[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 32 (2) }
| Devrimci BültenABD EMPERYALÝZMÝNÝN YENÝ RESMÝ ÝDEOLOJÝSÝ VE BUNUN POLÝTÝK VE ASKERÝ SONUÇLARI ÜZERÝNE (K. ERDEM)

I-Giriþ

Artýk gelinen noktada ABD emperyalizminin genel stratejik eðilimini çok net, açýk ve seçik bir þekilde belirlemek vede bunu çok yönlü ve derinlemesine bilince çýkarmak komünist hareket açýsýndan kaçýnýlmaz bir hal almýþtýr.

Çünkü ABD emperyalizmi, uluslararasý emperyalist sistemin dinamik ve sürekleyici gücüdür ve bugün tarihsel olarak elde etmiþ olduðu düzey ve potansiyel, onu, uluslararasý ekonomik ve politik sistemin odaðýna yerleþtirmiþtir. Onun için bundan sonra, ABD emperyalizminin genel stratejik eðilimi (politik hedef, görev ve araçlarý), uluslararasý emperyalist sistemin iç evrimini ve yönünü tayin edecektir. Emperyalist politik sistemin nasýl bir evrim izleyeceði, ABD’nin bu sisteme müdahalesinin biçimine baðlýdýr.

Bugün Irak sorunu ile birlikte, ABD’nin bundan sonraki planlarýnýn ne olduðu ya da ABD’nin ne yapmaya çalýþtýðý sorgulanmaktadýr. Bu sorgulamalarda doðruluðu barýndýran deðerlendirmeler de yapýlmaktadýr. Ancak analizlerde dikkati çeken ortak nokta, ABD’nin gerçek emellerinin tam olarak deþifre edilememesidir ya da bu noktada yetersiz kalmalarýdýr.

Örneðin Irak sorunu baðlamýnda yapýlan deðerlendirmelerde çýkarýlan bazý sonuçlardan bir kaç tanesi þunlardýr:
a-ABD Ortadoðu’ya yerleþmek istiyor.
b-ABD Ortadoðu’daki petrol rezervlerini ele geçirmek ve kontrol etmek istemektedir.
c-ABD, Ortadoðu, Kafkasya, Orta Asya’daki enerji kaynaklarýný ve güzargahlarýný kontrol etmek istemektedir.
d-ABD Otadoðu’nun haritasýný deðiþtirmek istemektedir.
e-ABD Ýsrail’in güvenliðini saðlamak istemektedir.
f-ABD kendi hegemonyasýna kafa tutan ve kötü örnek olan devletleri bertaraf etmek istemektedir. vs.

Bu yukarýda sayýlanlar gibi bir çok neden sayýlabilir. Bütün bu sayýlanlarýn doðruluk payý olmasýna karþýn, bu sayýlanlar olayýn tarihsel çerçevesinin tam olarak görülmesinde çok çok yetersizdir.

ABD’nin dünyanýn çeþitli bölgelerine olan silahlý müdahalelerini anlamak için, onun genel stratejik yönelimini anlamak gerekmektedir. Ancak bundan sonra, Irak savaþý gibi olaylarýn mantýðý çözülebilir ve ABD’nin gerçek amaçlarý hakkýnda doðru bir fikre sahip olunabilir.

Bu makalede ilkin ABD’nin yeni resmi ideolojisini tanýmlamaya çalýþacaðýz. Daha sonra bunun ABD’nin politik yönelimindeki etkisi üzerinde durarak, nasýl ABD’yi bir “Küresel Politik Strateji” oluþturmaya götürdüðünü ve bu küresel stratejinin ne olduðunu ve kendi içerisinde nasýl küçük stratejik aþamalara ya da bölgesel stratejilere ayrýldýðýný vede bunlarýn hangi biçimlere sahip olduðunu ele alacaðýz. Daha sonra da, ABD’nin askeri yapýsýný nasýl bu küresel politik strateji temelinde geliþtirmek istediðini ele alacaðýz. Son bölümde de uluslararasý siyasi iliþkierin hangi ekonomik eðilimlerin baskýsý altýnda cereyan ettiðini belirlemeye çalýþarak genel bir sonuç çýkarmaya çalýþacaðýz.

Makale, haddinden fazla abartýlý görüþler ileri sürmek ile ve bazý deðerlendirmeleri yapmanýn daha erken olduðu noktasýnda eleþtirilebilir. Yazar, bu nokta üzerinde yanlýþ da olsa bir þeyler yazmanýn hiçbir þey yazmamaktan ya da beklemekten daha iyi olduðu görüþündedir. Gelecekte eðer yanýlmýþsa hatalarýný kabul etmekte ve özeleþtiri yapmakta asla çekinmemektedir. Tam tersine, bunu, komünist ahlakýn ve anlayýþýn önemli bir unusuru olduðunu kabul etmektedir.

II-ABD Emperyalizminin Yeni Resmi Ýdeolojisi

ABD’de, Sovyet blokunun çökmesiyle birlikte, ABD büyük tekelci burjuvazisinin ideolojik ve politik eðilimleri içerisinde (ki bunlar daha çok Cumhuriyetçi Parti içerisinde odaklanmýþlardýr ve saðdan ABD faþistleri tarafýndan desteklenmektedirler), ABD’nin uluslararasý emperyalist sistem içerisinde lider pozisyonuna sahip olduðunu ve ABD’nin ekonomik, politik, askeri, teknolojik ve kültürel kapasitesinin, dünyayý tek baþýna yönetebilecek bir düzeyde olduðu savý ortaya atýlmaya baþlandý.

Bu sav temelinde hareket eden entellektüeller ve politikacýlar, giderek ABD’yi, bir zamanlar dünyaya neredeyse tek baþýna hükmeden Roma Ýmparatorluðu ile karþýlaþtýrmaya baþladýlar. ABD’nin yeni dünyanýn Roma Ýmparatorluðu olduðunu ileri sürerek, dünyayý Roma Ýmparatorluðu gibi tekbaþýna yönetmesi gerektiðini ileri sürmektedirler. Az ileride de göreceðimiz gibi bu görüþü savunanlar, ABD’de devletin kilit noktalarýnda bulunmaktadýrlar. Roma Ýmparatorluðu özlemiyle yanýp tutuþanlar kendi emperyalist yayýlma ve yaðma politikalarýna ideolojik bir temel saðlamaktadýrlar ve bunu da Roma Ýmparatorluðu’nun gücünün zirvesinde bulunduðu dönemde bulmaktadýrlar.

Son on yýldan fazla bir zamandýr, ABD tekelci burjuvazisinin ideolojik ve politik eðilimleri içerisinde canlanan ve öne çýkan Roma Ýmparatorluðu hayranlýðý, ABD’nin þu andaki dünya çaýndaki hegemanyasýnýn sonucunda oluþmaktadýr. Aslýnda bu ideologlar, ABD’nin dünya çapýnda bir hegemonyasýnýn varlýðýný belirtirken, ayný zamanda bunun yetersiz ve sorunlu olduðunu vede bunun daha da derinleþtirilmesi gerektiðini de öne sürmektedirler.

Þimdi de ABD’de bu resmi ideolojiyi savunan gerici düþünür ve politikacýlardan bazý örnekler sunarak, ABD emperyalizminin resmi ideolojisindeki deðiþimi somut örneklerle gösterelim.

