[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 33 (1) }
| Devrimci BültenİÇİNDEKİLER

  • Irak’ta Emperyalist İşgal ve Bölgesel Rekabet
  • Sovyet Modern Revizyonizminin Toplumsal Ekonomik Temeli Üzerine
  • Ulusal Sorun ve Kom. Örgütlenme (I)
  • Komünist Hareketin Genel Tarihsel Yapısı ve İç Çelişkileri Üzerine
IRAK’TA EMPERYALİST İŞGAL VE BÖLGESEL REKABET

Ortadoğu’da politik hararet yükselme eğilimini sürdürüyor. Kısa bir süre öncesine kadar düşünülmesi zor gelişmelere tanık oluyoruz. Birkaç ay öncesine dek Filistin sorunu Ortadoğu politik gündeminin en yakıcı sorunuyken, şimdi onun yerini Irak sorunu aldı. Irak’ın emperyalist işgali ve emperyalist ve bölgesel gerici güçlerin bu ülke üzerinde ve genel olarak Ortadoğu’da yürüttükleri nüfuz savaşımı, yalnızca Ortadoğu’da değil, dünya ölçeğinde güç ilişkilerini büyük ölçüde yeniden yapılandıracaktır. Vurgulamak gerekirse, Irak’ta savaş, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel olarak da daha büyük ölçekte yeni bir istikrarsızlık dönemini açtı.

ABD, Fransa, Rusya, Almanya gibi büyük emperyalist ve Türkiye, İran, İsrail gibi güçlü bölgesel gerici güçler kıyasıya bir rekabet içindedirler. Kimi ittifaklar sarsılırken, açıkça ilan edilmiş ve edilmemiş yeni ittifaklar kuruluyor veya varolan ittifaklar güçlendiriliyor. Bu yazıda Saddam rejimi sonrası Irak’ta ve genel olarak Ortadoğu’da yaşanan kimi gelişmeleri genel çizgileriyle ele alacağız.

İlginç olan gelişmelerden biri de, Kerkük valisine suikast girişiminde bulunma hazırlıkları içinde oldukları gerekçesiyle, Temmuz ayı başlarında Süleymaniye’deki İrtibat Bürosu’na baskın yapılarak, özel harekat timine bağlı Türk askerlerinin ABD’li askerler tarafından kısa süreli olarak gözaltına, daha doğrusu esir alınmalarıdır. (“Esir alınma” gibi bir durumu onurlarına yediremeyen T.C. yetkilileri daha az onur kırıcı olarak kabul ettikleri “gözaltı” sözcüğünü kullanmayı tercih ettiler.) Kısa bir süre öncesine kadar düşünülmesi zor olan gelişmelerden biri de bu. Bu olay ABD-Türkiye ilişkilerinde daha önce tanık olunmadık yeni bir gerginliğe neden oldu. T.C. yetkilileri, önce esir alma işinin bir ABD’li albayın bireysel kararına dayanan bir olay olduğunu iddia ettiler. ABD Dışişleri Başkanlığı Türk askerlerinin Kuzey Irak’ta rahatsız edici çalışmalarda bulundukları gerekçesiyle gözaltına alındığını açıkladı. “Gözaltı” süresinin görece uzunluğu ve olayı soruşturmak üzere Ankara’da çalışmaya başlayan Türkiye-ABD Ortak Komisyonu’nun kurulması ve komisyonda taraflara korgeneraller düzeyinde başkanlık edilmesi (ABD heyetinin başkanlığını NATO Müttefik Kuvvetler Başkomutan Yardımcısı yapıyor) ABD-T.C. ilişkilerinde yaşanan gerginliğin oldukça ciddi olduğunu gösteriyor. Aynı askeri pakta üye olan devletlerden birinin askerleri bir diğerinin askerlerini esir alıyor. Üstelik söz konusu olan, bölgede ve dünyada sadık bir ABD işbirlikçisi devletin askerlerinin esir alınmasıdır. Ankara görüşmelerinin Türk askerlerinin geçici olarak esir alınmalarının ötesinde bir içerik taşıdığı, pazarlık görüşmeleri olduğu bir sır olmasa gerek.

