 |
komunistdunya.org |
 |
|
 |
Son Yazýlar |
 |
|
|
 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 45 (5) |
 |
 |
ÝÞBÝRLÝKÇÝ TEKELCÝ BURJUVAZÝNÝN POLÝTÝK KRÝZÝ VE TARÝHSEL SONUÇLARI ÜZERÝNE (K. Erdem)
Ýþbirlikçi tekelci burjuvazinin (ÝTB) politik krizinin ne tür tarihsel sonuçlara yol açacaðý önemle irdelenmesi gereken bir sorundur. Çünkü bu krizin tarihsel sonuçlarý tek ulusal deðil tek bölgesel deðil ama görünün o ki uluslararasý çapta olacaktýr ve þu ya da bu þekilde emperyalist dünya politikasýnda önemli etkilere neden olacaktýr. ÝTB’nin politik krizi ÝTB’nin iktidarý içerisinde bir ikili iktidara yol açmýþtýr. Daha doðrusu politik kriz, ÝTB’nin orta katmanýnýn temsil ettiði mevcut yasal hükümetin yanýnda, ÝTB’nin büyük katmanýnýn tarihsel çýkarlarýný savunan ve yasadýþý bir þekilde de politik ve askeri örgütlenmesini yasal hükümetin devlet çarkýný çeviremeyeceði bir düzeye kadar yükselten ve bundan dolayý da politik iktidara þu ya da bu þekilde ortak olan bir politik hareketin geliþmesinin sonucudur. ÝTB içerisindeki politik kriz, ÝTB’nin üç katmanýnýn (küçük, orta ve büyük) oluþturmuþ olduðu iktidar bloku içerisinde hegemonya savaþýmýnýn kýzýþmasýnýn sonucudur. Sorun politik iktidarý büyük oranda ÝTB’nin hangi katmanýnýn kontrol edeceði sorunudur. ÝTB’nin iktidar blokunu ve bu blok içerisindeki hegemonya sorununu kavramak, sorunun doðru çözümü açýsýndan canalýcý öneme sahiptir.
T. C. devleti ÝTB’nin üç katmanýnýn bir müttefiklik iliþkisi çerçevesinde oluþturmuþ olduðu bir iktidar blokudur. Ama bu blok içerisinde her katman ayný politik bilinç ve örgütlenme derecesine sahip deðildir. Özellikle bir katman politik hegemonyayý elinde bulundurur yani politik bilinç ve örgütlenme derecesi bakýmýndan diðer katmanlardan daha yüksektir ve bundan dolayý da devlet erkini kontrol eder. Ama iktidar bloku içerisindeki diðer katmanlarýn tarihsel çýkarlarýný gözetir ve þu ya da bu þekilde bu katmanlara devlet erki içerisinde yer verir. Ama bu yer verme kendi politik hegemonyasý altýnda olduðu için, kendi toplumsal ve politik çýkarlarýna hizmet eder ama bu katmanlarýn çýkarlarýný da bu çerçevede hesaba katar. Bunun nedeni toplumun diðer sýnýflarýný baský altýna almada her üçünün de çýkarlarýnýn olmasýdýr ve birbirlerine tarihsel olarak muhtaç olmalarýdýr.
Ama bazen iç ve dýþ geliþmelerin sonucunda iktidar bloku içerisinde politik sarsýntýlar meydana gelir. Ýktidar blokunu oluþturan katmanlarýn toplumsal ve politik temellerindeki bu sarsýntýlar, kaçýnýlmaz olarak hemen iktidar blokunu kimin yöneteceði yani hegemonyayý kimin ele geçireceði sorununa dönüþür. Tarihsel örneklerin de göstermiþ olduðu gibi bu, askeri darbeleri de içeren büyük politik ve askeri önlemlere kadar gidebilir.
ÝTB içerisindeki politik kriz, iktidar blokunun tekrar reorganize edilmesiyle sonuçlanacaktýr. Politik kriz, blok içerisinde politik hegemonyanýn ÝTB’nin orta katmanýndan büyük katmanýnýn eline geçmesiyle sonuçlanacaktýr. Hegemonyanýn büyük katmanýn eline geçmesiyle birlikte, gerek devlet gerekse de politik sistem büyük oranda bu katmanýn tarihsel çýkarlarý temelinde þekillenecektir ki, bunun da faþist Türk milliyetçiliði olduðu ortadadýr. ÝTB’nin büyük katmanýnýn politik iktidarý tamamen ya da büyük oranda ele geçirmesiyle birlikte devletin daha otoriter ve totaliter bir yapýya kavuþacaðý kesindir. Bu noktada en önemli soru þudur: ÝTB’nin büyük katmanýnýn iktidar bloku içerisinde hegemonyayý ele geçirmesinin iktidar blokunu oluþturan katmanlar arasýndaki iliþkilere etkisi ne olur? Baþka bir deyiþle aralarýndaki müttefiklik iliþkisi nasýl bir evrim geçirir?