Önce G. W. Bush’un akýl hocasý olan Robert Kaplan’dan baþlayalým:
“Ýkinc Dünya Savaþý’nda ABD’nin zaferi, Roma’nýn ikinci pünik savaþýnda olduðu gibi, onu evrensel bir güce dönüþtürdü. ”(1)
Yine Clinton döneminde Savunma Bakaný olan ve Harvard üniversitesinde “Kennedy Hükümet Okulu” rektörü Joseph S. Nye :
“Roma’dan beri, bugün yalnýzca Birleþik Devletler, en büyükleri de dahil, hiçbir geçmiþ imparatorluk ile kýyas kabul edilmeyecek bir üstünlüðün keyfini çýkarmaktadýr. ” (2) diye yazmaktadýr.
Bu düþünce ABD medyasýnýn kilit noktalarýnda yeralan gerici gazeteciler tarafýndan da propaganda edilmektedir. Örneðin ABD tekelci buruvazisinin gazetelerinden biri olan Washington Post’un baþyazarý Charles Krauthammer þöyle yazmaktadýr:
“Gerçek o ki, Roma’dan sonra hiçbir ülke, kültürel, ekonomik, teknik ve askeri olarak böylesine üstün olmadý (. . . ) Amerika bir dev gibi dünyayý adýmlamaktadýr. (. . . )Roma’nýn Kartaca’yý ezmesinden sonra hiçbir büyük güç þu ulaþtýðýmýz zirveye ulaþmadý. ”(3)
Bazý gazeteciler daha cürretkar davranarak sözcükleri daha açýk ve seçik olarak kullanmaktadýrlar. Örneðin Wall Street Journal’in baþyazarý Max Boot bunlardan birisidir:
“Eðer Amerika bugün, Britanya’nýn sömürgeci askeri kuþaklarýnýn sefer yaptýðý bir çok ülkede askeri operasyonlara giriþtiyse (. . . ) düzensizliði boðmak için batýnýn askerlerinin müdahalesi gerektiyse bu tesadüf deðildir. (. . . ) ezici bir askeri gücü bulunduran ve bunu diðer devletlerin hareketleri üzerinde etkide bulunmak için kullanan bir politik bütünlüðe çok güzel olarak bir imparatorluk denir. (. . . ) Amacýmýz bir rakibe karþý savaþmak deðildir çünkü böyle biri yoktur, ama emperyal pozisyonumuzu korumak ve emperyal düzeni elde etmektir. ” (4)
Ama elbette ki “ABD’nin Düya Ýmparatorluðu” tek zorbalýk üzerine oturmamalýdýr. Bunun bir “iyilik” ve “hümanist” yaný da olmalýdýr ve “insanlýðýn yararýna” olduðunun propagandasý da yapýlmalýdýr. Zorbalýk ile “dünyanýn çoðunluðunun iyiliðine olduðu”nun karýþýmýný da Robert Kagan sunmaktadýr:
“ABD’nin uygulamýþ olduðu iyiliksever hegemonya, dünya nüfusunun büyük bir çoðunluðu için iyi olduðu gerçektr. Hiç þüphesiz diðer bütün alternatifler gerçekçi düzenlemelerin en iyisidir. ”(5)
Ama ABD’nin “Dünya Ýmparatorluðu”nun mantýðýný en iyi ve açýk bir þekilde ortaya koyan da yine Zbigniew Brzezinski’dir:
Amerika “. . . uþaklarýmýzý baðýmlý bir durumda tutmalý, uysallýðýný garantilemeli ve baðýmlýlarýmýzý korumalý vede barbarlarýn birleþmesini önlemelidir. ”(6)
ABD’deki gerici aydýn sýnýf ve katmanlar içerisinde bu düþüncede olanlardan bir çok alýntýlar aktarýlabilir. Ama buna gerek yoktur. Amacýmýz ABD’deki gerici ve egemen aydýn sýnýf içerisindeki genel anlayýþý ve ruh halini yansýtmaktý. Þimdi þu soru sorulmalýdýr:ABD’ndeki bu gerici alayýþýn politik alandaki yansýmasý nasýldýr ve politik alana hangi biçimlerde baðlanmaktadýr? Çünkü ABD’deki yeni politik çizgi, yukarýda genel hatlarýný ortaya koymaya çalýþtýðýmýz yeni resmi ideolojinin baskýsý altýnda oluþmaktadýr.

III-ABD Emperyalizminin Uluslararasý Politik Çizgisinin Ana Hatlarý

ABD her ne kadar uluslararasý emperyalist sistemin hegemonyasýný elinde bulunduruyorsa da, bu sistemi tek baþýna yönetebilecek siyasi ve askeri örgütlülüðe de þu an sahip deðildir. Sovyet blokunun çökmesiyle birlikte özellikle de Avrasya’da büyük politik boþluklar meydana gelmiþtir. (*1) ABD ve onun müttefileri, þimdilik bu boþluklarý ne tam olarak doldurabilmiþ durumdadýrlar ne de bu boþluklardan çýkabilicek potansiyel meydan okumalarý da tam olarak bertaraf etmiþ durumdadýrlar. Onun için yapýlan þu taným yerindedir:
“Amerika’nýn küresel hegemonyasýnýn etkinlik alaný, itiraf edilmelidir ki büyüktür, fakat onun derinliði sýðdýr;dahili ve harici engellerle sýnýrlandýrýlmýþtýr. ”(7)
ABD’nin küresel hegemonyasýnýn derinleþebilmesi ve böylece etkinlik alanýnýn çapýnýn daha da geliþerek, ABD’nin tekbaþýna uluslararasý emperyalist sistemin yönetimini eline alabilmesi için, ABD’nin Avrasya’yý tamamen kendi çýkarlarý doðrultusunda düzenlemesi gerekmektedir. ABD’li stratejistler, ABD’nin tek dünya hakimiyetine giden yolunun, Avrasya’nýn tamamen ABD çýkarlarý doðrultusunda siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel olarak biçimlendirilmesi temelinde ancak olanaklý olduðunu belirtmektedirler. Bu stratejistlere göre, eðer ABD tekbaþýna dünyayý yönetmek istiyorsa, Avrasya’yý tekbaþýna yönetebilmelidir; Avrasya’daki sýð ve yüzeysel durumunu daha da derine yayarak, Avrasya’da kendisine potansiyel olarak rakip çkabilecek güçleri bertaraf etmelidir. Çünkü :
“Avrasya yerkürenin en büyük kýtasýdýr ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya egemen olan bir güç, dünyanýn en ileri ve ekonomik olarak verimli üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir. ”(8)
Onun için “Amerika için ana jeopolitik ödül Avrasya’dýr. ”(9)
Sovyet blokunun çöküþünden hemen sonra, ABD’li stratejistler, ABD emperyalizminin önceliklerini ve stratejik yönelimlerini belirleyen bir çok rapor yayýnladýlar. Bunlardan biri de 1992 yýlýnda Paul Wolfowitz ve I. Lewis Libby (*2) tarafýndan yazýlan gizli bir rapordur. Defense Policy Guidance baþlýðýný taþýyan raporda ABD’nin stratejik yönelimleri (ki bugün uygulanan politika budur) hakkýnda þöyle yazýlmaktadýr:
“Büyük güç olma statüsüne götürmeye izin verecek kaynaklarý barýndýran bölgelerin, bütün düþman güçlerin egemenliðine geçmesini engellemek (...) geliþmiþ endüstriyel ülkelerin bizim öncülüðümüze meydan okuyabilecek ya da kurulu ekonomik ve politik düzeni deðiþtirmeye ve bütün küresel rekabetin geleceðini batýrmak isteyen her giriþimin cesaretini kýrmak. ”(10)
Ýþin ilginç tarafý dünyanýn önemli bölgeleri (büyük enerji kaynaklarýný barýndýran); dünyanýn büyük pazarlarý (Avrupa, Çin, Hindistan, Rusya, Uzak doðu Asya vs. ); geliþmiþ endüstriyel ülkeler (Ýngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Ýtalya, Rusya, vs. ) ve yine ABD liderliðine meydan okuyabilecek ve bu potansiyeli barýndýran güçler Avrasya’dadýr. Onun için Avrasya ABD’nin dünya politikasýnýn temel alaný ve hedefidir. ABD’nin Avrasya ile ilgili planlarýna ve onun aracýlýðý ile dünya ile ilgili planlarýna dürtü veren þey ise, Avrasya’nýn kendi içerisindeki politik parçalanmýþlýðý ve bütünlüksüz siyasi yapýsýdýr.

