[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 45 (3) }
| Devrimci Bülten
SOSYALİST DEVRİM VE ULUSLARARASI TEKELCİ SERMAYE KARŞISINDA TUTUM SORUNU (II) (K. Erdem)

3-“İşçi Denetimi ve Kontrolü“ mü Yoksa “Komünist Üreticilerin Denetimi ve Kontrolü“ mü ?

Büyük sanayinin çöküşüne neden olan en önemli etkenlerden bir tanesi de (elbette ki diğer etkenlerin birlikte) “işçi denetimi ve kontrolü” görünümü altında ortaya çıkan küçük-bujuva anarşizmi olmuştur.

Marksist teoride “işçi denetimi ve kontrolü” hep yanlış anlaşılmıştır. Bu yanlış anlamanın altında “sosyalizm (komünizm) teorisi”nin yanlış anlaşılması yatmaktadır. Ama bu sonuncusunun yanlış anlaşılmasının altında da kapitalizmin mantıksal ve tarihsel yapısının yanlış anlaşılması yatmaktadır.

Kapitalizmin tarihsel çerçevesinin doğru ortaya konulamaması, komünist teorisyenleri (Lenin de dahil) sanayi temelinde bir sosyalizm (komünizm) anlayışına ve bu temelde de ekonomik ve politik kategorileri birbirine bağlamaya götürmüştür.

III. Enternasyonal’in kurulduğu dönemde bütün teorisyenler (Lenin, Stalin, Troçki, Buharin vs. ) istisnasız sanayiyi sosyalizmin temeli olarak ele alıyorlardı. Onlara göre büyük ölçekli üretimin az çok ortaya çıktığı bir toplumda yapılacak tek şey, burjuva devleti parçalamak ve proletarya diktatörlüğünü kurmak vede kapitalistlerin özel mülklerini kamulaştırarak sosyalist üretim ve bölüşümü örgütlemektir. Bu “sosyalist üretim ve bölüşümü” de “işçi denetimi ve kontrolü” aracılığıyla “sosyalist demokrasi”nin bütün işçi ve emekçileri kucaklamasını sağlayarak gerçekleştirmekti. Herşey dışarıdan bakınca mantıklı görünüyordu. Ancak tarihin akışı içerisinde, olayların hiç de öyle olmadığı, kafalarında tasarlamış oldukları şeyin sadece bir dogma olduğu ortaya çıktı. Denebilir ki sonuçları tek kelimeyle felaket oldu.

1920’li yıllarda bir teorik tartışmada Stalin, sosyalizmin sanayi temelinde inşaa edileceğinin işin ABC’si olduğunu belirtirken, tek kendi görüşünü değil, içerisinden çıkıp geldiği ve ürünü olduğu genel anlayışı da açığa vuruyordu:
"... sanayi sosyalizmin, sosyalist inşaanın temelidir, ABC'sidir; ancak sanayiyi geliştirebilmek için ise işe tarımdan başlamak zorundayız." (Stalin, Eserler cilt-8, s. 109 Inter yayınları)
Bolşeviklerin en büyük teorik hatalarından bir tanesi de kamulaştırma ile sosyalizasyonu aynı anlama gelecek şekilde kullanmak olmuştur. Bir çok defalar da belirttiğimiz gibi bu durum Lenin, Stalin ve Troçki’de çok belirgindir ve ortak bir noktadır. Halbuki Marx ile Engels bu ikisini hiçbir zaman birbirine karıştırmamışlardır. Aralarındaki ayırımı vurgulamışlardır. Üretim araçlarının sosyalizasyonu (komünistleşmesi), sosyalist (komünist) toplumun maddi gelişiminin somut biçimlerinin bilince çıkarılması ile iç içe geçtiği için ve bunun da emperyalizm teorisi ile bağlantılı bir durum olması dolayısıyla, Bolşeviklerin emperyalizm teorisindeki eksiklikleri ve yanlışlıkları, kaçınılmaz olarak onları, sosyalizm ve proletarya diktatörlüğü sorunlarında hatalara götürmüştür.