Bu sorunun teorik çözümü o kadar çok önemlidir ki, neredeyse devrimin geliþimiyle baðlantýlý bir sorundur. Ýktidar blokunun kendi içerisinde çözülmesi ile devletin çökmesi neredeyse iç içe geçmiþ durumdadýr.
Hiç kuþkusuz ÝTB’nin büyük katmaný, iktidar bloku içerisinde hegemonyayý ele geçirirken ve bu temelde de ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarýnýn gücünü devlet aygýtýný oluþturan kurumlar içerisinde büyük oranda düþürmeye çalýþýrken (devletin tamamen faþistleþtirilmesi temelinde) onlarla ayný zamanda müttefiklik iliþkisini de devam ettirmeye çalýþacaktýr. Bu onun toplumu yönetmek için olmazsa olmaz koþuldur. Hiçbir sýnýf ya da katman tek baþýna bir toplumu yönetemez. Buna proletarya da dahildir. Her iktidar þu ya da bu þekilde bir sýnýfýn ya da katmanýn yönlendirmesi altýnda baþka katmanlar ile oluþturulmuþ bir bloktur. Aksi taktirde iktidar da kalýnamaz. Bundan dolayýdýr ki her sýnýf “strateji ve taktik teorisi”ne baþvurur ve kendi tarihsel çýkarlarý doðrultusunda bundan yararlanmaya çalýþýr. Onun için ÝTB’nin büyük katmaný iktidar bloku içerisinde hegemonyayý ele geçirirken diðer katmanlar ile müttefiklik iliþkisini devam ettirmeye çalýþacaktýr. Bu noktada bütün sorun, ÝTB’nin büyük katmanýnýn bu müttefiklik iliþkisini nereye kadar götürebileceði ya da bu iliþkisinin çözülüþünün tarihsel koþullarýnýn genel çerçevesinin ne olabileceðidir.
ÝTB’nin üç katmanýnýn oluþturmuþ olduðu iktidar bloku er ya da geç çökecektir ve özellikle de bu çöküþ uluslararasý emperyalist sistemdeki ekonomik ve politik geliþmelere baðlýdýr vede ÝTB’nin iradesinin dýþýnda oluþan bir süreçtir.
ÝTB’nin kendisi bir ara sýnýftýr. Tarihsel oluþumu ve geliþimi uluslararasý tekellerin geliþmesine baðlýdýr. Bundan dolayý o, uluslararasý emperyalist sistemdeki çeliþkilere baðlýdýr ve bu çeliþkileri devlet aygýtý içerisinde tekrar üretir. Bundan dolayýdýr ki, ÝTB’nin üç katmaný arasýndaki iliþkiler uluslararasý emperyalist sistemdeki geliþmeler tarafýndan belirlenir.
Bundan þu sonuç çýkar: ÝTB’nin üç katmaný arasýndaki iliþkiler, uluslararasý emperyalist güçlerin kendi aralarýndaki çeliþkilerin keskinleþme derecesine baðlýdýr ve bu uluslararasý iliþkilerden kaynaklanýr. Genellikle çeliþkilerin en keskin olduðu dönemler nüfuz ve paylaþým savaþýmýnýn kýzýþtýðý ve rekabetin dünya çapýnda en sert biçimlere büründüðü emperyalist dünya savaþlarý dönemleridir. Demek ki ÝTB’nin politik iktidarýnýn bir bütün olarak çözülüþü ve daðýlýþý, emperyalistler arasýndaki rekabete baðlýdýr ve uluslararasý emperyalist sistemin genel bunalýmýnýn bir sonucu olarak ancak ortaya çýkabilir.
ÝTB’nin büyük katmanýnýn politik iktidarý ele geçirerek Türk milliyetçiliði temelinde devleti daha da faþistleþtirmesinin bir dizi bölgesel ve uluslararasý sonuçlarý olacaktýr.
