[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 32 (1) }
| Devrimci BültenÝÇÝNDEKÝLER
  • Ortadoðu’da Emperyalist Savaþ ve ABD ve Avrupa Emperyalizmi Kýskacýnda Türkiye
  • ABD Emperyalizminin Yeni Resmi Ýdeolojisi ve Bunun Politik ve Askeri Sonuçlarý Üzerine
  • Komünist Devrimci Savaþýmda Gereksinimi Duyulan Nasýl Bir Partidir?
  • Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim

ORTADOÐU’DA EMPERYALÝST SAVAÞ VE ABD VE AVRUPA BÝRLÝÐÝ KISKACINDA TÜRKÝYE

ABD emperyalizminin baþýný çektiði emperyalist koalisyon, Irak devletine karþý yýllardýr yürüttüðü düþük yoðunluklu savaþý tam bir savaþa dönüþtürerek Ortadoðu’nun politik haritasýný savaþ aracýlýðýyla yeniden çizme eylemini yeni bir aþamaya yükseltti.

Emperyalist ideologlar ve politikacýlar tarafýndan “önleyici savaþ” olarak nitelenen bu savaþ, emperyalist haydutlarýn savlarýnýn tersine, yalnýzca gerici ve katliamcý Baas/Saddam rejimini hedef almamaktadýr. Bu savaþ sömürülen ve ezilen Irak halklarý baþta gelmek üzere, bütün Ortadoðu halklarýna karþý yürütülen emperyalist bir savaþtýr. Bu, ayný zamanda, emperyalist büyük güçler arasýnda enerji ve diðer hammadde kaynaklarý, pazarlar ve etki alanlarý için “normal” zamanlarda “barýþçýl” araçlarla yürütülen “barýþçýl” emperyalist paylaþým savaþýmýnýn, rakip emperyalist devletler için þimdilik dolaylý da olsa, askeri bir biçime dönüþ-mesidir de. Küresel politik-ekonomik yeniden yapýlandýrma sürecinin yeni bir aþamasý, uluslararasý güç sisteminin yeniden düzenlenmesi ya da “yeni dünya düzeni” kurma emperyalist stratejisinin askeri araçlarla sürdürülmesidir.

Türk devleti, ABD üslerinin modernizasyonuna ve askeri amaçlý yeni tesislerin yapýlmasýna izin vermesiyle; kesin sayýsý bilinmeyen çok sayýda ABD askerinin ve askeri aracýn Güney Kürdistan’a (Kuzey Irak’a) geçmesine olanak tanýmasýyla; Türkiye hava sahasýný emperyalist koalisyonun savaþ uçaklarýna açan ve Güney Kürdistan’a silahlý kuvvetler göndermeye izin veren tezkerenin parlamentoda kabul edilmesiyle emperyalist koalisyonun dolaysýz bir üyesi durumuna gelmiþtir.

Savaþýn amacý nedir? Varolan Baas rejimini yýkarak ABD yanlýsý politik bir rejimin kurulmasý emperyalist savaþýn kýsa-erimli amaçlarý arasýndadýr. ABD emperyalizminin uzun- erimli amacý, ABD’li kimi emperyalist ideolog-politikacýlarýn ABD yüzyýlý olarak tanýmladýklarý 21. yüzyýlda, ekonomik, politik ve askeri güç iliþkilerini küresel düzeyde yeniden örgütlemektir. Bunun gerçekleþtirilebilmesi için genel olarak enerji kaynaklarýnýn, özel olarak da petrol kaynaklarýnýn kontrol altýna alýnmasý ve bölgesel düzeyde güç iliþkilerinin yeniden örgütlenmesi gereklidir. Batý Avrupa emperyalist devletleri ve Japonya büyük ölçüde olmak üzere, ABD dahil, Batýlý denilen kapitalist-emperyalist güçler, deðiþen derecelerde olmak üzere ekonomik olarak Ortadoðu petrollerine baðýmlýdýrlar. Bu nedenledir ki, Ortadoðu’nun politik haritasýnýn yeniden çizilmesi uzun-erimli bu emperyalist stratejinin temel unsurlarýndan biridir. Ortadoðu petrollerinin giderek artan biçimde ABD’nin denetimine girmesi demek, diðer þeylerin yaný sýra, ABD’nin Batý-Avrupa ve Japonya’daki emperyalist-kapitalist ekonomiler, dolayýsýyla bu bölgelerdeki devletler üzerindeki ekonomik, politik ve askeri etkisini artýrmasý demektir.