Kısacası üretimde “işçi denetimi ve kontrolü”, sosyalist demokrasi çerçevesinde ancak sosyalizmin (komünizmin) maddi unsurlarının gelişmiş olduğu ve toplumu büyük oranda kendisine bağlamış olduğu bir toplumda uygulanabilir. Böyle bir maddi temelin daha ortaya çıkmadığı toplumlarda, üretimin denetimi ve kontrolü, işçi sınıfının öncüsü tarafından sınıf adına ancak bürokrasi aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bunun dışında bir uygulama “işçi sınıfının kendiliğindenci eğilimine” kapılmaktır ki özü itibariyle küçük-burjuva anarşizmidir.

Bu noktada doğru politikanın uygulanması ancak sosyalizm anlayışının teorik olarak sanayi temelinden bilimsel üretim temeline kaydırılmasıyla elde edilebilir. Bilimsel üretim topluma kerte kerte egemen oldukça, komünist (işçi değil) üreticiler üretimi denetim ve kontrol altına almaya başlarlar. Ama bunun ortaya çıkmadığı bir yerde yani komünist üreticinin ortaya çıkmadığı yerde bu politikayı uygulamak tek kelimeyle üretimi felç etmekle sonuçlanır.

Ekim Devrimi’nden hemen sonra bazı Bolşevik önderler, ”işçi denetimi ve kontrolü” görünümü altında ortaya çıkan küçük-burjuva anarşizmin sanayinin çöküşüne neden olduğunu belirtmeye başlamışlardır. Bolşevik Parti üyesi A. Gastiev, I. Ulusal Ekonomi Konseyi’nde, burjuvaziden ziyade “işçilerin sabotajı”ndan şöyle bahsediyordu:
“Doğrusunu söylemek gerekirse, muazzam bir ölçeğe yayılan bir sabotajın huzurundayız. Burjuva sabotajdan konuşulduğunu duyduğum zaman ve ne zaman bana korkmuş burjuvayı sabotajcı gibi tanıttıkları zaman gülümsüyorum. Proleter, halkçı tehlikeli bir sabotaj hasmımız var (abç). Ne zaman onlara (işçilere---K. E) üretim ‘normları’ empoze etmek istesek, işçi yığınlarının muazzam bir direnişine çarpıyoruz. (Aktaran, S. N. Prokopoviç, Histoire Economique de L’URSS, s. 270, Au Portulan Chez Flammarion, 1952)
Ekim Devrimi, büyük sermayenin elindeki üretim araçlarını kamulaştırıp “işçi sınıfının mülkiyetine” (bu özel mülkiyetin bir biçimidir aslında) verdiği zaman aynı zamanda işçi sınıfının üretim disiplinini ve ahlak yapısını da bozdu. Kapitalist emeği, zorba örgütlenmesinden ve ahlaksızlıktan dolayı eleştiren işçi, kendisi ondan beter hale geldi. Adam kayırma, kafa-kol ilişkisi, parti yandaşlığı, hatır-gönül aracılığı ile adını listelere yazdırıp ama gerçekte ise ya evde yan gelip yattı ya da gidip başka işlerde çalışıp ek gelir elde etmeye çalıştı. Normalinde varsayım, üretim araçları “kendi mülkiyetine” geçtiği zaman işçi daha çok dikkat edecek ve üretime dört elle sarılacak ve israfı önleyerek emek üretkenliğini daha da arttıracaktı. Ama gerçek “işçi sınıfının bu bilinçte olmadığını” ortaya çıkardı. Sorun şuydu: “İşçi sınıfının kendiliğinden bilinç durumu” ile onun eline verilen üretim araçları arasındaki tarihsel uçurumun büyüklüğü. Bu tarihsel bir farktı ve zorlamayla, iyi niyet ile çözülemezdi. Niteliksiz işçilerin eline “nitelikli kapitalist”in işini vermekle sorun çözülmüyordu.