Bu, diğer şeylerin yanı sıra, Irak’ta ABD-T.C. rekabetine de işaret ediyor. ABD. T.C.’nin Saddam rejimine karşı savaşta gösterdiği istikrarsızlığın intikamını da alıyor. ABD, Saddam rejimine karşı kendisine bir bağlaşıktan beklenen desteği vermeyen bir devletin kendi komutasına bağlı olmayan askeri varlığından rahatsızlık duyuyor. Irak’ta ve bu arada Güney Kürdistan’da patronun kendisi olduğunu vurguluyor. Irak’ta gerek dolaysız askeri varlığına, gerekse Türkmen desteğine dayanarak T.C., bölgesel büyük bir güç olarak, Irak’ta kendi devletsel çıkarlarını savunuyor. T.C., Irak’ta yeniden politik yapılandırma sürecinde etkin bir politik ve askeri rol oynayarak Güney Kürdistan’daki petrol kaynakları üzerinde söz sahibi olma, Kürt sorununda kendi çıkarlarına ters düşecek, bu arada Kuzey Kürdistan’daki Kürtlere “kötü örnek” olabilecek gelişmeleri önleme, KADEK’i denetim altında tutma ve dağıtma ve İran’ın bölgesel rekabette güç kazanmasını önleme gibi politikalarını gerçekleştirmek istiyor. Diğer şeylerin yanı sıra, ABD’li yetkililerin KADEK’in bölgedeki varlığına göz yummaları ve KADEK’le görüşmeler yapmaları T.C. yetkililerini, özellikle askeri otoriteyi son derece rahatsız ediyor. Sözün özü bölgesel büyük bir güç olduğunun, buna denk düşen bölgesel çıkarlara sahip olduğunun kabul edilmesini ve ona uygun davranılmasını bekliyor. Gerek ABD, gerekse onunla işbirliği yapan Barzani ve Talabani tarafından temsil edilen Kürt örgütleri, Güney Kürdistan’da Türkiye’nin askeri varlığının yanı sıra, Irak Türkmen Cephesi aracılığıyla politik etki sağlama çalışmalarını kendi çıkarları açısından uygun bulmuyorlar.

Gerici Saddam-Baas rejiminin yıkılmasıyla, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) emperyalizminin önderliğinde Irak’ta yürütülen emperyalist savaşta büyük çaplı askeri operasyonlar sona erdi. “Modern Moğollar” ya da “emperyalist barbarlar” Saddam rejimine karşı askeri bir zafer kazandılar; ama savaş bitmedi. Emperyalist işgal ve Irak halkına karşı savaş sürüyor. ABD ve Büyük Britanya emperyalist işgaline karşı, silahsız ve silahlı biçimleriyle direniş sürüyor. Bu direnişin politik karakteri konusunda henüz herhangi bir değerlendirme yapmaya yeterli bilgiye sahip değiliz.

ABD emperyalizmi, Irak’ta, bölgesel ve uluslararası çıkarlarına uygun düşecek yeni bir ekonomik ve politik sistem kurmaya çalışıyor. İşbirlikçi bir politik rejimi kurmanın kolay olmayacağı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Savaşın bitiminde Irak’a geçici yönetici olarak atanan ve geçici bir yönetim kurmakla görevlendirilen bir general eskisi yerini birkaç hafta sonra bir sivile, eski bir büyükelçiye bırakmak zorunda kaldı. ABD Kongresi Araştırma Servisi’ne göre, ABD, kuruluşundan bu yana 200’den fazla askeri müdahale yaptı. Bunlardan on altısı yabancı ülkelerde yönetici kurumların yeniden yapılandırılması anlamına gelen “ulus oluşturma” (“nation building”) olarak kategorileştirilebilir. ABD, bu on altı girişimden yalnızca dördünde (İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya ve Almanya, 1983’te Grenada ve 1989’da Panama) istediği gibi rejimler kurabilmiştir. Bu on altı girişimden on ikisi ABD’nin tek başına yaptığı girişimdi. Bu on iki tek taraflı “ulus oluşturma” girişiminin onu başarısız oldu. Görülüyor ki, “ulus oluşturma” söz konusu olduğunda ABD’nin tarihi başarısızlıklarla dolu. Bu durumda, onun Irak’ta kendi istediği gibi bir politik sistem kurma şansının oldukça zayıf olduğu saptamasını yapmak kehanet olmaz. (1)