ÝTB’nin büyük katmaný, Türkiye’nin mevcut tarihsel düzeyi ile onun bölgesel ve uluslararasý etkisi arasýnda bir orantýzýslýk olduðunu düþünmektedir ki, bunun nedenin de ÝTB’nin diðer katmanlarýnýn geçmiþ politikalarýnýn sonucu olduðuna inanmaktadýr. Bu politikanýn (özellikle bu noktada Türkiye’nin AB’ye girmek için yaptýðý reformlar hedeftir) sonucu olarak, Türkiye’nin bulunduðu bölgelerde politik insiyatifi baþka ülkelere kaptýrdýðýný ve bundan dolayý da bölgesel gücünü kaybettiðini düþünmektedir. Örneðin Ortadoðu’da Ýran, Ýsrail, ABD, Ýngiltere ve Kürt ulusuna; Orta Asya ve Kafkasya’da Rusya, Çin ve ABD’ye; Ege’de ve Balkanlar’da Yunanistan ve Kýbrýs’a kaptýrdýðýný düþünmektedir. Bu durumu tersine çevirmenin Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal enerjisini ancak en üst tarihsel düzeye çýkartmakla olabileceðini düþünmektedir. Bunu yapabilmesi için de birinci olarak içeride halk hareketini tamamen ezmesi gerekmektedir. Ýkinci olarak da, ÝTB’nin büyük katmanýnýn ideolojik ve politik biçimini (yani Pantürkizmi) kabul eden ve onun ile geniþ bir bölgesel iþbirliði yapacak bir emperyalist güçle anlaþmasý gerekmektedir. Bu ikincisi olmaksýzýn iktidarda kalamayacaðýný bilmektedir.
O halde ÝTB’nin büyük katmaný bir uluslararasý emperyalist gücün desteðini nasýl elde edecektir?
ÝTB’nin büyük katmaný belirli bir tarihsel çerçeve içerisine hapsolmuþtur. Yani istediði herhangi bir politikayý uygulayamaz. Ancak tarihsel düzeyine ve ideolojik ve politik yapýsýna uygun bir politika uygulayabilir. Bundan dolayý herhangi bir emperyalist güçten ziyade ancak kendi “tarihsel dokusu”na uygun olan bir emperyalist güç ile bölgesel iþbirliðine girebilir.
Bu emperyalist güç ne Rusya olabilir nede içerideki iþbirlikçileri olan ÝTB’nin orta katmaný olan Avrupa Birliði (Bu da kendi içerisinde yekpare deðildir ve parçalý durumdadýr). ÝTB’nin Pantürkizm biçiminde geliþen büyük katmanýnýn yanaþabileceði tek bir emperyalist güç vardýr ki o da ABD’dir. Bu noktada bütün sorun, ABD’nin ÝTB’nin büyük katmaný ile bölgesel iþbirliðini kabul edip etmeyeceði ya da kabul ederse bunu hangi koþullarda kabul edeceði sorunudur.
ÝTB’nin büyük katmaný, Türkiye’nin mevcut Ortadoðu politikasýnda tecrit olmasýnýn en büyük nedeninin, ABD’nin ( özellikle 1 Mart 2003 tezkeresinin reddinden sonra) Türkiye dýþýndaki güçlerle politik ve askeri iliþkisinin geliþtirmesinden kaynaklandýðýný iyi görmektedir.
ABD’nin bölgede, politik, ekonomik ve askeri geliþimi ancak saðlam iþbirlikçiler bulduðu ve onlarý kendi bölge politikasýna kazandýðý ölçüde mümkündür. Elbette ki bu iliþki tek taraflý deðildir. Ýþbirlikçiler de iþbirliði çerçevesinde kendi toplumsal çýkarlarýný geniþletmeye çalýþýrlar. Bu iþbirliðinde aslan payý elbette ki emperyalist ülkenindir.
Türkiye ABD’nin tercihlerinde köklü bir deðiþikliði, ancak ABD’nin Türkiye dýþýnda iþbirliði yaptýðý politik güçleri zayýflattýðý ve bundan dolayý da ABD’nin bölge hesaplarýnda devreden çýkarabildiði ölçüde gerçekleþtirebilir. Çünkü Türkiye’nin stratejik konumunun avantajlarýnýn bir kýsmý, Türkiye dýþýndaki baþka politik güçler tarafýndan (Ortadoðu’da özellikle Güney Kürdistan ve burada kontrolü elinde bulunduran KDP ve YNK vede bunlarla iliþkileri bulunan PKK ) devralýnmýþ ya da doldurulmuþtur. ÝTB’nin büyük katmanýnýn önderliðinde Türkiye bu kaybetmiþ olduðu konumu geri almak isteyecektir. Ama bunu yapabilmesi için Kürt ulusunun dört parçada oluþturmuþ olduðu ulusal politik örgütlenmeyi ve bu örgütlülüðün iç yapýsýný vede uluslararasý baðlantýlarýný çözmesi ve paramparça etmesi gerekir.