İşçi omuzlarına yüklenen ve kendisini tarihsel olarak aşan sorunun ağırlığı altında ezildi ve tepkisini disiplinin bozulması ve ahlaksızlık ile dışa vurmaya başladı. Bu kesinlikle işçinin hatası değildi. Onun öncüsünün yani Bolşevik Parti’nin ve onun önder kadrolarının (başta Lenin olmak üzere) hatasıydı. (1) Bozguna uğrayan bütün ordularda görülen temel iki özellik vardır: Disiplinin bozulması yani hiyerarşiye saygı göstermeme, onu takmama, onun otoritesini dolaylı yollar ile sekteye uğratma ve ahlak bozulması. Yani karşı çıkılan moral değerlerin bazı özelliklerinin zamanla karşı çıkanda görülmeye başlanması. Örneğin rüşvet, adam kayırma vs. gibi. Bu durum “işçi denetimi ve kontrolü” politikasının bozgun ile sonuçlandığının bir göstergesidir. Bunun nedeni de işçi sınıfının tarihsel bilinç durumu ile onun omuzlarına yüklenen tarihsel yük arasındaki uzlaşmaz ya da kapanmaz farkın varolmasıdır. İşte bu tarihsel durumdur ki “işçi denetimi ve kontrolü” yerine partinin yönlendirmesi ve otoritesi altında bir “uzman bürokratlar ve teknokratlar” ordusunun tarihsel olarak devreye girmesini gerekli kılar. Bu bürokratlar ve teknokratlar sosyalizmin gelişmesiyle de kerte kerte kaybolacaklardır. Bunun dışında bir yaklaşım , üretimin teknik temelinin baltalanmasıyla vede verimliliğin düşerek toplumun hayat damarlarının kesilmesiyle sonuçlanacaktır.

Bütün herşey bu bürokratlar ve teknokratlar ordusunun insafına mı bırakılacaktır. Elbette değil. İşçi sınıfı gerek parti gerekse de Sovyet örgütlenmesinin sosyalist demokrasi yapısı yoluyla dolaylı olarak bu sürece katılacaktır. Bu dolaylı yol sosyalizmin maddi temelinin gelişmesi ölçüsünde de dolaysızlığa çevrilecektir.

Komünist teori kulağa hoş gelen ama hiçbir işe yaramayan “işçi denetimi ve kontrolü” anlayışını teoriden atmalı ve yerine “komünist üreticilerin denetimi ve kontrolü” anlayışını koymalıdırlar. Ekim Devrimi, “işçi denetimi ve kontrolü” politikasının yanlış olduğunu ortaya koymuştur vede büyük sanayinin çöküşünde de bu politika önemli bir yere sahip olmuştur.

4-“Politik Brest-Litovsk”un “Ekonomik Brest-Litovsk” ile Birleştirilmesi

Ekim Devrimi her sosyalist devrimin karşılaşacağı temel politik ve ekonomik sorunları ortaya koymuştur. Her ne kadar bu sorunları layıkıyla çözemese de tarihsel ve teorik olarak “ortaya koyması” ve komünistlerin temel dikkatini bu noktalara çekmesi bakımında olumlu bir iş yapmıştır.

Daha önceleri de belirttiğimiz gibi, Rusya’da politik iktidarın prolertaryanın ellerinden kayıp gitmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi “ekonomi politikaları”nda yapılan hataydı. Bolşeviklerin “ekonomi politikaları” ile diğer politikaları arasında bir uyumsuzluk sözkonusuydu. Ekim 1917’den 1921’e kadar olan süre içerisinde Bolşevik Parti (BP)’nin “ekonomi politikaları” emperyalist burjuvaziye karşı “stratejik saldırı”ya denk düşen bir yaklaşıma sahipken; diğer politikaları daha çok “stratejik savunma”ya denk düşüyordu. İlk başlarda Bolşevikler bunu görmüyorlardı. Dünya devriminin bir parçası olarak Rus devrimi, emperyalist sistem karşısında zorunlu olarak stratejik savunma yapmak zorundaydı. Çünkü uluslararası güç dengesi, uluslararası proletaryanın değil uluslararası emperyalizmin lehineydi. Bundan dolayıdır ki, 1918’in Mart ayında devrimci Rusya, Alman emperyalizmi ile Brest-Litovsk anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma uluslararası politik ve askeri güç ilişkilerinin doğru ve nesnel bir analizine dayanıyordu.