Ortadoðu (1) yalnýzca petrol kaynaklarý bakýmýndan önemli deðildir. Basra körfezi çevresindeki ülkeler baþta gelmek üzere birçok bölge ülkesi, özellikle ABD, Rusya, Fransa, Ýngiltere gibi kapitalist-emperyalist ekonomilerin savaþ sanayileri için devasa öneme sahip birer pazardýrlar da. Bunun için bölgedeki ‘Batý’ karþýtý olan ya da öyle görülen politik rejimlerin devrilmesi gerekir. ABD emperyalizmi Irak’ta kendine baðýmlý “güvenilir” politik bir rejim kurmayý baþaracak olursa, uzun-erimli stratejisini gerçekleþtirmek için daha da saldýrgan bir küstahlýkla, örneðin Ýran gibi baþka bölge ülkelerindeki politik sistemleri de yýkmaya çalýþacaktýr. Biçim ya da biçimleri ne olursa olsun, ABD’ye “güvenilir” iþbirlikçi politik rejimler gerekiyor. Irak’a karþý savaþ bir deneydir. Deneyin baþarýlý olmasý durumunda yalnýzca Irak halklarý için deðil, Orta ve Yakýndoðu, Kafkasya ve Orta Asya halklarý baþta olmak üzere dünya halklarý için yeni bir karanlýk döneme girilecektir. Özellikle de Filistin ve Kürt ulusal sorunlarýnýn giderek aðýrlaþtýðý tarihsel koþullarda.

Bölge, Kafkasya’nýn ve Hazar Denizi havzasýnýn petrol ve doðalgaz yataklarýný kontrol etmek söz konusu olduðu sürece, büyük bir askeri-coðrafi öneme sahiptir. Örneðin, Kafkasya ve Hazar Denizi havzasý, gelecekte kendisine karþý büyük bir rakip olma potansiyeli taþýyan Rus emperyalizmine karþý emperyalist rekabetinde ABD emperyalizmi için büyük önem taþýmaktadýr.

Sözün özü, Baas rejimine karþý emperyalist savaþ, emperyalist dünya egemenliði politikasýnýn askeri araçlarla sürdürülmesidir. Bu nedenledir ki, bu savaþ geniþ bir çerçeve içinde düþünülmek, çözümlenmek, anlaþýlmak ve açýklanmak zorundadýr.

Gerek ABD önderliðindeki saldýrgan koalisyon, gerekse Baas rejimi açýsýndan gerici bir karakter taþýyan bu savaþta komünistler, yalnýzca hem bölgesel gericiliði, hem de emperyalizmi zayýflatan, sosyalizm için savaþýmý güçlendiren bir savaþýmý destekleyebilirler. Böylesi bir karakter taþýyan savaþýmýn Irak devletinin sýnýrlarý içinde yürütüldüðüne iliþkin bir bilgimiz yok. Ama vurgulanmalýdýr ki, emperyalist koalisyonun, özellikle ABD emperyalizminin yenilgisi hem bölgesel düzeyde, hem de dünya düzeyinde anti-emperyalist ve sosyalist savaþýmý güçlendirici bir etki yapacaktýr.
Savaþ öncesi izlenen politikalar ve savaþ önemli tarihsel sonuçlar doðurmuþtur ve doðurmaktadýr. Irak sorunu baðlamýnda, emperyalistler arasý iliþkilerin düzeyi ve niteliði de çok açýk olarak gözler önüne serilmektedir. Rus sosyal-emperyalizminin baþýný çektiði Sovyet bloðunun çökmesinden sonra, emperyalistler arasýnda tam bir entegrasyona yönelik bir eðilimden ziyade, giderek derinleþen bir çýkar ve çeliþkiler bütünlüðünün olduðu su yüzüne çýkmýþtýr.