Özellikle bu noktada Türkiye, PKK üzerine askeri olarak kapsamlý bir þekilde giderken, KDP ve YNK’yý da PKK ile ittifaklarýný koparmalarý doðrultusunda politik, askeri, ekonomik ve diplomatik olarak baský altýna almaya çalýþacaktýr. Hatta zaman zaman sýnýrlý da olsa KDP ve YNK ile askeri olarak karþýlaþmaktan çekinmeyecektir. KDP ve YNK’yý PKK’den uzaklaþtýrdýðý ve PKK’yi politik ve askeri olarak zayýflattýðý ölçüde ve içerideki legal örgütlenmeleri de bastýrdýðý ölçüde Türkiye ABD’nin bölge politikalarýnda tekrar önemli bir konuma gelecektir. Bu politika ancak içeride halkýn zapturapt altýna alýnmasý ve devletin tepeden týrnaða faþistleþtirilmesi temelinde uygulanýlacak katliamlar ile sürdürülebilir.
Türkiye Güney Kürdistan’da, Kürt ulusunun iç birliðini bozduðu ve Güney Kürdistan üzerinde önemli bir nüfuz elde ettiði ölçüde de kaçýnýlmaz olarak Ýran ile dolaylý bir çatýþmanýn içine çekilebilecektir. Çünkü Ýran da Güney Kürdistan’da islami bir biçim altýnda nüfuz aramaktadýr. Ýran’ýn Panislamizm biçimi altýnda bölgedeki politik ve askeri faaliyetleri onun “ulusal güvenliði” ile neredeyse iç içe geçmiþ durumdadýr. ABD’nin kendi etrafýnda gittikçe daraltmaya baþlatýðý çemberi, politik iþbirlikçileri aracýlýðýyla kendi etrafýndaki ülkelerde “içsavaþlar” yoluyla önlemeye çalýþmaktadýr. Suriye ile yapmýþ olduðu gizli politik ve askeri anlaþma sayesinde Irak, Lübnan ve Filistin’de ABD ve müttefiklerini sürekli “meþgul” etmekte ya da onlarýn geri hatlarýný sürekli tehlike altýnda tutmakta vede böylece Ýran’ýn bir saldýrýnýn menzilinden sürekli uzaklaþmasýný saðlamaktadýr. Kýsacasý Ýran, üzerine bir merkezi yoðunlaþmayý, bu merkezi kuvvetlerin baþka cephelere yayýlmasýný saðlayarak, savaþýn alanýný ve cephelerini geniþletmek suretiyle önlemek istemektedir. Bunda Suriye’nin de çýkarý vardýr. (1) Daha þimdiden Ýran, Afganistan’dan Filistin’e kadar olan geniþ bir cephede, Suriye ve iþbirlikçileri aracýlýðýyla geniþ bir cephe oluþturmuþtur ve bu cepheyi geniþletmek vede nükleer bir silah ile de desteklemek istemektdir.
Bu noktada Ýran’ýn en büyük sorunu Türkiye’dir. Çünkü Türkiye’nin politik konumu belirsizdir ve bu belirsizlik Ýran’ý da huzursuz ve rahatsýz etmektedir. Ýran, Türkiye’nin bir gün ABD ve müttefikleri ile tam anlaþýp Ýran’a karþý daha düþmanca bir tavýr alacaðýndan çekinmektedir. Ýran’a Türkiye üzerinden böyle bir cephenin açýlmasý Ýran’ý stratejik olarak oldukça zor bir duruma sokar. Belki de bu Ýran’da rejimin çöküþü ile sonuçlanýr. Bundan dolayý Ýran’ýn Türkiye politikasý, Ýran’ýn “ulusal” güvenliði ile iç içe geçmese de onunla yakýndan baðlantýlýdýr.
Ýran’ýn amacý Türkiye’nin “potansiyel bir düþman” olma kapasitesini mümkünse yoketmek eðer bu mümkün deðilse onun bu kapasitesini asgari bir düzeyde tutmaktýr. Bundan dolayý Güney Kürdistan Ýran için hayati bir öneme sahiptir. Buranýn Türkiye’nin ve ABD’nin nüfuzu altýna girmesini asla kabul etmeyecektir.
Ýran Türkiye’yi Kürt Ulusal Sorunu aracýlýðýyla pasifize etmek istemektedir. Ýran’ýn bu noktadaki politikasý hiç de yabana atýlýr cinsten deðildir. Çünkü örmek istediði politik að oldukça ilginçtir: Irak’ta Ýran yanlýsý Þiiler ve Suriye yanlýsý güçler ile iktidarýn ele geçirilmesini saðlamak. Irak’taki merkezi hükümete dayanarak Güney Kürdistan’da Ýslami bir rejim kurmak (2) ve bu rejime dayanarak, PKK ve benzeri örgütlerin zayýflatýlmasý ölçüsünde onlarýn tabanýna basarak Kuzey Kürdistan’ý islami bir biçim altýnda “baðýmsýzlýða” taþýmaya çalýþmak. (3) Bu temelde de Türkiye’nin askeri gücünün önemli bir kýsmýný Kuzey Kürdistan’da sürekli meþgul halde tutarak, Türkiye’nin bölgeye olan ilgisinin azalmasýna çalýþmak. Bütün bu politikanýn da Rusya ve Çin ile stratejik olarak anlaþýldýktan sonra elde edilecek bir nükleer silah ile de desteklendiði düþünülürse, Ýran’ýn Güney Kürdistan’ý Türkliye ve ABD’ye öyle kolay kolay teslim etmeyeceði açýktýr.