Ama madem ki ABD Avrasya’yý tamamen kendi çýkarlarna göre düzenlemek istiyor ve onun aracýlýðý ile bir “Süper emperyalist” olmak istiyor, o zaman Avrasya’da bulunan emperyalist güçlerin bazýlarýný kendi kontrolüne ve denetimine almalý, bazýlarýný da dize getirmelidir. Örneðin Brzezinski ABD’nin Avrasya’daki stratejik yönelimi ve hedeferinin ne olmasý gerektiði ile ilgili olarak þöyle yazýyor:
“. . . Amerika’ya potansiyel bir rakip, yerkürenin en önemli oyun alaný olan Avrasya’dan çýkabilir. Bu yüzden Avrasya’daki jeopolitik çýkarlarýnýn uzun vadeli yönetimi için Amerikan jeostratejisinin formülleþtirilmesinde çýkýþ noktasý, kilit oyuncular üzerinde odaklanma ve arazinin doðru deðerlendirilmesi olmalýdýr.
Bunun için iki temel adým gereklidir:
  • Birincisi, uluslararasý güç daðýlýmýnda potansiyel olarak önemli bir kaymaya nede olabilecek güçte ve jeostratejik olarak dinamik Avrasya devletlerini teþhis etmek; bunlarýn siyasi seçkinlerinin merkezi dýþ amaçlaryla bunlara ulaþma arayýþlarýnýn olasý sonuçlarýný deþifre etmek; konumlarý ve/veya varlýklarý daha aktif jeostratejik oyuncular ya da bölgesel koþullar üzerinde hýzlandýrýcý etkilere sahip olan jeopolitik olarak önemli Avrasya devletlerini tespit etmek;
  • Ýkincisi, yaþamsal ABD çýkarlarýný korumak ve geliþtirmek üzere yukarýdakileri devre dýþý býrakmak, birlikte karar vermek ve /veya kontrol etmek amacýyla belirli ABD politikalarý geliþtirmek ve küresel ölçekte, daha özel ABD politikalarý arasýnda baðlantý kuracak daha kapsamlý bir jeostratejiyi kavramsallaþtýrmak. ”(11)(abç)
Avrasya’da ABD’nin “devre dýþý býrakmak” istediði iki emperyalist devlet ve bir de kontrol altýnda tutmak zorunda olduðu bir dizi emperyalist devletler vardýr. Birinci gruba Rusya ve Çin (Çin bir noktaya kadar emperyalist olarak deðerlendirilebilir) dahildirler. Ýkinci gruba ise, Fransa, Almanya, Japonya, Ýngiltere, Ýtalya gibileri dahildirler. Yani ABD’nin Avrasya’da mýzraðýnýn sivri ucu temelde Rusya ve Çin’e çevrilmiþtir. Bunlarýn dünya pazarlarýna büyük emperyalist güçler olarak çýkmamasý ve bu emperyalist potansiyellerinin bertaraf edilmesi üzerine kurulmuþtur.

ABD’nin asýl Avrasya’da karþýsýna almýþ olduðu güç Rusya’dýr. Çünkü Rusya anti-ABD koalisyonunun asýl aðýrlýk merkezini oluþturma kapasitesinin en güçlü olduðu ülkedir. Rusya’nýn kýsa bir dönemde büyük bir uluslararasý emperyalist güç olma potansiyeli varken, Çin’in gücü daha çok bölgesel olarak kalmaktadýr. Onun için ABD, Avrasya’da titiz ve itinalý bir þekilde Rusya ve Çin’i çevirmekte ve onlarýn potansiyel müttefiklerini ya da çeþitli bölgelerdeki dayanak noktalarýný yoketmeye çalýþmaktadýr.
Büyük stratejik hedefe ara stratejik hedeflerden geçilerek gidilmektedir ve herþey planlý ve programlý bir þekilde yürütülmektedir.

IV-ABD’nin Küresel Politik Stratejisi Ve Bunun Ana Hatlarý

ABD’nin küresel politik stratejisi genel hatlarý itibariyle üç ana stratejik aþamadan oluþmakta ve biri diðerine zaman ve mekan içerisinde baðlanarak bütünlüklü bir þekilde ilerlemesi düþünülmüþtür:
“Satrançta olduðu gibi Amerikan küresel planlamalarý bir çok hamleyi önceden düþünüp olasý karþý hamleleri beklemelidirler. Bu nedenle, desteklenebilir bir jeostratejiyi kýsa vadeli perspektifle (gelecek beþ yýla kadar), orta vadeli perspektifi (yirmi yýla kadar) ve uzun vadeli perspektifi (yirmi yýlýn üstünde) bir birinden ayýrmalýdýr. Dahasý bu dönemler su geçirmez bölmeler olarak deðil, fakat bir sürekliliðin bölümleri olarak görülmelidirler. Ýlk dönem kademeli ve tutarlý olarak ikinci döneme götürmelidir---gerçekte kasýtlý olarak ona yönlendirilmelidir--- ve ikincisi de devam niteliðinde üçüncüye götürmelidir. ”(12)(abç)
Emperyalist stratejistlerin binbir kývýrtma ve renkli laflarýnýn üzerindeki sýr perdesini kaldýrarak, biz komünistlerin anladýðý biçimde, bu stratejik aþamalarýn somut hedeflerinin ne olduðunu belirtelim. Ama bundan önce, ABD’nin Avrasya’da oluþturmak istediði uluslararasý köprü baþlarýný ele almak gerekir. Çünkü bu köprü baþlarý ABD’nin Avrasya’da stratejik yerleþme noktalarýdýr. Bunlar olmaksýzýn ABD Avrasya’da bütünlüklü bir stratejik yönelim oluþturamaz. Bu stratejik noktalar tarihsel bir süreç içerisinde oluþmuþtur ve belirli politik ittifaklar üzerine oturmuþtur.

ABD Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra, Avrasya’nýn doðu ve batý ucuna iki saðlam “kazýk” çakmýþtýr. Ve ABD açýsýndan bu kazýklar hiçbir zaman geriye doðru gitmemiþtir. Tam tersine bu noktalar ileriye doðru hareket etmenin temel eksenleri haline gelmiþlerdir. Kazýklardan biri Berlin’in tam ortasýna, diðeri ise Kore’nin tam ortasýna çakýlmýþtýr. Avrasya’nýn doðu ve batý ucuna çakýlan bu kazýklar, kýskacýn iki aðzý gibidir ve stratejik hedef bu kýskacý sürekli daraltmaktýr. Ama bu iki ucun orta kýsmý (Ortadoðu) uzun zaman boþ duruyordu. Ýþte Sovyetler Birliði’nin çözülmeye baþlamasýyla (1980’lerin sonlarýndan itibaren) birlikte, ABD Ortadoðu’ya daha fazla aðýrlýðýný koyarak (birinci Körfez savaþý) yerleþmeye baþladý. (*3) ABD’nin Avrasya’ daki bu üç stratejik noktasý ayný zamanda, Rusya ve Çin’nin çembere alýnmasýnda da stratejik destek noktalarý oluþturmaktadýrlar. (*4)

Avrasya’nýn batýsýnda ABD, Ýngiltere ve Almanya ile stratejik ittifak temelinde ve NATO aracýlýðý vede AB ile koordinasyon halinde (çünkü bir çok NATO üyesi AB üyesidir) Rusya’nýn nüfuz alanlarýný ele geçirerek ilerlemektedir. Avrasya’nýn doðusunda Japonya ve G. Kore ile stratejik ittifak temelinde Rusya ve Çin’i kontrol etmektedir. Ortadoðu’da ise Türkiye ve Ýsrail ile stratejik ittifak temelinde hegemonyasýný saðlamlaþtýrmaya ve ilerlemeye çalýþmaktadýr.

ABD’nin küresel politik stratejisi, dünyanýn çeþitli bölgelerindeki bölgesel sratejilerin bileþkesinden oluþmaktadýr. Yukarýda belirtilen Avrasya’nýn üç önemli bölgesindeki stratejik noktalardan birisinin ABD’nin kontrolü dýþýndaki baþka bir gücün eline geçmesi, ABD’nin Avrasya’da elde etmek istediði sonal hedefe indirilmiþ büyük bir darbe olacaðý gibi, emperyalistler arasýndaki bütün ittifak politikalarýnýn ters yüz olmasýna neden olacaktýr. Çünkü dünyanýn belirli bir bölgesinde bir emperyalist güç için yokolan bir stratejik nokta ve bunun üzerine oturmuþ olduðu politik ittifak ve bunun toplumsal aðýrlýðý, baþka güçlerin (*5) stratejilerinin üzerine yayýlarak, dünya çapýndaki güç oranlarýnýn niceliklerinin ve bununla birlikte de niteliklerinin üzerinde etkide bulunarak, küresel çapta dengelerin deðiþmesine neden olacaktýr. Yani bölgelerdeki güç oranlarýnýn deðiþmesi, küresel çaptaki güç oranlarý üzerine yansýyarak ve diðer bölgeler üzerinde etkileri olacaktýr.