Irak sorunu, biri politik diðeri askeri olmak üzere iki büyük emperyalist kurumda çatlamaya neden olmuþtur. Avrupa Birliði ve NATO’daki çatlamalarýn, uluslararasý emperyalist sistem üzerinde uzun-erimli derin etkileri olacaktýr. Bunlara Birleþmiþ Milletler’in giderek marjinalleþen ve Cemiyet-i Akvam’ýn kaderine benzeyen durumu da eklendiðinde, uluslararasý emperyalist sistemin önemli bir tarihsel dönemeçte bulunduðu ve de kendi yapýsýnda büyük deðiþim ve dönüþümlerin cereyan etmekte olduðu kendiliðinden anlaþýlýr. Artýk gelinen nokta da þu önemli tarihsel sonucu çýkarabiliriz: Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra oluþan uluslararasý politik ve askeri düzen ve bunun üzerine oturmuþ olan politik ittifaklar çatýrdamakta ve deðiþmektedir. Bütün bunlar da yeni bir nüfuz ve paylaþým mücadelesi etrafýnda þekillenmektedir. Ama elli yýldan fazla süren bir iliþkiler sisteminden baþka birine geçmek de ne sorunsuz, ne sancýsýz, ne de savaþsýz olacaktýr.

Uluslararasý emperyalist sistem içerisindeki deðiþim ve dönüþümlerin T. C. devleti üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve onda hangi politik yönelim ve sonuçlara yol açabileceðinin belirlenmesi, komünist hareketin politik geliþimi açýsýndan büyük önem arz eder. Teorik olarak, emperyalist sistem içerisindeki köklü dönüþümlere, Türkiye’nin iç politik yapýsýndaki köklü dönüþümler eþlik etmelidir. Çünkü, Türkiye uluslararasý emperyalist ekonomik ve politik düzene þu ya da bu þekilde dolaylý ve dolaysýz bir þekilde baðlanmýþtýr. Madem ki Türkiye’nin politik yönelimi emperyalist sistemin baskýsý altýnda gerçekleþiyor, o zaman bu yönelimin doðrultusu da, emperyalist sistemin aðýrlýk merkezlerinin kendi aralarýndaki iliþkilerin biçiminden çýkarýlmalýdýr.

Türkiye içinden geçtiðimiz süreçte bir denge politikasý yürütmektedir. Hem AB ile, hem de ABD ile ayný anda bir stratejik iliþki yürütmektedir. Ama ABD ile Avrupa’nýn bazý devletleri arasýnda (Fransa, Almanya, Belçika) çeliþkiler derinleþirken, Türkiye’nin denge politikasý nereye kadar gidebilir? Denge politikalarý genellikle ara politikalardýr. Bu dengenin oluþmasýna yol açan ve onu koþullandýran temelin yok olmasý ile birlikte de bu denge politikasý da yok olmaya mahkumdur. Yani olaylar öyle bir noktaya doðru ilerlemektedir ki, Türkiye iki stratejik iliþkiden (ABD ve AB) birisini kabul etmeyle karþý karþýya kalacaktýr. Türkiye’nin baðýmlýlýk iliþkilerini güçlendireceði emperyalistin kim olacaðý ve onunla olan iliþkisinin biçimi de Türkiye Cumhuriyeti devletinin politik yöneliminin belirlenmesinde önemli bir yere sahip olacaktýr. O halde uluslararasý politik geliþmeler, Türkiye’nin denge politikasýnýn temelini nasýl kaldýrabilir ve bunun Türkiye’nin politik yönelimi üzerindeki etkileri hangi biçimde olabilir? Bu sorunun cevabý, büyük oranda, emperyalist devletlerin aralarýndaki iliþkilere ve bu iliþkilerin niteliðine baðlýdýr.