Dünya devrimi ileri gidemiyordu ve emperyalist ülkelerde sosyalist devrim için nesnel ve öznel koşullar daha ortaya çıkmamıştı. Bundan dolayı uluslararası proletarya, emperyalistlere cepheden yani stratejik bir saldırı (yani saldırı savaşı) yapacak bir durumda değildi. Bunun için beklenmesi ve güç biriktirmesi gerekiyordu. Yani emperyalistler ile cepheden karşılaşmadan, uluslararası alanda manevra yapacak, dolaylı yollardan yani Komintern’in diğer seksiyonları aracılığı ile devrimi emperyalist merkezlere az çok “taşımaya” çalışacaktı. Bu zaman zarfında taktik uzlaşmalar ve tavizler kaçınılmazdı. Bolşevikler dış politikada bunu az çok gerçekleştirdiler. Stratejik savunma temelinde emperyalistler ile ilişkiler kurulması doğruydu. Ancak bu politikayı sürekli olarak sekteye uğratan ve baltalayan, bundan dolayı da etkisini zayıflatan “ekonomi politikaları”ndaki hatalarıydı. Lenin bu durumu geç de olsa az çok içsavaş sonunda gördü ve NEP “ekonomi politikaları”nın diğer politikalar ile aynı stratejik çizgiye yani stratejik savunma çizgisine getirilmesi çabasından böylecede genel stratejinin iç yapısındaki dengesizliği ve bozukluğu gidermeden başka bir şey değildi. Ancak çok geçti. Çünkü zamanında uygulanılmayan politika doğru politika değildir artık. Zamanında uygulanılmayan (yani iktidara gelindiği zaman Ekim 1917’de uygulanılacaktı) bu politika bozgun ile sonuçlanarak stratejik yenilgiye götürdü.

Bugün geriye dönüp baktığımız zaman Bolşeviklerin ama özellikle de Lenin’in önermiş ve uygulamış olduğu Brest-Litovsk anlaşması politikasının tamamen yerinde ve doğru bir politika olduğu tartışılmazdır. Bu anlaşmanın mantığı ve öğrettiği dersler tek Rusya’ya özgü değil ama evrensel önemdedir. Lenin Brest-Litovsk’taki temel mantığı geç de olsa içsavaş sonrasında ekonomi politikalarına sezgisel bir şekilde uygulamaya çalışmıştır. Ama daha öncede belirttiğimiz gibi bunda tarihsel olarak geç kalınmıştı. Lenin’in bu çabasına kısaca “Politik Brest-Litovsk”un “Ekonomik Brest-Litovsk” (2) ile birleştirilmeye çalışılması ve bu temelde de III. Enternasyonal’in doğru bir dünya stratejisine çekilmeye çalışılması denebilir.

Ama bir çok nedenden dolayı bu gerçekleşmedi ancak bizi burada ilgilendiren III. Enternasyonal’in tarihsel arka planında süzülen bu mantık yapısıdır. Çünkü bu mantık yapısı ve bunun doğru ve yanlış yanlarının ayrıştırılmasıdır ki gelecek Enternasyonal’i felaketlerden koruyacaktır.