Þimdi de ABD’nin Avrasya’daki ana stratejik yönelimi ile bunun ara stratejik hedeflerini somut bir þekilde belirterek ele alalým.

a-) I. Stratejik Aþama

Avrupa’da: Fransa’yý tecrit ederek, Almanya’yý Ýngiltere ile birlikte tam ABD’ye baðlamak. AB’nin geniþlemesini durdurmamak ama daha gevþek bir yapýda tutmak ve NATO’yu AB’nin temel askeri gücü olarak tutmayý saðlayarak, doðuya doðru Ukrayna’yý içine alacak þekilde ilerlemek. Ukrayna’nýn NATO ve AB aracýlýðýyla modern bir sömürge haline getirilmesi, Rusya’nýn Avrupa’dan tecritine yolaçacaktýr. Bu noktada Ukrayna stratejik bir duruma sahiptir. Ukrayna ele geçirilirken, Baltýk devletleri (Litvanya, Estonya, Letonya) de tarafsýz kalmalýdýr. (*6)

Ortadoðu’da: Irak, Ýran ve Suriye’deki rejimleri devirerek, iþbirlikçi sanayi burjuvalarý aracýlýðýyla modern sömürgeler haline getirmek.

Orta Asya ve Kafkasya’da: Türkiye-Azarbeycan-Özbekistan ekseni etrafýnda ve bu eksene dayanarak Kazakistan, Türkmenistan, Kýrgýzistan, Tacikistan ve Gürcistan’ý ABD’nin önderliðindeki emperyalist kampa baðlama. (*7)

Uzakdoðu Asya’da:
Çin’i tecrit ederek ve onun cesaretini her yol ile kýrmaya çalýþarak, Tayvan’ýn Çin karþýsýndaki baðýmsýzlýðýný garanti altýna almak; Hindistan’ý tarafsýzlaþtýrarak, Kuzey Kore’deki rejimi devirerek Güney Kore’ye baðlamak.

Birinci stratejik aþamanýn sonucunda Çin, ABD’nin sömürgeleri tarafýndan tamamen çevrilmiþ durumda olacaktýr. Ýþte o zaman ABD Çin içerisindeki iþbirlikçi ve ayrýlýkçý hareketlere daha çok destek vererek Çin’in siyasi yapýsýnýn daðýlmasýný hýzlandýrmaya çalýþacaktýr.

b-) II. Staratejik Aþama:

Avrupa’da: Baltýk devletlerini (Letonya, Estonya ve Litvanya) NATO ve AB’ye katarak ele geçirmek.

Uzakdoðu Asya’da: Çin’in iþbirlikçi ve milliyetçi hareketler temelinde parçalanarak, ABD-Japonya-Ýngiltere-Almanya sömürü aðýnýn içine çekilmesi. Hindistan’ýn ise tamamen diz çökertilmesi. Hindistan ve Çin’in diz çökertilmesi ayný zamanda Rusya’nýn Uzakdoðu Asya’dan tecriti anlamýna gelmektedir. Bu stratejik dönemde ABD ayný zamanda Vietnam’da da rejim deðiþikliði için bastýrmak isteyecektir.

c-) III. Stratejik Aþama:

Müttefiklerini ve nüfuz alanlarýný tamamen kaybeden Rusya’nýn boyun eðdirilerek, ABD baþta olmak üzere, Ýngiltere-Almanya-Japonya’nýn mali sömürüsü altýna sokulmasý ve Rusya’nýn varolan emperyalist ekonomik toplumsal temelinin parçalanmasý ve dizginlenmesi.

Zaten nüfuz alanlarýný kaybeden (daha önceki iki stratejik aþama boyunca) Rusya’nýn ekonomisi pazar darlýðýndan dolayý alt kapasitelerde seyir edecektir. Bu noktada Rusya’nýn, SB çöktüðü zaman içinde bulunduðu durumun benzerine düþeceði tahmin edilmektedir. Ýçerideki iþbirlikçiler ile dýþ tehditin birleþtirilmesi ile Rusya Batý emperyalizminin sömürüsü ve kontrolü altýna alýnmaya çalýþýlacaktýr. Az ileride de göreceðimiz gibi bu noktada en büyük destek noktasý (bu Çin için de geçerlidir) Anti-Misil Kalkaný (*8) projesidir.

ABD’nin bu üç ana stratejik aþamadan oluþan genel Avrasya stratejisinin gerçekleþip gerçekleþmeyeceði ayrý bir konudur. Soyut olarak bakýldýðýnda gerçekleþme ihtimalini içinde barýndýrmasýna karþýn, gerçekleþme ihtimali zayýftýr. Çünkü tarihin potansiyel olarak barýndýrdýðý bir çok engeli yok saymaktadýr. Ancak gerçek olan da þudur ki, ABD bu küresel politik strateji temelinde de bir politik angajmana girmiþtir. Yani geri dönüþü olmayan bir yola girmiþtir.

ABD’nin küresel politik stratejisini anlayabilmek için, bu politikanýn en önemli aracýnýn yani ABD Ordusu’nun, yeni politik koþullara ve hedeflere göre nasýl yeniden yapýlandýrýlmak istendiði incelemek gerekir.

V-ABD Ordusu’nun Küresel Politik Stratejiye Göre Reorganize Edilmesi

Bugün ABD’nin Irak’a karþý uyguladýðý politikanýn tam formülasyonu, 1998 yýlýnda daha muhalefetteyken, þu andaki ABD hükümeti tarafýndan yapýldý. 19 Ocak 1998’te Clinton’a açýk bir mektup yayýnlandý. Mektupta þöyle denilmekteydi:
“Bize Saddam ve rejimini devirecek global (abç) bir askeri ve politik strateji gereklidir. Önerdiðimiz eylem problemler ve tehlikeler içermektedir ve kolay olmayacaktýr. Ama inaýyoruz ki ABD’nin hayati çýkarlarý bunu gerektiriyor. ”(12)
Ama asýl ilginç olaný mektubu imzalayanlardýr. Ýmzalayanlarýn tümü bugün ABD hükümetinde kilit mevkilerde yeralmaktadýrlar:D. Rumsfeld, P. Wolfowitz, Richard Perle, Richard Armitage, John Bolton, Elliotte Abrams, Robert Kagan ve William Kristol. Yani hükümet içerisindeki “Þahinler” grubu.

Mektupta dikkati çeken þey Saddam ve rejimini devirme görevini daha 1998 yýlýnda önlerine koymalarý deðildir. Daha da önemli olan, Saddam ve rejimini devirme eylemini küresel bir politik ve askeri stratejiye baðlama eðilimidir. Bu politik stratejinin genel hatlarýný ise yukarýda belirttik. Ama bu küresel politik stratejinin gerçekleþtirilebilmesi için ABD ordusunun doktrier ve teknik yapýsýnýn da bu yönde deðiþtirilmesi gerekir, ki ABD ordusunun bu yönde geliþtirilmesi için büyük bir askeri program hazýrlanmýþ ve yürürlüðe konulmuþtur.

G. Bush, 2 Aralýk 1999’da Güney Karolayna’daki Charleston Citade Askeri Okulu’nda, seçim çalýþmalarý dolayýsýyla yaptýðý bir konuþmada, ABD’nin askeri kapasitesinin geliþtirilmesi ve modernizasyonu ile ilgili olarak þöyle diyordu:
“Askeri güçlerimiz hareketli, öldürücü ve asgari bir lojistik destek ile kolay yerleþtirilebilir olmalýdýr. Gücümüzü, bir kaç günde, bir kaç haftada, en geç bir kaç ayda, çok daha uzak yerlere uzatabilme kapasitesine sahip olmak zorundayýz. ”(13)
Amerikan ordusunun yeni saldýrgan politik strateji temelinde organizasyonu için, ABD bütçesinden dev kaynaklar ayrýldý. 2003 yýlýnda Pentagon’un bütçesi 2002 yýlýna göre 45 milyar dolar daha yükselerek 379 milyar dolara çýktý. Askeri bütçenin Kongre’de onaylanmasý sýrasýnda, Savunma Bakaný Donald Rumsfeld Kongre’de yaptýðý konuþmada, askeri bütçenin yükseltilmesinin nedenlerini þöye belirtiyordu:
“Bize kolayca yerleþtirilebilen, tamamen entegre olmuþ, uzak askeri alanlara hýzlýca kavuþabilen ve hava ve deniz kuvvetlerimiz ile kooperasyon halinde, rakiplerimizi hýzlý, kesin ve yýkýcý bir tarzda vurabilen askeri güçlere ihtiyacýmýz vardýr. ”(14)
Ama ABD ordusu en büyük vurucu gücünü ve ayný þekilde ABD’nin küresel politik yayýlmacýlýðýna en çok dürtü veren askeri önlemi “Anti-Balistik Misil Kalkaný Projesi” (*9) oluþturmaktadýr. Diðer devletlerin nükleer caydýrýcýlýk pozisyonunu sýfýrlayan ve buna karþýlýk ABD’nin nükleer vurucu gücünü doruk noktasýna çýkaran bu proje, tamamen saldýrgan bir askeri doktrin üzerine oturmaktadýr. Görünüþte “savunma” amaçlý gibi görünen bu proje, aslýnda saldýrýya geçerken “geri hatlarý tamamen saðlama almaktan” baþka bir þey deðildir. Böylece bu sistem ile saldýrýnýn sýnýrlanmasý tamamen önlenmektedir.