Son dönemlerin en önemli uluslararasý politik olayý, hiç kuþkusuz ABD’nin Irak’a müdahalesine Fransýz-Almanya bloðunun (bunlara daha sonra Rusya’da dahil oldu) açýkça karþý çýkmasýdýr. Ama bu karþý çýkýþ hem AB’de, hem de NATO’da alttan alta yaþanan bölünmeyi de açýkça su yüzüne çýkardý. AB’nin sekiz üyesi (Ýngiltere, Hollanda, Ýtalya, Ýspanya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti , Macaristan ve Polonya) açýkça ABD’nin yanýnda yer aldýlar. Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra ilk defa, ABD ile Almanya arasýnda (Fransa’nýn daha önce de olmuþtu) bu düzeyde bir ters düþmesi söz konusudur. Ama bütün bunlardan ABD ile Almanya arasýnda tam bir kopmanýn yaþanmasý da beklenmemelidir. AB’nin mevcut siyasi yapýsý varolduðu müddetçe ve Rusya’nýn potansiyel tehdit durumu (bugün büyük oranda azalmýþ olsa da) devam ettiði sürece, ittifak politikalarýnýn tersine dönmesi beklenemez ve beklenmemelidir de.

Bugün hala Avrupa’nýn askeri güvenliði NATO tarafýndan saðlanmaktadýr. ABDsiz ve NATOsuz Avrupa Birliði, mevcut siyasi yapýsý ile Rusya’yý Avrupa’da tek baþýna durduramaz. ABD’nin Avrupa’dan dýþlanmasý, Rusya’nýn Doðu, Orta ve Güneydoðu Avrupa’da ekonomik ve siyasi canlanma isteðini daha da kamçýlar ki, bu hiçbir þekilde Almanya’nýn iþine gelmez. Kaldý ki, þu an bile Almanya’nýn ABD ile bir stratejik ittifaký söz konusudur. NATO’da cisimleþen bu ittifak, NATO’nun doðuya doðru geniþlemesinin de temelini oluþturmaktadýr. Ne ABD, ne de Almanya þu an ki durumda bu stratejik ittifaký kopartabilecek lükse sahip deðildirler.

Ama gerçek olan bir þey var ki, o da ABD-Almanya stratejik ittifakýnýn sarsýlmakta olduðudur. Bu sarsýntýnýn en büyük nedeni Fransa’dýr. Bir ABD’li diplomatýn da yerinde bir þekilde belirttiði gibi “Almanya’ya cesaret veren Fransa’dýr. ”Almanya, Fransa ile olan ittifakýna güvenerek ABD’ye karþý daha cüretkar davranmaktadýr. Çünkü Almanya ne Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi’dir, ne de nükleer silahý olan bir güçtür. Ama buna karþýn Fransa’nýn bu iki olanaða da sahip olmasý, Almanya’nýn daha cesaretli hareket etmesine neden olmaktadýr. Ancak, Almanya, þimdilik, ne Fransa ile, ne de ABD ile olan stratejik ittifakýný koparabilir. Yani her ikisi ile de bir stratejik ittifaký söz konusudur.

Ama Fransa için durum böyle deðildir. Fransa’nýn, Almanya ile iliþkisi bir stratejik ittifak düzeyindeyken, ABD ile deðildir. Zaten NATO’nun askeri kanadýna da 1995-96 yýllarýnda tekrar geri dönmüþtür. Bu dönüþ de stratejik olmaktan ziyade taktik nitelikliydi. Amacý NATO’nun karar mekanizmasýnda yer alarak, ABD nüfuzunu Avrupa’da daha çok daraltmaya çalýþmaktý.