Bush yönetiminin emperyalist beyin takımının seçkin üyelerinden biri olan Richard Perle, “Foreign Policy” (Dış Politika) dergisinin düzenlediği bir tartışmada, ABD’nin Irak politikasını eleştiren 1968 öğrenci hareketlerinin önderlerinden biri olan Daniel Cohn-Bendit’in İkinci Dünya Savaşı sırasında kurtarılmış Paris’e ABD’li bir generalin değil, güçsüz de olsa bir Fransız generalin, yani kendisinin girmesi gerektiğini savunan general Charles de Gaulle örneğini hatırlatması üzerine “bizim de Bağdat’a girecek Ahmed Chalabi’miz (Irak Ulusal Kongresi’nin başkanı) var” yanıtını veriyordu. Genel olarak “yeni muhafazakarlar” diye anılan emperyalist beyin takımının bu gerici ideologu düş kırıklığına uğradı. Pantagon’un adamı olarak bilinen ve Türk devletinden de destek arayışı içinde olan Ahmed Chalabi, en azından şimdilik, baş oyunculuktan çekilmek zorunda kaldı.

Irak’ta ulusal ve dinsel bölünmeler öylesine belirgin ve çelişkiler öylesine keskin ki, bilinen “böl ve yönet” politikasını uygulayan emperyalist işgalciler Irak’ı yönetmekte ve kendilerine işbirlikçi yöneticiler bulmakta güçlük çekiyorlar. ABD Şiiler arasından da işbirlikçileri kullanmak istiyor. Amerikalı koruyucularının gözleri önünde 10 Nisan’da öldürülen Şii Abdel Majid Khoel bunlardan biriydi. Irak halkına özgürlük ve demokratik bir politik rejim vaadinde bulunan ABD yönetimi, merkezi politik iktidarın İran’daki molla rejimi yanlısı Şiilerin eline geçmesinden korkuyor. Irak’ta yaşanacak “demokratik” bir seçim süreci, çok büyük bir olasılıkla, köktendinci Şii din adamlarının politik iktidarı ele geçirmelerine neden olur. Irak’ta İran rejiminin ideolojik-politik etkisinin artması demek olacak böylesi bir durum ABD emperyalizminin işine gelmez. Emperyalist işgalcilerle işbirliği yapan Barzani ve Talabani gibi Kürt önderlerin tek başlarına Irak’ın bütünü açısından başrol oynayamayacakları da ortada. ABD yönetimi kendisine Sünni nüfus arasında dayanak noktaları yaratabilecek bir önder/önderler de bulabilmiş değil.

ABD’nin 21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma emperyalist projesi (bu proje adını “Yeni Bir Amerikan Yüzyılı Projesi” adını taşıyan emperyalist beyin ya da uzman danışmanlar grubundan alıyor) (2) ve bunun uygulanma biçimleri, ABD emperyalizmine, bugünkü küresel ekonomik ve askeri güç ilişkileri söz konusu olduğunda karşı koyabilecek denli güçlü bir devlet ya da devletler bloğu/bloklarının var olmadığı koşullarda daha da iddialı, cüretkar ve küstah. (3) Pax Americana – işte ABD’nin peşinde koştuğu budur. ABD, izlediği imparatorluk kurma politikasıyla uluslararası ilişkilerde kendisini politik olarak birçok devletten yalıttı ve dünya halklarının tepkisini üstüne daha da çok çekti. ABD’ye ve genel olarak ABD vatandaşlarına karşı kine varacak denli duyulan tepki bunun bir göstergesidir. Kapitalist bir Roma İmparatorluğu, küresel bir kapitalist-emperyalist diktatörlük kurma emperyalist projesini gerçekleştirmek için diğer emperyalist güçleri adeta hiçe sayar gibi davranması, Irak’ta iktidarsızlığı ortadayken Suriye ve İran’ı tehdit etmesi, her iki ülkede de rejim değişikliği için etkinliklerini artırması, uzun yıllardır en sadık bağlaşıklarından olan Türk devletiyle ilişkilerinde kriz yaratmayı göze alması, vb. gibi olgular ABD emperyalizminin, en azından bugünkü yöneticilerinin emperyalist cüret ve küstahlığının göstergeleridirler.

İran’da örgütlenen rejim karşıtı gösterilerde ABD’nin rolünün olduğu yadsınamaz. Bush yönetimi, Mayıs ayı içinde, Birinci Körfez Savaşı diye anılan 1991 emperyalist savaşı sırasında İran’la kurulan diyalogu, Suudi Arabistan’da 12 Mayısta gerçekleştirilen saldırıları bahane ederek, kesti. ‘Washington Post’ ve ‘New York Times’ gazetelerine göre, Bush yönetimi İran’la diyalogu tamamen kesme ve, rejimi yıkma dahil olmak üzere, cepheden karşı durma politikasını yeğliyor. Yukarıda sözü edilen “Yeni Bir Amerikan Yüzyılı Projesi” ve Amerikan Girişimi Enstitüsü”ne göre, Khatami’nin temsil ettiği kesim de dahil, İran rejimiyle kurulacak diyalog tamamen zaman kaybıdır. Amerikan Girişimi Enstitüsü’nün başkanı Meyrav Wurmser, Irak’a karşı savaş uzun sürecek bir meydan savaşıdır, derken ABD’nin emperyalist politikasını dillendiriyordu.