Açıklamalarımıza somutluk kazandırmak için önce “Politik Brest-Litovsk” ile başlayalım ve daha sonra bunun temel prensiplerini kullanarak “Ekonomik Brest-Litovsk”un o zamanki Rusya’da çeşitli somut sorunlar etrafında nasıl ele alınması gerektiği ile birleştirmeye çalışalım. Başka bir deyişle, doğru politikanın ve bunun araç ve metodlarının neler olması gerektiğini göstermeye çalışalım. Bu nokta gelecekteki bütün komünist hareketlerin temel sorunu olacaktır ve bu sorunun teorik olarak doğru çözümü olmadıkça da proletarya iktidarı hiçbir zaman elinde tutamayacaktır.

1918’in Mart ayındaki Brest-Litovsk anlaşması ve bu dönemde yaşanan tartışmalar, Rus komünist hareketinin önderlerine teorik ve politik olarak çok şey öğretmekle kalmadı ama ilk defa onları pratikte dünya sosyalist devriminin sorunları ile karşı karşıya getirerek gerçek Enternasyonalistler (her ne kadar kısa sürse de) olarak da eğitti. Yine bu deneyimledir ki Bolşevik önderler Rus devrimi ile dünya devriminin organik bir bütün olduğunu ve iç içe geçtiğini iyice kavradılar. Lenin bu noktada 7 Mart 1918’de şöyle yazar:
“Burada Rus devriminin en büyük zorluğuyla, en büyük tarihsel problemiyle karşı karşıyayız: Uluslararası görevleri çözme zorunluluğu, uluslararası devrimi başlatma zorunluluğu, dar ulusal bir devrim olarak devrimimizden, dünya devrimine geçişi gerçekleştirmek. Bu görev önümüzde bütün inanılmaz zorluğuyla duruyor. ” (Lenin, Seçme Eserler, cilt-7, s. 302, İnter Yayınları)
1918’in Mart’ı Lenin’e çok önemli bir noktayı teorik olarak gösterdi: Rusya’da proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyinden kaynaklanan stratejik düzeyi ile bir bütün olarak uluslararası proletaryanın, emperyalizm karşısında bilinç ve örgütlenmeden kaynaklanan stratejik düzeyi aynı değildi. Rusya’da proletarya Rus burjuvazisi karşısında stratejik saldırı aşamasındaydı ve iktidardaydı ve bu stratejik düzeye uygun olarak da içsavaşı başlatmıştı. Ama dünya devrimi sözkonusu olduğunda, emperyalizm karşısında dünya ölçeğinde , uluslararası proletarya ve kazanımları daha çok küçüktü ve bu küçük kazanımlara dayanarak emperyalizme karşı uluslararası bir stratejik saldırı başlatamazdı. Yani uluslararası proletaryam dünya ölçeğinde emperyalizm karşısında stratejik savunmadaydı ve bunu ilk farkeden Lenin oldu. Lenin uluslararası proletaryanın niçin stratejik savunmada kalması gerektiğini ve bu politikanın ana hatlarını da şöyle formüle ediyordu:
“Çünkü bir çok ülkeyi kapsayan, uluslararası emperyalizmi yenilgiye uğratabilecek kadar güçlü bir uluslararası sosyalist devrim patlak vermediği müddetçe, tek (özellikle geri) bir ülkede zafer kazanmış sosyalistlerin doğrudan görevi, emperyalist devletre karşı savaşı kabul etmemek, savaştan kaçınmak, emperyalistlerin birbiri arasındaki mücadele onları daha da güçsüzleştirinceye, diğer ülkelerde devrimi daha da yakınlaştırıncaya kadar beklemektir. ” (Lenin, age, s. 367)
Madem ki uluslararası güç ilişkileri proletaryaya, emperyalistler ile karşıdan savaşma olanağı vermiyordu, o zaman proletarya taktik uzlaşma aramalıydı ve bazı taviz politikaları ile uluslararası alanda güç biriktirmenin yollarını aramalıydı. Elbette ki stratejik savunma politikası pasif değil aktif bir stratejik savunmaydı. Yani stratejik savunmayı dünya ölçeğinde önce stratejik dengeye sonra da stratejik saldırıya çevirmeye çalışan bir politikadır.