Ama ABD Irak meselesinden ders çýkararak, Almanya’nýn kontrol dýþý olan hareketlerini tamamen kontrol altýna almaya çalýþabilir. ABD’nin bunu baþarabilmesi için Almanya’yý cesaretlendiren Fransa’yý uluslararasý iliþkilerden tecrit etmesi gerekir. Fransa’nýn tecridi Almanya’yý daha fazla ABD’ye baðlayacaktýr. Almanya’nýn ABD ile olan stratejik iliþkisinin devam etmesi, NATO’nun doðuya doðru ilerlemesinde kilit bir yere sahiptir. Ayný þekilde ABD-Almanya stratejik iliþkisi ABD’nin Avrasya stratejisinde de önemli bir yere sahiptir.

ABD muhtemelen Fransa ile Almanya arasýnda varolan çeliþkilerden de yararlanmak isteyecektir. Eðer Fransa Irak’taki çýkarlarýný tehlikeye atmamak için Almanya’yý yalnýz býrakarak ABD ile Irak savaþýna katýlýrsa (ya da baþka sorunlarda Almanya’nýn aleyhine olabilecek iþbirliðine girecek olursa), Almanya’nýn Fransa’nýn bu hareketini cezalandýrmasý beklenebilir. O zaman Almanya daha fazla ABD’ye yaklaþmak isteyebilir. ABD’nin elinde Fransýz-Alman ittifakýný çözecek güçlü kozlar vardýr. Örneðin, Ýngiltere ile olan “özel” stratejik iliþkisi ve AB’nin diðer ülkeleri ile olan stratejik iliþkiler ve de NATO’nun doðuya doðru ilerlemesinde Fransa’nýn dýþlanmasý gibi bir çok politik araca sahiptir. Fransa’nýn Almanya ile olan iliþkilerinin zedelenmesi (ki bu gelecek süreçte beklenmelidir, görünüþ aldatýcý olmamalýdýr) Fransa için tek kelime ile öldürücü olur. Çünkü o zaman Fransa’nýn hiçbir emperyalist ülke ile stratejik ittifaký kalmayacaktýr.

Peki Fransa böyle bir durumu kabul edebilir mi? Fransa böyle bir durumu istese de kabul edemez. Zaten uzun zamandan beri ABD-Almanya ittifakýnýn, Fransa olmadan, doðuya doðru geniþlemesinden huzursuzdur. Hatta bundan dolayý AB’nin doðuya doðru geniþlemesini bile veto ediyordu. Bu rolü ise küçük devletlere ret oyu verdirerek (kendisi arka planda kalarak) yapýyordu.

Eðer ABD, Almanya’yý kendisine daha fazla baðlamak için Fransa’yý uluslararasý iliþkilerden tecrit etmeye kalkýþýrsa, Fransa Rusya ile stratejik bir iliþki arayýþýna güçlü bir þekilde giriþebilir. Zaten De Gaulle zamanýndan beri Fransa’nýn izlediði bir denge siyaseti vardýr. Fransa, ABD’nin Avrupa üzerindeki nüfuzunu sýnýrlamak için zaman zaman Sovyetler Birliði ile yakýnlaþma politikasý izliyordu. Ama bu sefer durum baþkadýr. Fransa’nýn bu sefer Rusya ile iliþkisi ABD ile çeliþkisinden dolayý ancak stratejik olabilir. Zaten Rus-Fransýz ittifakýnýn tarihte bir temeli de vardýr. Birinci Dünya Savaþý’ndan önce Almanya’nýn doðuya doðru ilerlemesine (ayný þekilde batýya doðru da) karþý Fransa-Rusya ittifaký kurulmuþtu.

Olaylarýn böyle bir noktaya sürüklenerek, AB içerisinde böyle bir bölünmenin yaþanmasý, Türkiye’deki reform sürecinin sona ermesi ve AB dinamiklerinin etkisizleþmeye baþlamasýna neden olabilir. Türkiye’de birçok kiþi, daha þimdiden, “Geleceði þüpheli bir AB’ye ne kadar güvenmek gerekir?” sorusunu sormaktadýr.