Bush yönetimi, Irak’ta politik sistemin yeniden kurulması sürecinde güçlü bir rakibi olan İran’daki mollalar rejimine karşı olan bütün güçleri, özellikle de bölgede politik ve askeri etkisi olanları, bunları “terörist” listesine dahil etmiş olsa da, kullanmak istiyor. Halkın Mücahitleri (Mujahadin-e Khalq) örgütü bunlardan biri. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve Douglas Feith gibi Pentagon “şahinleri”, Nisan ayı içinde Irak’ta ABD yetkililerine teslim olan bu örgütü İran rejimine karşı yürüttüğü politikanın bir aleti olarak görüyorlar. Bu konuda da emperyalist rekabetin ilginç bir örneğine tanık olundu. ABD, Halkın Mücahitleri örgütüyle “iyi” ilişkiler geliştirirken, ABD’ye karşı gerek dünya ölçeğinde, gerekse Ortadoğu’da karşı bir güç olma, daha doğrusu karşı bir bloksal gücün üyesi olma politikası izleyen Fransız devleti bu örgütün üyelerini göz altına aldı. Biri İran’daki gerici rejime seni yıkmak için elimden ne gelirse yapacağım derken, öbürü İran’daki rejimle var olan ilişkilerini daha da geliştirmek istediği mesajını veriyordu.

Yalnızca Irak üzerinde değil, İran üzerinde de emperyalist rekabet kızışıyor. Irak’ta etki kurma savaşımının taraflarından biri olan İran’ın kendisi de etki kurma savaşımının alanlarından biri. İran’ın gelecekte izleyeceği yol ve onun ABD ile ilişkileri yalnızca Irak savaşı sonrası Ortadoğu’daki değil, dünyadaki güç ilişkilerini de büyük ölçüde biçimlendirecektir. Yalnızca Ortadoğu’nun değil, Kafkasya ve Orta Asya’nın politik haritasının yeniden çizilmesinde İran kilit bir öneme sahiptir. Aynı zamanda bu nedenle de, İran rejimi Irak’ın politik yeniden kuruluşunda büyük bir rol oynamak ve başarılı olmak zorundadır. İran rejimi bu savaşımda yalnız değildir. ABD’nin bölgesel ve küresel çapta rakibi olan emperyalist devletler, örneğin Fransa, ve Rusya, İran’ın açıkça ilan edilmemiş bağlaşıklarıdır. Güçlü bir bölgesel aktör olan İran’da ABD yanlısı bir politik rejimin kurulması demek Irak, İran ve Afganistan hattının büyük ölçüde ABD kontrolüne geçmesi demektir. ABD’nin, dünya petrol kaynaklarının %70’ini barındırdığı söylenen bir bölgeyi (Basra ve Hazar havzaları) etki alanı içinde tutması demek, gelecekteki en büyük küresel ve bölgesel rakipleri olmaya aday olan Rusya ve Çin’e ve Fransa, Almanya, İngiltere ve Japonya gibi müttefiklerine karşı emperyalist savaşımda ABD’nin elinin güçlenmesi anlamına gelir. ABD, Avrupa Birliği gibi bölgesel emperyalist bir bloğun yanı sıra, Japonya ve Çin gibi devletlere karşı enerji sorununu bir savaşım aracı gibi kullanacaktır. (4) Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte ABD, OPEC’in petrol politikasını da daha yakından etkileyebilecektir.

ABD, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Orta Asya’da askeri varlığını gittikçe artırıyor. Suudi Arabistan’daki askeri varlığının yanı sıra, ABD’nin Katar, Kuveyt, Bahreyn, Oman gibi İran Körfezi ülkelerinde askeri üsleri var. Irak’ta da dört üs kurma planlarından söz ediliyor. ABD bununla yetinmiyor. Kafkasya’da Gürcistan’da, Orta Asya’da Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’da toplam olarak on iki askeri üssü var. Buna Afganistan’daki beş üssü de eklersek ABD’nin neyin peşinde olduğu daha iyi anlaşılır. (5) Görülüyor ki, ABD Rusya’nın geleneksel etki alanlarına girmekle kalmıyor, onu Güneyden çember içine almaya çalışıyor. Çin ve Hindistan sınırına dek uzanan bir alanın ABD’nin denetimine girmesi emperyalistler arası çelişkileri keskinleştiriyor, silahlanma yarışını hızlandırıyor ve yeni bir dünya savaşı tehlikesini daha da artırıyor.