ABD, 11 Eylül 2001’deki saldýrýlarý bahane ederek, 13 Aralýk 2001’te tek taraflý olarak, bu gibi projeleri donduran1972 tarihli Anti-Balistik Misil (ABM) anlaþmasýndan çekildi. Böylece ABD, uluslararasý çapta yeni bir silahlanmanýn da tam startýný vermiþ oldu.

ABD, ordusunun yeni askeri doktrinini, 11 Eylül’den sonra “Önleyici Savaþ” (ya da “Önleyici müdahale” ve “Önleyici eylem” kavramlarý da kullanýlabilir) üzerine kurmaya baþladý. Bu doktrine göre, ABD daha tehditi, potansiyel olarak varolma aþamasýnda bertaraf etmelidir. Bunun için de ABD’nin uluslararasý güvenliðini tehdit eden (Bu tehditlerin ne olduðu da ABD Baþkaný’na kalmýþtýr) organizasyonlarý daha ortaya çýkma aþamasýnda belirlemek ve hemen yoketmek gerekmektedir.

1 Haziran 2002 tarihinde G. Bush, West Point Askeri Akademisi’nde yeni askeri doktrini açýkladý. Bush’a göre, tehdit uluslararasý “terörist” gruplardan ve devletlerden, ona ev sahipliði yapan ya da destekleyen ayný þekilde elinde aðýr yýkýcý silahlar bulunduran ve bu hazýrlýkta olanlardan gelmektedir. Tehdit nitelik deðiþtirmiþtir ve ABD güçlerini yeni duruma göre þekillendirmelidir.

Yine ABD Dýþiþleri Bakaný Colin Powell “Nesnesine (konusuna) tamamen adapte olabilmesi için, önleyici eylem, ‘karalý’ olmalýdýr. ”(15) demektedir.
ABD’nin daha önceki askeri doktrini, düþmanlarýndandan bir askeri karþýlýk geldiði taktirde, askeri bir karþýlýðýn verileceði yönündeydi. Ama þimdi bu durum deðiþmiþtir. Þimdiki doktrine göre, tehdit belirmeye baþladýðý andan itibaren ilk eyleme geçmenin gerektiðini belirtmektedir. (*10)

D. Rumsfeld 31 Ocak 2002’de yaptýðý bir konuþmada:
“Birleþik Devletlerin savunmasý, önleyiciliði, özsavunmasýný ve bazen de ilk eylemde olmayý gerektirmektedir. Terörizme ve xxý. yüzyýlýn diðer tehlikelerine karþý korunmak, savaþý düþmanýn bulunduðu yere yýðmayý gerektirmektedir. ”(16) demiþtir.
Yine NATO’nun 6 Haziran 2002 tarihli toplantýsýnda:
“Eðer teröristler herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ve herhangi br teknikle saldýrýrlarsa, o zaman fiziki olarak herþeyi savunma imkansýzdýr. Her zaman bütün tekniklere karþý, savunmanýn ne olduðunu tanýmlamak zorundayýz (. . . ) Tek bir savunma olanaklýdýr, o da uluslararasý terörist aðlarý bulma çabasý ve onlara Birleþik Devletler’in Afganistan’da yaptýðý gibi davranmaktýr. ”(17) diye konuþmuþtur.
Yeni askeri doktrin “terörizme karþý mücadele” görünümü altýnda, zayýf ve yarý-baðýmsýz devletleri devirme ve buralarý ABD’nin modern sömürgeleri haline getirme ve bunu da uzun dönemli olarak hedeflenen devletleri (Rusya ve Çin) kuþatma ve dize getirme genel stratejisine baðlamanýn askeri ayaðýný oluþturmaktadýr.

Yeni askeri doktrinin, askeri güçlerin kullanýmý, özellikle de nükleer silahlarýn kullanýmý üzerinde önemli sonuçlarý vardýr. ABD hükümetinin hazýrladýðý bir raporda, ABD’nin Çin, Rusya, Ýran, Irak, Libya, Suriye, Kuzek Kore’ye karþý nükleer silahlarýn kullanýlmasý için hazýr tutulmasý gerektiðini (18), ama özellikle de ABD’nin yeni pozisyonunun, Rusya’ya karþý bir nükleer savaþý yürütme kapasitesine baðlý olmasý gerektiðini belirtmiþtir.

Nuclear Posture Review (NPR) dergisi, “saldýrý vuruþu” içerisinde, nükleer ve nükleer olmayan yani her iki biçimde de koordineli olarak kullanýlabilen, üçlü sistemden oluþan bir caydýrýcý kompleks önermektedir: Balistik missiler, stratejik bombardýman uçaklarý, denizaltý füzeleri. NPR, nükleer silahlarýn yeni tehditlere göre yapýlandýrýlarak yeni serilerinin geliþtirilmesini önermektedir.

NPR nükleer silahlarýn kullanýmýnýn ABD tarafýndan bir baþka gerekçesinin de “Irak’ýn Ýsrail ve komþularýna, Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye ya da Tayvan konusunda bir askeri karþýlaþmada” (19) olanaklý olduðunu belirtmiþtir, ki bu sonuncusu Çin’i hedeflemektedir.

ABD’nin yeni askeri kompleksi seksenlik Andrew Marshall tarafýndan hazýrlanmaktadýr. A. Marshall ABD ordusuna, Strosfer uçaklarý, büyük denizaltýlar, uzay lazerleri, mesafeye göre vuruþ teknikleri önermektedir. Elbette ki bütün bunlar, Loocked-Martin, Raytheon ve Boeing için muazzam büyüklükte sipariþler demektir. Bu askeri-sanayi kompleks, ABD’nin tek dünya jandarmalýðýný korumak, geliþtirmek ve pekiþtirmek için hayata geçirilmek istenmektedir.

Özellikle de Anti-Balistik Misil Kalkaný projesi, Çin’in sömürgeleþtirilmesi sürecinde ABD için önemli bir askeri dayanak noktasý oluþturacaktýr. Çünkü ABD ABMK projesini “müttefik”lerine kadar geniþleterek (bu noktada Uzakdoðu Asya’da G. Kore ve Japonya vb. gibi ülkelere) Çin’in siyasi ve askeri yapýsýný daha fazla tehdit etme özelliði kazanacaktýr. Çin’in bu projeye þiddetle karþý çýkmasýnýn nedeni, bu projenin sivri ucunun kendisine doðru çevrilmiþ olmasýdýr.

ABD’nin Çin’e karþý beslemekte olduðu düþmanca niyetlerin çok önemli belirtileri vardýr. Örneðin 1996 yýlýnda, ABD ile Japonya arasýnda varolan Güvenlik Anlaþmasý’nýn “menzili” deðiþtirildi. “... Japon hükümeti, Japon savunma kuvvetlerinin olasý kullanýmýna yaptýðý göndermeyi ‘Uzakdoðu acil durumlarý’ndan Japonya’ya komþu bölgelerdeki acil durumlara geniþletti. ”(20) (*10)
ABD Afganistan hareketi ile Çin’in batýsýndaki bir çok ülkeye askeri üsler yerleþtirdi:
“Baþkan Clinton döneminde, Savunma Bakanlýðý, Azarbeycan, Gürcistan, Kazakistan, Kýrgýzistan ve Özbekistan silahlý güçleri ile iliþkiler kurdu ve onlara silah ve eðitim saðladý. Ama 11 Eylül 2001’den beri, bu çabalar giderek yoðunlaþtý. Böylece Özbekistan ve Kýrgýzistan’daki geçici üsler giderek yarý-sürekli yerleþimlere dönüþtü. ABD ayrýca, Kazakistan’da ‘stratejik önemde bir hava üssünün düzenlenmesi’ne de yardým ediyor. ”(21)
Ayrýca ABD, Ýran’ý Hazar denizinden uzakta tutmak için Azarbeycan’ýn bir deniz filosu oluþturmasýna da yardým etmektedir. Ortadoðu’da Irak ve Ýran’daki rejimlerin devrilmesinden sonra ABD, Çin’i sömürgeleri aracýlýðýyla yarým ay biçiminde çevirmiþ olacaktýr. Bundan sonraki adýmýn ne olacaðý ve ABD’nin niyetlerinin yönü de böylece kolayca anlaþýlmaktadýr.