Ama o zamanlar BP içerisindeki “sollar” bunu göremiyorlardı ve Rusya’daki politik güç ilişkilerini mekanik bir şekilde uluslararası devrime uyguluyorlardı. ”Sollar” özü itibariyle yanlış bir politika savunmuyorlardı. Söyledikleri şeylerde doğruluk payı ve mantık da vardı. Ancak doğru şeyleri yanlış zamanda ve proletarya açısında uluslararası güç ilişkilerinin yanlış düzeyinde bunu savunuyorlardı. Onların hatası buydu.

Bu noktada bir örnek vermek gerekirse eğer, “sollar”a mensup olan Osinski’nin şu söylediklerini aktarabiliriz:
“Sadece uluslararası sosyalizmin müdahalesinin , sadece daha yüksek bir gelişme aşamasında bulunan işçilerin yardımının, Rus ekonomisinin mutlak bir yükselişini sağlayabileceği” (... )”Aksi taktirde hiçbir çıkış yolu yoktur ve sadece içsavaşın bir dünya savaşına ... dönüşümüyle bizim için gerekli nefes molasını elde edebiliriz. ” (Osinski, aktaran Editör, Lenin, age, s. 521)
“Sollar” genel olarak doğru şeyleri savunuyorlardı ancak bir soruya cevap veremiyorlardı:Uluslararası devrim yardıma gelene kadar “eldeki kazanımları” yani proletarya diktatörlüğünü Rusya’da nasıl koruyacaklardı?

Bu soruya “sollar” hep kaçamak cevap veriyorlardı ve anın görevlerini genel hedef ve görevler ile birleştiremiyorlardı. ”Sollar”ın kaçamak cevap verdiği soruya Lenin yukarıda da aktardığımız gibi net bir cevap veriyordu: Uluslararası emperyalizm karşısında Kominter daha çok zayıftır ve bundan dolayı saldırı savaşı değil savunma savaşı yürütmelidir vede bu temelde emperyalizm karşısında uluslararası alanda manevra yapmalıdır. Yani cepheden karşılaşmadan, taktik uzlaşma ve tavizler ile uluslararası güçlerini biriktirmenin ve güç dengesinin uluslararası proletarya lehine değişmesinin yollarını aramalı ve bu temelde zaman kazanmalıdır. Eğer uluslararası proletarya bu politikayı uygulayabilirse, günü geldiğinde yani uluslararası güç dengesi proletarya lehine değiştiğinde daha önce emperyalistler ile yapılmış olan taktik uzlaşma ve taviz politikalarının temeli kendiliğinden kalkacaktır.

Bu politikanın doğruluğu 8-9 ay sonra Almanya’da devrim patlak verdiği zaman ortaya çıktı. Alman imparatorluğu yıkıldığı zaman ve Almanya savaşı kaybettiği zaman Brest-Litovsk’ta verilen tavizler de boşa çıktı. Aslında Bolşevikler Alman İmparatorluğu’nu oyuna getirmişlerdi. Onlara taviz vermişlerdi ama bunu onları uluslararası alanda kuşatmak için yapmışlardı. Bolşevikler 1918 Mart’ı ile 1918 Kasım’ı arası, Brest-Litovsk anlaşmasına aykırı olarak, Alman komünist hareketine yardım etmişlerdi. Lenin bunu zaten açık açık belirtir:
“Elbette ki anlaşmayı ihlal ediyoruz, şimdiye kadar otuz kez, kırk kez ihlal ettik. ” (Lenin, age, s. 314)
Bu da stratejik savunma politikasının pasif değil aktif bir politika olduğunu gösterir.

Ama bütün bu doğru politikaları temelde dinamitleyen ve etkisini zayıflatan çok önemli bir nokta vardı:Yanlış ekonomi politikaları.

Uluslararası alanda politik güç dengelerinden dolayı stratejik bir savunma yapan Bolşevikler, ekonomi politikalarında saldırı savaşı (stratejik saldırı) politikası yürütüyorlardı. Bunun en önemli kanıtı ise şu noktalarda uyguladıkları politikadır:

· Dış borçların iptali;
· Yabancı sermayenin tamamen kamulaştırılması;
· Dış ticaret tekelinin oluşturulması.