Türkiye’nin politik yönelimine yalnýzca Avrupa’daki iliþkiler etki etmemektedir. Ortadoðu’daki geliþmeler de Avrupa’daki geliþmeler kadar (belki de daha fazla) önemlidir. Avrupa’yý kendi içerisinde bölen ve Ortadoðu’ya da daha derinlemesine giren bir ABD, Türkiye üzerine aðýrlýðýný daha fazla koyacak ve de Türkiye’yi daha sýký baðlar ile kendisine baðlayacaktýr.

Ýçinden geçtiðimiz süreçte unutulmamasý gereken bir nokta da, bölgedeki güç sistemini yeniden örgütleme projesinde ABD’nin Irak’a vermiþ olduðu önceliðin ABD’nin Ortadoðu’daki planlarýnda merkezi bir yer teþkil eden Ýran’ý unutturmamasý gereðidir. Ortadoðu’da asýl hedef Ýran’dýr. Çünkü Ýran bölgesel bir güçtür ve ABD’nin bölgedeki çýkarlarýna büyük engel oluþturmaktadýr. Ýsrail Savunma Bakaný Benjamin Ben Elizer “Temel düþmanýmýz Irak deðil, Ýran’dýr:Ýran 2005 yýlýna kadar nükleer bombaya sahip olacaktýr. ” Derken buna iþaret etmektedir.

ABD Irak savaþýný hýzlý bir þekilde sonuçlandýrarak, Ýran nükleer bir bombaya sahip olmadan Ýran’daki rejimi devirmeye çalýþacaktýr. Ýran, Türkiye, Irak, Kuveyt, Pakistan, Afganistan, Azerbaycan gibi ABD emperyalizminin iþbirlikçisi devletler tarafýndan çevrilmiþ olacaktýr. Ýran sorunu, Türkiye’nin iç politik yapýsýnda köklü politik kaymalara neden olabilir. Çünkü Ýran’daki rejim de Afganistan, Irak ve Yugoslavya’daki rejimlerin çökertilmesi biçiminde daðýtýlmaya çalýþýlacaktýr. Yani Ýran’daki ulusal, dini ve etnik çeliþkiler, iþbirlikçi bir biçimde iþlenerek ve bunlara “insan haklarý” görünümü altýnda bazý burjuva-demokratik reformlarýn gerçekleþtirilmesi istemi de eklenerek, rejimin içten çözülmesi saðlanýlacaktýr. Elbette ki bunlarý büyük bir ihtimalle de dýþarýdan bir askeri müdahale izleyecektir.
Ýran’daki rejimin çökertilmesi sürecinde, Ýran’daki Azeri sorunu ABD’nin bastýrmasý ile büyük bir önem kazanabilir. Ýran’ýn kuzeyindeki Azerilerin ayrýlýkçý hareketleri, bölgede Türkçü eðilimlerin geliþmesine büyük bir dürtü saðlayabilir. Azeri sorununun Ýran’da hassas bir konuma yükselmesi ve Ýran-Azerbaycan iliþkilerini gerginleþtirmesi, Türkiye’nin politik yönelimlerine uyarýcý etkilerde bulunabilir. Türkiye’nin bölgede nüfuz mücadelesinde en hassas olduðu ülkelerden birisi Azerbaycan’dýr. Azerbaycan’ýn angaje olacaðý bir politik ve askeri sorun, Türkiye’yi ister istemez içine çekecektir.

ABD’nin Ortadoðu’daki politikalarýnýn (özellikle de Irak ve Ýran’daki rejimlerin devrilmesinden sonra) Avrupa’nýn iç politik yapýsýna ve ABD-AB iliþkilerine etkisi muazzam olacaktýr. Ortadoðu’nun ABD çýkarlarýna göre yeniden þekillendirilmesiyle, Avrupa enerji kaynaklarý bakýmýndan çok büyük ölçüde ABD’ye baðýmlý hale gelecektir. Bu nokta özellikle Almanya’nýn ABD karþýsýndaki direncinin kýrýlmasýnda önemli bir yer iþgal edeceðe benzemektedir. Almanya ve Fransa’nýn, ABD’nin Ortadoðu’daki askeri müdahalesine karþý çýkmasýnýn altýnda, bu stratejik bölgenin ABD’nin eline geçmesiyle, ABD’den baðýmsýz hareket etme yetenek ve kapasitelerinin büyük darbe yemesi yatmaktadýr. Bu politika, uzun dönemli olarak, ABD’nin Çin ve Rusya’nýn üzerine giderken ve bunlarý dünyanýn stratejik bölgelerinden atmaya çalýþýrken, Avrupa’yý da baský altýnda tutma politikasýna uygundur.