Bundan þu sonuç çýkar: Türkiye’nin Kürt sorunu ve PKK ile olan mücadelesi giderek Güney Kürdistan sorunu ile ve bu sonuncusu da bölge politikasý ile iç içe geçmiþtir. Bu da kaçýnýlmaz olarak, onu, bölge politikasýnda güçlü müttefikler aramaya ve kendisini bu temelde baðlamaya ya da köklü bir seçim ile karþý karþýya býrakacaðý anlamýna gelir.
Türkiye Güney Kürdistan’da Ýran ile nüfuz mücadelesine girdiði zaman ve dolaylý olarak bölgesel savaþa dahil olduðu zaman, Ýran ile artacak düþmanlýk, onu kaçýnýlmaz bir þekilde ABD ve Ýsrail ile bir bölgesel iþbirliðine götürecektir. Böylece ABD ve Ýsrail’in bölgesel politikalarýna daha fazla angaje olmak zorunda kalacaktýr. Türkiye’nin ABD ve müttefikleri ile bölgede köklü bir stratejik iþbirliðine girmesi ve ABD’ye özellikle içerideki faþist rejimi korumak ve ayakta tutmak için daha fazla baðlanmasý, Ýran ve Türkiye’yi kaçýnýlmaz olarak bir savaþýn eþiðine getirecektir. ABD ve Ýsrail Ýran’a Türkiye üzerinden bir cephe açmayý er ya da geç kendi çýkarlarýna uygun bulacaklardýr. Ancak böyle bir politika, tepeden týrnaða çürümüþ ve içeride halka terör uygulayan bir devleti ayakta tutma ve dünya politikasýnda büyük riskler alma pahasýna mümkün olabilecektir.
ABD, Ýsrail ve müttefiklerinin, Ýran rejimini devirme doðrultusunda, Türkiye’de ÝTB’nin büyük katmaný ile stratejik olarak anlaþmalarý, denebilir ki dünya politikasýnda ilginç bir politik kýrýlmaya yolaçacaktýr. Ýran ve Suriye’nin karþýsýndaki cephe büyüdükçe, onlar da baþka emperyalist güçler aramaya baþlayacaklar, ki bu noktada Rusya ve Çin ile çok güçlü siyasi, askeri ve ekonomik iþbirliðine gireceklerdir. Böylece uluslararasý emperyalist politikada giderek çýkarlarý uzlaþmaz ve çatýþýr halde bulunan iki emperyalist kampýn þekillenmesi az çok tamamlanmýþ olacaktýr. Bu temelde Türkiye ve Ýran’ýn bir savaþa tutuþmalarý, üçüncü emperyalist paylaþým savaþýdýr ve sonuçlarý dünya ve tarihsel çapta olacaktýr. Bu savaþ dünyanýn baþka yerlerindeki savaþlarý daha da körüklemekle kalmayacak, potansiyel halde bulunan sorunlarý harekete geçirecek vede dolaylý ve dolaysýz olarak emperyalist merkezlerin hayat damarlarýný kendisine baðlayacaktýr. Uluslararasý emperyalist sistemin yüzeyinde görünmeyen ama kendi tarihsel varlýðýnýn derinliðinde bulunan iðrenç, ikiyüzlü, ahlaksýz, çürümüþ bütün özellikleri ve metodlarý, bir avuç kapitalistin azgýnlýðý sayesinde su yüzüne çýkacak ve milyonlarca insanýn hayatýna malolacaktýr. Üretici güçlerin geliþmesi temelinde tarih vagonlarýný tek toplumsal zenginliðin ve servetin birikimi ile doldurmaz ama ayný zamanda bu birikimin kaçýnýlmaz sonucu olan milyonlarca insanýn cesetleri ve kanlarýyla da doldurur!
Bu noktada önemli bir teorik sorunu irdelemekte yarar vardýr. O da ABD ve Ýsrail’in Pantürkist bir Türkiye ile anlaþmasýnýn Kürt ulusal sorununa nasýl yansýyacaðýdýr. Bu sorun bölge ülkelerinin komünistlerini yakýndan ilgilendirir.