Bu politik önlemler Rus devriminin tarihsel gücü ile tezatlık oluşturuyorlardı. Rus devrimi tek başına bu önlemleri gerçekleştiremezdi. Çünkü tekelci sermayenin kökleri emperyalist ülkelerdeydi. Emperyalist ülkelerde bir sosyalist devrim olmadıkça tekelci sermayenin mülkiyetinin kamulaştırmak, özellikle ülke dışarıya bağımlı bir şekilde sanayileşmiş ise yarar değil zarar getirir.

Ekonomi politikalarındaki bu yanlış saldırı savaşı politikası yine Bolşeviklerin başka yanlış politikaları ile birleşince (işçi denetimi ve kontrolü, paranın ortadan kaldırılması vs. ) sonuç adeta felaket oldu: Büyük sanayi anında çöktü ve kent ile kır arasındaki meta değişimi büyük oranda durdu. İşte tam da bu noktada büyük sanayinin çöküşünün sonucu olan feci bir politikaya imza attılar: Kırlarda Kulaklara savaş açtılar ve Savaş Komünizmi politikasına başvurdular.

Bu politikanın sonucu olarak proletarya, 1921 yılına kadar adım adım iktidar bloku içerisinde hegemonyayı yarı-proleterya lehine kaybetti. 1921 yılına gelindiğinde BP tek proletaryanın değil, proletarya ve yarı-proletaryanın ortak partisi durumuna gelmişti (Bu noktaya az ileride yine değineceğiz).

Tam da bu noktada biraz daha ayrıntılı olarak BP’nin ekonomi politikaları ve bunun neden olduğu tarihsel olaylar üzerinde durarak “Ekonomik Brest-Litovsk”un ne olması gerektiği üzerinde duralım.

Lenin Ekim devriminden 5-6 ay sonra (1918’in ilkbaharında) bir şeylerin ters gittiğini hemen farketti. Uygulanan ekonomi politikaların, ekonomiyi geliştirmediğini hatta daha da kötüye doğru götürdüğünü gördü. Özellikle yabancı sermayenin kamulaştırılmasının ve dış borçların iptalinin ve bununla birlikte ekonomiye yayılan işçi denetimi önlemlerinin ülke ekonomisini krize soktuğunu hemen anladı. Bundan dolayı 1918’in ilkbaharında, partinin politika değiştirmesi gerektiğini belirterek “sermayeye karşı saldırının kesilmesi gerektiği” politikasına dönerek, Ekim devriminden önceki parti programıyla arasına mesafe koymaya başladı ve bunu da açık bir şekilde belirtti:
“Mevcut anda objektif durumun dikte ettiği, sermayeye karşı saldırının ‘kesilmesi’nin tam da böyle bir karakter taşıdığını kavramayanlar, şimdiki politik andan hiçbir şey anlamamışlardır. ” (Lenin, age, s. 334)
“Sermayenin mülksüzleştirilmesini şimdi eski tempoda sürdürmek isteseydik, muhakkak yenilgiye uğrardık. ” (Lenin, age, s. 334)


Devrimci Bülten Sayı 45, Devamı...


(1)Zaten Stalin döneminde bu uygulamalara bir son verildi.Ama o zaman da « emeğin bürokratik » örgütlenmesi ortaya çıktı.
(2) Bu kavramların bu tür kullanımının ne kadar doğru olduğu tartışılır .Ben şimdilik bunları kullanıyorum.
(3) Bunun kanıtı için bu yazının 2.bölümünde yayınlanan büyük ve küçük sanayi ile ilgili tabloya bakınız.Bu tabloda da görüldüğü gibi Ekim devriminden sonra sanayinin kapasitesi 1918’de %33’e,1919’da %14’e,1920’de de %12’ye düşmüştür.

|
_ _