı bir savaşa hazırlandığının ve bu temelde ordunun yapılandırılmasının en ciddi işaretidir. Ama işin ilginç tarafı böyle bir kaydırma tek Türk diplomasisinin başarısıyla olabilecek bir durum değildir. Yani Yunanistan ve Kıbrıs’ın Ege’de tek TC diplomasisi durduramaz. Bu noktada ABD’nin güçlü desteğinin alındığından şüphe yoktur. ” (K. Erdem, “Genelkurmay Neyin Hazırlığını Yapıyor?, Devrimci Bülten sayı 44, s. 49)
Genelkurmay kendi elinin altındaki askerleri harcatacak kadar aşağılık politikalara, toplumun gözünde hiçbir şekilde meşru olmayan politik ve askeri araçlara büyük ölçüde angaje olmuştur. (5)

Genelkurmay odaklı olan bu örtülü ve örtüsüz operasyonlardan çıkan genel sonuç nedir?

·Ordu ve genel olarak devlet içerisinde disiplin bozulmaya başlamıştır.
·Devletin tarihsel ve toplumsal temeli kayıp gitmektedir ve ancak halkın gözünde meşru olmayan araçlar yoluyla düzen kurulmaya çalışılmaktadır. Bu durum devletin halkı eskisi gibi artık yönetememeye başladığını da gösterir.
·Devletin içerisindeki bazı öğelerin yine devletin koymuş olduğu hukuki çerçeveye riayet etmemesinin boyutlarının büyüklüğü ile (örneğin TSK’nın şu andaki illegal faaliyetleri ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan komedi vs. ) yani hukuksal çerçevesinin giderek biçimsel hale gelmesi, devletin yörüngesinde köklü bir kaymanın gerçekleşmete olduğunu ve aynı şekilde İTB’nin çeşitli katmanları arasındaki çelişkilerin giderek keskinleşmekte olduğunu gösterir.
·Devletin tarihsel ve toplumsal temelindeki bu köklü kayma, devletin daha da totaliterleşmesine ve otoriter yapısının daha da gelişmesine neden olur ki, tarihsel sonuçları kaçınılmaz olarak iç savaşa varır.


---------

(1) Bu noktada daha fazla bilgi için Devrimci Bülten’in çeşitli sayılarına bakınız.
(2) Bu noktada daha hazla bilgi için Devrimci Bülten’in 42. sayısında yayınlanan « Enternasyonalizmin bazı teorik sorunları » adlı makaleye bakınız.
(3) Bu noktayı doğru anlamak gerekir.Bu ayrılmayı ille de fiziksel bir ayrılma olarak düşünmemek gerekir.Örneğin devlet içerisinde İTB’nin orta katmanının ideolojik ve politik eğiliminden uzaklaşan ama hala daha da bu devlet kurumları içerisinde faaliyet gösteren bir çok birey vardır.
(4) İçinden geçilen süreç değişik biçimlerde ve tarihsel koşullarda 1977-1980 arası döneme çok benzemektedir.
(5) Şu an TC’nin geçirmekte olduğu evrim ilginç bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu’nun 1908-1914 arası geçirmiş olduğu evrime benzemektedir.İttihat ve Terraki Partisi’nin önce Osmanlıcılıktan Panislamizm’e ve daha sonra da Pantürkizm’e hızlı bir şekilde kayması ve bu temelde de Teşkilat-ı Mahsusa gibi orduya bağlı yasadışı ve gizli örgütler kurması ve bu örgütler aracılığıyla toplumda korku ve istikrarsızlık yaratarak bir darbe ortamının oluşmasına çalışmasına benzer bir durum bugün de yürürlüktedir.Teşkilat-ı Mahsusa o zamanlar ordu tarafından İttahat ve Terraki Partisi’nin sivil kanadından gizli ve onların haberi olmadan kurulmuştu ve terör estirmişti. 2 Ocak 1913 darbesi ile içerideki işi bittikten sonra , savaş sırasında ülke dışında faaliyete geçmişti ama Ermeni soykırımında önemli görevler üstlenmişti.


Devrimci Bülten Sayı 45, Devamı...


|
_ _