Irak sorununda çok çekinceli davranan Türkiye’nin mevcut AKP hükümetiyle, Ýran sorununda tamamen ayak diremesi olasýdýr. ABD, Irak meselesinden ders çýkararak, Türkiye’de daha iþbirlikçi ve saldýrgan ve de bölgede nüfuz peþinde daha çok koþan bir politik yapýnýn oluþmasý için bastýrabilir. Böyle bir politik eðilimin Türkiye’de ne olduðu ise sýr deðildir. ABD’nin elinde Türkiye’nin ekonomik, politik ve askeri yapýsýný kendi çýkarlarýna göre daha fazla þekillendirecek olanaklar mevcuttur. ABD ile daha fazla iþbirliðine girmeyecek bir politik yapýyý hemen bekleyen sorunlar þunlardýr: ÝMF kredilerinin askýya alýnmasý. Nisan ayý yaklaþýrken Ermeni meselesinin ABD Kongresi’nde ele alýnýp onaylanmasý ve Birleþmiþ Milletler gündemine taþýnarak Türkiye’nin tazminat ödemeye mahkum edilmesi; Kýbrýs sorununda desteðin çekilmesi; AB’yle iliþkilerde verilen desteðin çekilmesi; silah ambargosu; Güney Kürdistan’daki Kürtlerin tamamen silahlandýrýlarak bir Kürt devletinin temelinin atýlmasý, vs. Bütün bunlar Türkiye’deki iþbirlikçi sýnýfýn korktuðu politik sorunlardýr.

ABD’nin Irak ve Ýran politikalarý Türkiye’nin ABD’ye tamamen baðlanmasýný gerektirmektedir. Bu politikalar, Türkiye’nin ABD ve Avrupa arasýnda uygulamakta olduðu denge politikalarýnýn sonunu getirebilir. Böylece Türkiye, Ýttihat ve Terakki’nin, Birinci Dünya Savaþý’nda Almanya ile birlikte izlemiþ olduðu maceracý politikanýn benzerine bu sefer de ABD ile birlikte sürüklenebilir. (2)

DEVRÝMCÝ BÜLTEN


Devrimci Bülten Sayý 32, Devamý...


(1) “Ortadoðu” terimi tartýþmalýdýr. Kime göre Ortadoðu? Batýlý oriyentalistlere göre. Alýþýlmýþ olmasý ve kullanma kolaylýðý nedeniyle biz de bu terimi kullanýyoruz. Tartýþýlmasý ayrý bir konu olan bu soruna burada yalnýzca iþaret etmekle yetiniyoruz.

(2) Bu baþyazý ABD’nin baþýný çektiði emperyalist koalisyonun silahlý güçlerinin Irak’a saldýrýsýndan önce hazýrlandý. Savaþýn ertesi günü olan bugün, duruma uygun düþen kimi deðiþiklikler yaparak, yazýyý yeniden kaleme aldýk. Savaþta söz konusu olan sýnýfsal ve katmansal çýkarlarý; savaþ öncesi politikalarý ve savaþ sonrasý olasý geliþmeleri ve Birleþmiþ Milletler ve NATO gibi uluslararasý örgütlerin, Avrupa Birliði gibi bölgesel ekonomik-politik oluþumlarýn oynadýklarý rolü, bu örgüt ve oluþumlarýn iç çeliþkileri ve savaþýmlarýný ayrýntýlý olarak ele almadýk. Bu iþi sonraki baþyazýlara býrakýyoruz.

|
_ _