Yazýnýn buraya kadarki bölümünde, ABD’nin ideolojik, politik ve askeri düzeylerde geçirmekte olduðu deðiþimi ele aldýk. Ama bu deðiþimin daha iyi anlaþýlmasý için, bütün bunlarýn hangi ekonomik eðilimlerin baskýsý altýnda oluþtuðunu, kýsacada olsa ele almak gerekmektedir.

VI-Modern Kapitalizmin Temel Ekonomik Yasasý Ve Bu Yasanýn Ýþleyiþinin Tarihsel Sonuçlarý

Modern kapitalizmin yani uluslararasý emperyalizmin geliþiminin temel ekonomik çizgileri nelerdir?
Modern kapitalizmin temel ekonomik çizgilerini Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra Stalin “SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Problemleri” adlý broþüründe doðru olarak þöyle belirtmiþtir:
“Modern kapitalizmin ekonomik yasasýnýn en önemli çizgileri ve gerekleri þöyle formüle edilebilir:Kapitalist azami karýn, kendi ülkesinin nüfusunun çoðunluðunun sömürülmesi, yýkýma uðratýlmasý ve yoksullaþtýrýlmasý yoluyla, baþka ülkelerin, özellikle de geri kalmýþ ülkelerin halklarýnýn köleleþtirilmesi ve sistemli bir þekilde yaðmalanmasý yoluyla ve son olarak da azami karýn garantilenmesine hizmet eden savaþlar ve ekonominin askerileþtirilmesi yoluyla azami karýn güvence altýna alýnmasý.
Ortalama karýn, modern koþullar altýnda kapitalist geliþme için tümüyle yeterli olarak deðerlendirilebileceði söyleniyor. Bu doðru deðildir. Ortalama kar verimliliðinin en alt sýnýrýdýr, bunun altýnda kapitalist üretim olanaksýzlaþýr. Zorla sömürgeler edinen, kapitalizmin baþlýca faillerinin, yalnýzca ortalama karý garantilemeye çabaladýklarýna inanmak istemek gülünç olurdu. Hayýr, ortalama kar deðil, kural olarak ortalama kardan yalnýzca biraz yüksek olan ekstra kar deðil, tekelci kapitalizin itici gücü azami kardýr. Tam da azami kar elde etme zorunluluðu, tekelci kapitalizmi, sömürgeleri ve diðer ülkelerin köleleþtirilmesi ve sistemli bir þekilde yaðmalanmasý, bir dizi baðýmsýz ülkelerin baðýmlý ülkeye dönüþtürülmesi, modern kapitalizmin baþlýca failleri için azami kar elde etme amacýyla en iyi “iþ” olan yeni savaþlarýn organize edilmesi ve nihayet dünya ekonomik egemenliðini ele geçirme çabasý gibi tehlikeli adýmlara iter. ”(22)(abç)

Stalin’in belirtmiþ olduðu temel yasa günümüzde de geçerlidir. Kaldý ki bu yasa uluslararasý emperyalist çaðýn bütünü için geçerlidir. Bu yasanýn iþlemesinin en önemli tarihsel sonuçlarýndan bir tanesi de, daha önceki bölümde de gördüðümüz gibi “ekonominin askerileþtirilmesi”dir ve bu noktada hiçbir emperyalist devlet ABD’nin ulaþmýþ olduðu düzeye ulaþamamaktadýr. Ekonominin askerileþtirilmesi hem azami karýn akýþýný garanti etmeye yöneliktir hem de onun üzerinde etkide bulunarak onu geliþtirmeye yöneliktir.

Azami kar, bir emperyalist ülkenin tek kendi iþçi sýnýfýndan sýzdýrýlan artý-deðere dayanmaz. Bu çok çok yetersizdir. Azami kar, ancak ve ancak emperyalist ülkelerden nitelik olarak düþük sanayi ve tarým toplumlarýný ve buralardaki iþçi ve halk katmanlarýnýn azami derecede sömürülmesi sayesinde elde edilir. Azami kar dürtüsü ile emperyalizm, yarý-baðýmlý ülkeleri giderek tam baðýmlý ülkelere yani modern sömürgelere çevirmektedir. Bu duruma neden olan bizzat yasanýn tarihsel çapýnýn ve derinliðinin geliþmesidir. Azami karýn modern sömürgeler gerektirmesi, bu sömürgelerin hem ele geçirilmesini11 ve korunmasýný hem de baþka emperyalistlerin nüfuz alanlarýnda olanlarýnýn ele geçirilmesini gerektirmektedir. Bu sonuncusu yani baþka emperyalistlerin nüfuz alanlarýnda bulunanlarýn ele geçirilmesi, genellikle, yarý-sömürge toplumlarýn tamamýnýn ele geçirilmesinden sonra ortaya çýkmaktadýr. Bu durum ise ancak ve ancak savaþ ve ekonominin militarizasyonu sayesinde olanaklýdýr.

Azami kar, uluslararasý tekel biçiminde örgütlenmeyi ve sermaye birikimini gerekli kýlmaktadýr. Bu uluslararasý tekelci örgütlenme ise ortalama kar ile elde edilemez. Zaten dünya pazarýndaki rekabet, ortalama bir kar elde etmeyi olanaksýz hale getirmektedir. Uluslararasý tekellerin temel aktörler olduðu bir uluslararasý rekabet azami kar elde etme etrafýnda cereyan etmektedir.

Ýçinden geçtiðimiz süreçte, uluslararasý emperyalist sistemde özel bir durum sözkonusudur. Bu özel durum uluslararasý mali-oligarþi içerisinde ABD’nin tekelci konumudur. Uluslararasý mali-oligarþi içerisinde oluþan bu tekelci durum, uzun bir tarihsel süreç içerisinde oluþmuþtur ve ABD ekonomisinin yüksek teknolojik temeldeki emek üretkenliði üzerine oturmuþtur. Dünya çapýnda diðer emperyalist ülkelerden daha fazla bir kara el koyan ABD tekelci sermayesi, bu tarihsel konumunu korumak ve pekiþtirmek istemektedir.

ABD’nin uluslararasý mali-oligarþi içerisinde kendi tekelci konumunu korumasý ve pekiþtirmesi ancak rakip eperyalist gruplarýn baský altýnda tutulmasý ve açýk açýk meydan okuyabilecek ya da bu potansiyeli içeren emperyalistlerin de diz çökertilmesini gerektirmektedir. Bu ise ancak ve ancak savaþ ile olanaklýdýr.

ABD’nin mali-oligarþi içerisindeki tekelci konumunu korumak ve geliþtirmek için geliþtirmiþ olduðu küresel politik ve askeri strateji ve bu temeldeki savaþlar, kapitalizmin mutlak bir yasasý ve temel bir tarihsel eðilimi olan kar oranlarýnýn uluslararasý çapta eþitlenme eðilimini yani ABD’nin mali-oligarþi içerisindeki tekelci konumunun ortadan kalkmasýný engelleyebilir mi?

Azami kar yasasý kar oranlarýnýn eþitlenme eðilimini dýþtalamaz. Yine kar oranlarýnýn eþitlenmesi azami kar elde etme eðilimini de dýþtalamaz. Kar oranlarýnýn eþitlenmesi, rekabeti daha da kamçýlayarak, azami karý elde etme yöntem ve araçlarýna dürtü vererek bir grup tekelin diðerlerinden daha faza kar elde etmesiyle yine bozulacaktýr. Ama bu son durum da yine kar oranlarýnýn eþitlenmesiyle sonuçlanacaktýr.

Bu noktada komünistler, bu yasalarýn iþleyiþi ve sonuçlarýný kapitalizmin belirli bir tarihsel momentinde somut bir durum içerisinde doðru ele alabilme ve çözümleme kapasitesine sahip olmak zorundadýrlar. Komünist hareketin tarihsel geliþimin yönünü görmesi açýsýndan vede kendilerini kaba hatalardan korumasý için bu zorunludur.