ABD ve Ýsrail’in Pantürkist bir Türkiye ile bölgede bir stratejik iþbirliðine gitmesi, kaçýnýlmaz bir þekilde ABD ve Ýsrail’in elinden uzun dönemli ve esnek bir politika izleme araçlarýný da alacaktýr. ABD hem Pantürkist bir Türkiye’nin taleplerini hem de Kürdistan’da iþbirliði yaptýðý politik güçlerin taleplerini eþanlý olarak gerçekleþtiremez ve bir seçim yapmak zorundadýr. Türkiye ile stratejik bir iþbirliðine girdiði ölçüde “Baðýmsýz Kürdistan” ve bu yöndeki politik eðilimlerden de uzak duracaðý gibi, bu tür eðilimleri belki bastýrmak zorunda da kalacaktýr. Bunun Kürt ulusunda yaratacaðý hayal kýrýklýðý ve moral çöküntü, ABD ve müttefiklerine karþý bir öfkeye yolaçacaktýr. Böyle bir durum Komünist Enternasyonal için tarihsel bir fýrsat yaratýr. Kürt ulusunun baðýmsýzlýðýnýn ve birliðinin önüne somut bir þekilde engel koyan ve bunu da ulusun bütün sosyal sýnýf ve katmanlarýnýn gözleri önünde yapan ABD ve müttefiklerinin oluþturacaðý bu tarihsel boþluðu, Baðýmsýz Demokratik ve Birleþik Kürdistan sloganý ile Uluslararasý Komünist Hareket (UKH) doldurmalýdýr. Birleþik Kürdistan’ýn gerek bölge devriminin geliþiminde gerekse de bölge devriminin uluslararasý bir devrime dönüþümesi doðrultusunda çok önemli bir tarihsel rolü vardýr. Bu siyasetin temel doðrultusu, bir devrim anýnda Türk, Ýran, Suriye ve Irak burjuvazisinin, Kürt iþbirlikçi burjuvazisi ile anlaþmasýnýn ya da uzlaþmasýnýn önüne geçmektir. Eðer emperyalist burjuvazi ve onun iþbirlikçileri kendi müttefiklerini kaybetmemek için özerklik politikasýný öne çýkarýr ve Birleþik Kürdistan politikasýný bastýrýrlarsa, UKH de Birleþik Baðýmsýz Demokratik (Sosyalist) Kürdistan politikasýný güçlü bir þekilde savunursa, bir devrim anýnda emperyalistlerin Kürt iþbirlikçi burjuvazisi önderliðinde bir burjuva Birleþik Kürdistan kurma ve bu temelde devrimi boðma politikalarýndaki güçlü bir araç da ellerinden alýnmýþ olur. Ulusal sorunda böyle bir politika, karþý-devrim üzerinde içsavaþýn kazanýlmasýnýn ve bölge ve dünya politikasýna çýkýþ için bazý kanallarýn açýlmasý vede devrimin manevra alanýnýn geniþletilmesi için kaçýnýlmazdýr.
Sorun Kürt ulusunun ne düþündüðü sorunu deðildir. Sorun Kürt ulusunun tarihsel olarak ne olduðu ve bu ulusun tarihsel enerjisinden dünya sosyalist devrimi doðrultusunda nasýl yararlanýlacaðý sorunudur.
Bu ulus kendi tarihsel ve toplumsal enerjisini, kendi tarihsel çýkarlarýný azami ölçüde tatmin edecek bir uluslararasý gücün uluslararasý çýkarlarý doðrultusunda kullanacaktýr. Eðer UKH Birleþik Kürdistan aracýlýðýyla bu ulusun tarihsel çýkarlarýný azami ölçüde karþýlamaz ise, özellikle de bir sosyalist devrim anýnda, Birleþik Kürdistan sloganý etrafýnda emperyalist burjuvazi, Kürt iþbirlikçi burjuvazisi aracýlýðýyla Kürt küçük-burjuvazisini kendi karþý-devrimci siyasetine ve cephesine katmanýn olanaðýný elde edecektir. (4) Ortadoðu’da ama özelliklede Kürdistan’ý baský altýnda tutan ülkelerin herhangi birinde gerçekleþecek bir sosyalist devrim anýnda (bu noktada Türkiye’yi varsayarsak), devrilen burjuvazi vede emperyalist burjuvazi, ne pahasýna olursa olsun, bir bütün olarak Kürt burjuvazisi ile anlaþmamalýdýr. Bu içsavaþý kazanmanýn olmazsa olmaz koþullarýndan birisini teþkil eder. Bunu anlamayan kiþi, çevre, örgüt ve partiler, kaçýnýlmaz olarak sosyal-þoven politikanýn etkisi altýna gireceklerdir.