ABD emperyalizmi uluslararasý mali-oligarþi içerisindeki tekelci konumunu sonsuza dek koruyamaz. Kar oranlarýnýn eþitlenmesi, kapitalizmin kaçýnýlmaz ve mutlak bir yasasýdýr ve bu yasanýn dizginlenmek istenmesi hüsran ile sonuçlanacaktýr.

F. Engels, W. Sombart’a 11 Mart 1895 tarihli mektubunda þöyle yazmýþtýr:
“Her bireysel kapitalist, en yüksek karýn peþinde koþar. Burjuva iktisadý, her biri bu en yüksek kar ardýndaki yarýþmanýn eþit yani her bir kapitalist için yaklaþýk olarak eþit genel bir kar oraný sonucunu verdiðini keþfetmiþtir. Ancak ne kapitalistler ne de burjuva iktisatçýlarý, bu yarýþýn amacýnýn, toplam sermaye üzerinden artý-deðerin, yüzde olarak orantýlý bölüþümü olduðunu anlamamýþlardýr.
Lakin bu eþitlenme olgusu gerçekte nasýl meydana gelir? Aslýnda bu, Marx’ýn da üzerinde pek fazla bir þey söylemediði çok ilginç bir noktadýr. ”(23)
Gerçekten de bu kar oranlarý nasýl eþitlenir ve bunun sonuçlarý kendisini nasýl gösterir?

Marx bu yasanýn iþleyiþini ve serimini soyut olarak ele almýþtý ve bundan dolayý da belirli bir zaman ve mekan kavramýnýn dýþýnda incelemiþti. Ama kapitalizmin tarihsel tecrübesi göstermiþtir ki, kar oranlarýnýn eþitlenmesi, çok geniþ bir zaman dilimi ya da periyodu içerisinde oluþmaktadýr. Yani kapitalizin on yýllarýna hatta belli bir çaðýnýn kendi içerisindeki büyük bir zaman dilimi içerisine yayýlarak oluþmaktadýr.

Kar oranlarýnýn genel olarak eþitlenme eðiliminin tarihsel baskýsý ile bunun ABD emperyalizmi tarafýndan durdurulmasý eðilimi arasýndaki çeliþkinin, uluslararasý emperyalist sistem içerisinde çok derin ve köklü sonuçlarý olacaktýr: Hem emperyalist zincirin zayýf noktasýnda kopmasý hem de gerici faþist biçimlere dayanan güçlü emperyalist grup ya da gruplarýn oluþmasý noktasýnda. (*12)

Bu noktada, Marksist ekonomi politiðin bazý temel prensipleri ve kapitalizmin bazý tarihsel deney ve tecrübelerinden de yararlanarak, bazý sout belirlenimler yapmak vede bu soyut belirlenimler dünyasýnda bazý mantýksal çýkarsamalar yapmak olasýdýr.

ABD emperyalizmi kar oranlarýnýn eþitlenme eðilimini durdurmak ve böylece dünya pazarýndaki tekel konumunu korumak ve geliþtirmek isterken, bu ayný zamanda dünya kapitalist sistemindeki üretici güçlerin geliþiminin de azami derecede baský atýna alýnmasý demektir. Ancak kabul etmek gerekir ki, dünya çapýnda kapitalizmin üretici güçleri, böyle bir baský altýna alýnmak için yani ABD ekonomisinin uzantýsý haline gelmek için çok geliþmþ durumdadýrar. Onun için kar oranlarý eþitlenirken:

1-ABD emperyalizminin baþýný çektiði emperyalist kampýn karþýsýnda, faþist politik biçimli bir emperyalist kampýn oluþmasý;
2-Uluslararasý emperyalist zincirin zayýf bir halkasýndan koparak, sosyalist devrimler aracýlýðýyla sosyalist diktatörlüklerin oluþmasý. (*13)

Her ne kadar, deðiþik politik biçimlerin (burjuva-demokratik, faþist, sosyalist) geliþmesi ya da oluþmasý olanaklýysa da, bunlar bir tek dünya ekonomisinin parçalarý (emeðin dünya çapýnda örgütlenmesinin tarihsel düzeyi bakýmýndan) olacaklardýr. 14 Ýþte faþist ve sosyalist diktatörlükler, bu noktada, artý-deðerin böylece de karýn belirli bir kýsmýnýn akýþ yönünün deðiþmesinde önemli tarihsel kaldýraçlar rolünü oynayacaklardýr.

ABD emperyalizminin uluslararasý politikalarýnýn sonucunda ve bu politikalarýn sýkýþtýrmasý sonucunda oluþacak olan faþist ve sosyalist sistemler, ABD emperyalizminin hegemonyasýnda oluþan uluslararasý emperyalist sistem üzerinde etkide bulunarak, uluslararasý emperyalist kurumlarýn (ÝMF, Dünya Bankasý, Dünya Ticaret Örgütü vs. ) tekrar örgütlenmesinde ve böylece de karýn uluslararasý daðýlýmýnda önemli deðiþikliklere yol açacaklardýr.

Buraya kadar yapmaya çalýþtýðýmýz soyut belirlenimler ve mantýksal çýkarsamalar, kapitalizmin tarihsel evriminin genel yönünü kavramaya yönelikti. Ama bütün bunlarý içerisinden geçmekte olduðumuz özel sürece baðlamak gerekir.

VII-Emperyalizmin Üçüncü Paylaþým Savaþý Baþlamýþtýr

Yeni bir emperyalist savaþ, emperyalizmin yeni aþamasýnýn özellikleri temelinde baþlamýþtýr. Bu savaþ 11 Eylül saldýrýlarýndan sonra ABD’nin Afganistan’a askeri müdahalesi ile baþlamýþ ve yukarýda belirtmiþ olduðumuz küresel strateji temelinde de ilerlemektedir.

Bu emperyalist savaþý I. ve II. Emperyalist savaþlardan ayýran bazý özellikler sözkonusudur. Bunlarý kýsaca belirtirsek eðer:

1-I. ve II. Emperyalist savaþlar, bir emperyalist grubun diðerini yakalamasý yani eþitsizliðin bozulmasý temelinde ortaya çýkarlarken, bu seferki paylaþým savaþý eþitsizliðin korunmasý ve daha da geliþtirilerek, ABD’nin “dünya ekonomik egemenliðini ele geçirme” eðilimi temelinde ortaya çýkmaktadýr.
2-ABD’nin tek baþýna dünya ekonomik egemenliðini kurma hedefi, dünya ekonomisinin stratejik bölgelerini (Ortadoðu, Orta Asya, Kafkasya, Orta ve doðu Avrupa, Uzakdoðu Asya vs. ) baþka bir emperyalist gücün eline geçmesini önlemeyi gerektirmektedir ve ayrýca buralardaki az geliþmiþ toplumlarýn (emperyalistere göre) modern sömürgeler haline getirilmesini gerektirmektedir.
3-Dünyanýn önemli stratejik bölgelerinin ABD ve müttefikleri tarafýndan ele geçirilmek istenmesi, uzun dönemli olarak Rusya ve Çin gibi devletlerin diz çökertilmesine;Fransa, Almanya, Japonya, Ýtalya vs. gibi ülkelerin de baský altýna alýnmasýna yöneliktir. Yani savaþýn kýsa bir sürede bitmesinden ziyade büyük bir zaman dilimine yayýlmasý sözkonusudur.
4-I. ve II. Dünya savaþlarýndan farklý olarak, giderek “birleþik bir dünya pazarý”nýn oluþmasý, emperyalistleri, yerel ve iç-savaþlar aracýlýðý ile mücadele etmeye itmektedir.

I. ve II. Emperyalist savaþlarda olduðu gibi, bu savaþta da emperyalist zincir en zayýf halkasýndan kopacaktýr. Daha þimdiden dünyanýn dört bir yanýnda kitle hareketinin giderek yükselmesi, hiç kuþkusuz komünist ve devrimci hareketlerin yükselmesini de beraberinde getirecektir.

Bu emperyalist savaþta, proletaryanýn dýþýnda hiçbir sýnýf (küçük-burjuvazi de dahil) emperyalist burjuvaziden baðýmsýz kalamaz. Proletaryanýn dýþýnda bütün burjuva sýnýf ve katmanlar, þu ya da bu þekilde bir emperyalist grubun etki alanýnda kalacaklardýr. Ancak proletarya Enternasyonalist bir çizgi temelinde, uluslararasý emperyalizm karþýsýnda baðýmsýz bir siyaset izleyebilir. Onun için bu emperyalist savaþta, þu ya da bu burjuva devlet proletarya tarafýndan savunulamaz.