Türkiye Cumhuriyeti (TC) devletinin yýkýlýþý, onun kuruluþ esaslarýnda gizlidir. Eðer Kemalist hareket, Kurtuluþ Savaþý’ný gerçekleþtirebildiyse, iki cephede birden savaþmadýðý içindir ve Kürt ulusunu katliamlar (5) pasifize ettiði ve onun içerisindeki iþbirlikçileri iyi kullandýðý içindir. Kürt ulusunun dünya politikasýnda bu tecriti ve onun enerjisinin dolaylý olarak kendi politikasýna bu kanalize ediliþi, Türk ulusal ticaret burjuvazisinin zaferinin önemli ayaklarýndan birisini oluþturur.
Devrilecek olan Türk ÝTB, kendi toplumsal çýkarlarýný ne pahasýna olursa olsun tekrar elde etmeye çalýþacaktýr. Bunun için hatta Kürt burjuvazisiyle bir “Baðýmsýz Kürdistan” üzerinde anlaþmaya çekinmeyecektir. Çünkü o Kürdistan’ý “yeni-sömürgecilik” çerçevesinde de sömürebileceðini iyi bilmektedir. Böylece devrilen Türk burjuvazisi, toplumsal hakimiyetini tekrar kurmak için emperyalist burjuvazi ve Kürt burjuvazisi ile anlaþýp proletaryayý boðmaya çalýþacaktýr. Ýþte burjuvazinin elinden gelecekte bu olanaðýn alýnmasý için, UKH, Ortadoðu’da Birleþik Kürdistan’ý savunmalý ve bu politika aracýlýðýyla, Kürt ulusunu içsavaþ süresince tarafsýz tutmaya çalýþmalý, hatta mümkünse Kürdistan proletaryasýnýn elini kolunu baðlamadan, devrilen burjuvaziyi iki cephe arasýna sýkýþtýrarak onun politik ve askeri yenilgisini tamamlamalýdýr. Bu politikayý anlamayan kiþi, çevre, örgüt ve partilerin niyetleri ne olursa olsun yalpalamalarý, kararsýzlýk geçirmeleri ve sosyal-þovenlerin dümenlerine su taþýmalarý kaçýnýlmazdýr.
Birleþik Kürdistan politikasý ayný zamanda, bir devrim anýnda, gerek ezen ulus devrimci hareketi içerisindeki sosyal-þovenlerin gerekse de ezilen ulus devrimci ve demokratik hareketi içerisindeki milliyetçi eðilimlerin gerçek tarihsel doðalarýný, emperyalist burjuvazi ile proletaryayý boðmak için el altýnda uzlaþma aramalarýný açýða çýkartmakla kalmaz, onlarýn iþçi sýnýfý ve halk önünde teþhir edilmesinin olanaklarýný da saðlar.
ÝTB’nin büyük katmanýnýn iktidarýnýn bazý ulusal, bölgesel ve uluslararasý olasý sonuçlarýna kýsaca dikkat çektikten sonra, þimdi de bu iktidarýn içeride sýnýflar arasýndaki politik iliþkileri nasýl etkileyeceðine kýsaca bakalým.
Her politik sistem kendi içerisinde dolaysýz ve dolaylý baðlarýn bir bütün halinde örülmüþ halidir. Politik sistemin merkezinde politik iktidar vardýr. Yani politik sistemin aðýrlýk merkezi politik iktidardýr. Bu politik iktidarýn aðýrlýk merkezinin etki alaný içerisinde de politik olarak daha güçsüz olan sýnýflar yeralýrlar. Politik iktidarýn (aðýrlýk merkezinin) dýþýnda ama politik sistemin içerisinde. Politik iktidarý elinde bulunduran sýnýflarýn bu ara bölgenin politik düzenlemesinde yapacaðý hatalar, aðýrlýk merkezinin önce kuþatýlmasýna, eðer iç ve dýþ koþullar uygun olursa sonra da devrilmesine neden olur. Bu ara bölgenin yani aðýrlýk merkezinin dýþýnýn (eksantrik), politik iktidar yani aðýrlýk merkezi ile doðru politik iliþkiler ve oranlar ile birbirine baðlanmasý, bir politik sistemin temelini oluþturur. Bu dengede bozulmalar politik sistemin krizi ile önce sonuçlanýr duruma göre de politik sistemin çöküþüne götürebilir. Eðer çöküþ olmaz ise politik sistemin içerisindeki sýnýf ya da sýnýflarýn insiyatifi ile tekrar organize edilir.
Görünen odur ki, ÝTB’nin büyük katmanýnýn iktidarý ile birlikte, politik iktidar ile bu ara bölge arasýndaki politik iliþkilerin köklü bir dönüþüme uðrayacaðý ve politik sistemin üzerine oturmuþ olduðu dengenin de bu temelde sarsýlacaðýdýr. (6)
Her ülkenin olduðu gibi TC devletinin de iç ve dýþ politikasý birbirine baðlý geliþir. Pantürkist Türkiye’nin Ortadoðu’daki dolaylý emperyalist savaþa dahil olmasýyla birlikte bütün toplumsal güçlerini bu savaþa göre ayarlamasý zorunlu hale gelecektir. Tam da bu noktada devletin ve bununla birliktede politik sistemin bürokratik merkeziyetçiliði daha da arttýrýlacaktýr. Savaþ halinde olan devletlerde bürokratik merkeziyetçiliðin geliþtirilmesi, genellikle ilk baþlarda devletlere, ordularý sevk ve idarede muazzam bir manevra kabiliyeti saðlar. Ama farkýnda olmadan da devletin ve politik sistemin toplumsal ve tarihsel temellerini de daraltýr. Savaþýn daha fazla bir toplumsal çaba gerektirmesi ve bu temelde de devletin ve politik sistemin, varolan legal olanaklarý ortadan kaldýrarak daha da otoriter ve totaliter bir yapýya bürünmesinin sonucu olarak, ÝTB’nin iktidar bloku ve politik sistemi içerisinde sýnýflar arasýndaki politik iliþkiler de köklü bir deðiþikliðe uðrayacaktýr.
Legal olanaklarýn ortadan kaldýrýlmasýnýn sonucu olarak liberal burjuvazi ile ÝTB arasýndaki müttefiklik iliþkisi iþlemez hale gelecektir. Bu durum ÝTB’nin iktidar blokunun iç yapýsýna yansýyacak ve ÝTB’nin üç katmaný arasýndaki politik gerilimi arttýracaktýr. Halkýn çeþitli tabakalarýnýn politik olarak güçlenmesiyle birlikte, liberal burjuvazi ÝTB’den tecrit olmaya baþlayacak ve bunun sonucu olarak da ÝTB’nin iktidar bloku parçalanacaktýr. Bu da TC devletinin çökmesi ve bu temelde devrimin kapýlarýnýn ardýna kadar açýlmasý demektir.
---------
(1) ABD ve müttefikleri Suriye ile diplomatik olarak anlaþýp onu Ýran’dan koparmaya çalýþmaktadýrlar. Ama þimdilik Suriye buna yanaþmamaktadýr. (2) Geçen seçimlerde Güney Kürdistan’da Kürdistan Ýslami Hareketi (KÝH) yüzde beþ civarýnda oy almýþtýr.Yani politik islamýn Güney Kürdistan’da önemli bir politik temeli vardýr. (3) Ýran , Türkiye ve benzeri devletlerin (Suriye gibi örneðin) Kürdistan’da PKK,YNK ve KDP’nin zayýflatýlmasý giriþimlerinden,Hamas ve Hizbullah gibi bir iþbirlikçi örgüt geliþtirmeye ve güçlendirmeye çalýþarak yararlanmak isteyecektir.Türkiye’nin Kürdistan’da yapacaðý bu tür politikalar,ABD’nin Irak’ta yapmýþ olduðu hatanýn bir benzerine yola açabilir.PKK’nin YNK ve KDP’den tecrit edilerek her üçünün de zayýflatýlmasý politikasý,Ýran güdümlü bir iþbirlikçi politik hareketin güçlenmesine hatta Güney Kürdistan’da iktidara gelmesine neden olabilir.Böylece Ýran hiç elini vurmadan ve çaba sarfetmeden kendi iþbirlikçi hareketine yolaçmýþ olacaktýr. (4) Bu noktada Ekim Devrimi’nden sonra emperyalistlerin Birleþik Polonya etrafýnda Polonya iþbirlikçi burjuvazisi ve Polonya küçük-burjuvazisinin de kazanýlmasý ile örmüþ olduklarý karþý-devrimci cephenin ve siyasetin incelenmesi oldukça önemlidir ve yararlýdýr.Birleþik Polonya’nýn Almanya ile Devrimci Rusya arasýna tampon bir bölge olarak konulmasý politikasý belki de Alman devriminin yenilgisinin de nedenlerinden birisini teþkil etti.Özellikle de bu deneyimin incelenmesi Türkiye’deki bazý sosyal-þovenlere hareretli bir þekilde önerilir ! (5) 1920 Koçgiri katliamý. (6) Osmanlý imparatorluðunun yýkýlýþýnda böyle oldu.Komprodor ticaret burjuvazisinin aðýrlýk merkezine baðlý olan ulusal ticaret burjuvazisi özellikle de Pantürkist Ýttihat ve Terraki Partisi’nin politikalarýndan sonra,onun etki alanýndan çýkarak kendisi yeni bir aðýrlýk merkezi oluþturmaya baþladý.Bunun nedeni birinci emperyalist savaþ sýrasýnda Ýttihat ve Terraki’nin politikalarýnýn,aðýrlýk merkezi ile ara bölge arasýndaki iliþkileri bozmuþ olmasýndan kaynaklanmaktaydý.
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|