Komünizmin bu savaþta taktiði bellidir: Savaþýn bütün olumsuzluklarýndan yararlanarak, emperyalist savaþý içsavaþa çevirerek sosyalist devrim hedefine kilitlenmek ve bu devrimi baþarýya ulaþtýrmaktýr.


Devrimci Bülten Sayý 32, Devamý...


KAYNAKLAR
1-Robert Kaplan,aktaran Philip S.Golub,Le Monde Diplomatique,sayý 582,sayfa 8.
2-a.g.e.s.8.
3-a.g.e.s.8.
4-a.g.e.s.9.
5-a.g.e.s.9.
6-a.g.e.s.9.
7-Zbigniew Brzezinski,”Büyük Satranç Tahtasý”,s.35,Sabak Kitaplarý.
8-a.g.e.s.32.
9-a.g.e.s.31.
10-Aktaran Philip Golub,Maniere de Voir,sayý 60,sayfa 15.
11-Z.Brzezinski,a.g.e.s.39.
12-Aktaran P.S.Golub,Maniere de Voýr,sayý 67,sayfa 21.
13-G.BUSH,aktaran Michael KLARE,Maniere de Voýr,sayý 67,sayfa 10.
14-D.RUMSFELD,a.g.e.s.12.
15-C.Powell,aktaran M.KLARE,a.g.e.s.10.
16-a.g.e.s.10.
17-a.g.e.s.10.
18-Courrier Ýnternational,sayý 597,s.40.
19-Aktaran M.KLARE,a.g.e.s.11.
20-Z.Brzezinski,a.g.e.s.166.
21-M.KLARE,a,g,e,s,14.
22-Stalin,Eserler cilt 16,s.313-314,Ýnter yayýnlarý.
23-F.ENGELS,Seçe Mektuplar,s.126,Evrensel Basým-Yayýn.

----------

(*1) Orta ve Doðu Avrupa,Orta Asya,Kafkasya,Ortadoðu vs.

(*2) Paul Wolfowitz bugün ABD Savunma Bakaný D.Rumsfeld’in yardýmcýsýdýr. I.Lewis Libby de ABD Baþkan Yardýmcýsý olan Richard Cheney’in Güvenlik Danýþmanýdýr.

(*3) Irak’ýn ABD tarafýndan 1990 yýlýnda Kuveyt’in iþgaline yönlendirilmesine bir çok gazeteci ve yazar deðinmiþtir ve çeþitli yönleriyle ele almýþlardýr.

(*4) G.Bush,11 Eylül saldýrýlarýndan sonra “Terörizm”e karþý mücadelenin en az otuz yýl süreceðini boþuna söylemedi.

(*5) Öyle bir tarihsel durum olabilir ki,bu stratejik noktalardan birisi, bir sosyalist devrim ile birlikte uluslararasý komünist hareketin eline de geçebilir. Böyle bir durumun,rakip emperyalist kamplar üzerinde ne tür bir etkide bulunacaðýnýn teorik bir incelenmesi komünist hareket açýsýndan (bütün olasýlýklarýyla birlikte) gereklidir.

(*6) ABD,bazý yazarlarýn belirttiðinin aksine AB’ye karþý deðildir.ABD prensip olarak AB’ye taraftýr ve onun geniþlemesini istemektedir.ABD,AB’nin geniþlemesinin durmasýnýn,ulusal içe kapanýklýðý daha fazla geliþtireceðini ve böylece faþist-milliyetçi hareketlerin güçlenerek bir çok Avrupa ülkesinde iktidara geleceðini iyi bilmektir.Ýþte o zaman ABD,Avrupa’da elde etmiþ olduðu uluslararasý köprü baþýný ve böylece müttefiklerini kaybedebilir.Onun için ABD prensipte AB’ye karþý deðildir.

(*7) ABD Türkiye’den,Irak operasyonu için Trabzon ve Samsun limanlarýný da istedi.Ama devlet bunu reddetti.Daha sonra herkes bu limanlarýn Irak operasyonu ile ne ilgisi var diye sordu.Irak ile deðil ama Orta Asya ile ilgisi var.Çünkü ABD þimdiden ileriye dönük hazýrlýklarýný da yapmaktadýr.

(*8) ABD bu projeyi hayata geçirmek için, 11 Eylül saldýrýlarýný bahane ederek 13 Aralýk 2001’de tek taraflý olarak bu gibi projeleri donduran 1972 tarihli Anti-Balistik Misil anlaþmasýndan çekildi.

(*9) Anti-Balistik Misil Kalkaný Projesi’ni ve bu projenin teknik analizini ve uluslararasý alanda politik ve askeri dengeler üzerinde yapacaðý etkiyi baþka bir makalede ayrýntýlý olarak ele almayý düþünüyorum.

(*10) Ayný yönde bir politik ve askeri doktrini Rusya,2000 yýlýnda Vladimir Putin’in hükümete gelmesiyle deðiþtirdi.Bu noktada Rusya’nýn ABD’den ayrýldýðý nokta,eski SSCB sýnýrlarý içerisinde kalan alanlar için bunun geçerli olmasýdýr.

(*10) Çin stratejistleri bunu o zamanlar ,ABD-Japonya blokunun düþmanca emellerinin belirtisi olduðunu belirtmiþlerdir.

(*11) Hangi biçimde olursa olsun farketmez.Ýster insani yardým biçiminde Birleþmiþ Milletler aracýlýðý ile Somali ve baþka yerlerde olduðu gibi üstü kapalý olsun,isterse de þimdi olduðu gibi ABD-Ýngiliz emperyalistlerinin Irak’ta yapmýþ olduðu gibi haydutvari olsun iþin özü deðiþmez. Yalnýz Irak’ýn direkt iþgali bir tarihsel eðilimin belirtisi yani modern sömürgeleri direkt iþgaller ile elde etme döneminin baþlangýcý olabilir.

(*12) Bu noktada bir açýklama yapmakta fayda vardýr.Devrimci Bülten’in 27. sayýsýnda yayýnlanan “Modern Emperyalizm ve Devrimci Komünizm” adlý makalede, emperyalizmin gelecek süreçte geçirebileceði evrim üzerine bazý varsayýmlarda bulunmuþtum.Ýþte bu varsayýmlar aslýnda kar oranlarýnýn uluslararasý çapta eþitlenmesi eðilimi temeline dayanmýþtý ve orada ortaya konulan siyasi biçimler de bu eþitlenmenin tarihsel baskýsý sonucunda oluþan tarihsel süreçler olarak tasarlanmýþtý.Bu noktayý orada belirtmemiþtim.Aslýnda baþka bir makalede ayrýntýlý olarak ele almayý düþünmüþtüm.Ama bu þimdiye kadar olmadý.

(*13) Bir sosyalist devrim,komünizmin  üretici güçlerinin kapitalizmin baðrýnda olgunlaþmýþ olmasý sonucunda deðil,uluslararasý emperyalizmin kendi iç çeliþkilerinin ürünü olarak (Geçmiþte Rusya’da olduðu gibi.Rusya’da devrim hiç de üretici güçlerin sosyalizm için olgunlaþmýþ olmasý sonucunda oluþmadý.Þayet böyle olsaydý devrimin Rusya’dan daha geliþmiþ olan emperyalist ülkelerde olmasý gerekirdi.) ortaya çýkacaktýr.Burada Marksist teorinin sorgulamasý gereken soru þudur:Kapitalizmin tarihsel sýnýrlarý içerisinde iktidarý ele geçiren komünizmin bu burjuva tarihsel temel ile iliþkilerinin nasýl bir tarihsel kombinezon oluþturacaðýdýr. Bu nokta haddinden fazla karmaþýk ve zor bir sorundur.Bu noktada her türlü basit yaklaþýmlardan kaçýnmak gerekir.

(*14) Siyasal iktidarýn proletarya tarafýndan ele geçirilmesi ve kapitalistlerin tasfiye edilmesi vede bütün toplumun üretiminin ve daðýtýmýnýn sosyalist devlet aracýlýðý ile yapýlmasý hiç de kapitalizmin tarihsel sýnýrlarýnýn dýþýna çýkýldýðý anlamýna gelmez. Kapitalizmin tarihsel sýnýrlarý içerisinde kalýndýðý sürece birleþik dünya pazarýnýn bir parçasý olarak kalýnýlacaktýr.
|
_ _