Son olarak, başka yazı/yazıların konusu olabilecek olası bir gelişmeye kısaca değinmekle yetinelim. İran’da ABD lehine olabilecek bir politik rejim değişikliği, ABD emperyalizminin bölgeye ilişkin dış politikası açısından Türkiye’nin önemini azaltacaktır. Türk devleti ikircikli ve istikrarsız Irak politikasıyla ABD yönetimini oldukça kızdırdı. ABD-Türkiye ilişkilerinde belirgin bir soğuma yaşandı ve bu, yukarıda değinilen ve kriz olarak tanımlanabilecek durumun ortaya çıkmasına dek vardı. ABD’nin, Irak’ın yanı sıra İran üzerinde de denetim kurması (henüz Irak üzerinde istenen denetimi kurabilmiş değildir) Türkiye-ABD ilişkilerinde genel bir kriz durumunun ortaya çıkmasına neden olabilir.

DEVRİMCİ BÜLTEN

Devrimci Bülten Sayı 33, Devamı...


(1) Yeni-sömürgecilik sisteminde ABD emperyalizminin Vietnam, Laos ve Kamboçya’da yürüttüğü emperyalist savaşlardan sonra “unutulan” yollar yeniden kullanılmaya başlandı. Askeri darbeler aracılığıyla politik rejim değişikliklerine, özellikle 1980’li yıllardan başlayarak, dolaysız askeri müdahaleler ve savaşlar yoluyla rejim değişiklikleri eklendi. Özellikle terörizme karşı savaşım adı altında, dolaysız askeri müdahaleler ve savaşlar yoluyla politik rejim yıkıp yenisini kurarak emperyalist denetim sağlama, , emperyalist rekabette sıkça kullanılan bir araç durumuna geldi. Irak’ta savaş bunun en son örneğidir.
(2) Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Richard Perle bu emperyalist beyin takımının önde gelen isimleri arasındadır.
(3) En güçlü emperyalist devlet olmasına karşın, ABD’nin ekonomik ve askeri gücü tek başına bir dünya diktatörlüğü kurmaya yeterli değildir. Güçlü rakiplerinin yokluğu koşullarında ABD’nin ekonomik, politik ve askeri gücü olduğundan fazla görünüyor. Küresel bir diktatörlük yalnızca askeri güçle kurulamaz. ABD bütçesi sürekli olarak açık veriyor. Açık gittikçe büyüyor. Bu açık başka devletlerden sermaye aktarımı yoluyla kapatılıyor. Sermaye aktarımı borç verme yoluyla olduğu gibi, ABD şirketlerini satın alma yoluyla da gerçekleşiyor. Ekonomisi parlak olmayan bir dönemden geçen ABD’de ekonominin daha da askerileştirilmesi politikası izleniyor. Kapitalist-emperyalizmin tarihi, ekonominin daha da askerileştirilmesinin orta ve uzun erimde çözüm olmayacağının örnekleriyle doludur.
(4) Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Richard Perle bu emperyalist beyin takımının önde gelen isimleri arasındadır.
(5) En güçlü emperyalist devlet olmasına karşın, ABD’nin ekonomik ve askeri gücü tek başına bir dünya diktatörlüğü kurmaya yeterli değildir. Güçlü rakiplerinin yokluğu koşullarında ABD’nin ekonomik, politik ve askeri gücü olduğundan fazla görünüyor. Küresel bir diktatörlük yalnızca askeri güçle kurulamaz. ABD bütçesi sürekli olarak açık veriyor. Açık gittikçe büyüyor. Bu açık başka devletlerden sermaye aktarımı yoluyla kapatılıyor. Sermaye aktarımı borç verme yoluyla olduğu gibi, ABD şirketlerini satın alma yoluyla da gerçekleşiyor. Ekonomisi parlak olmayan bir dönemden geçen ABD’de ekonominin daha da askerileştirilmesi politikası izleniyor. Kapitalist-emperyalizmin tarihi, ekonominin daha da askerileştirilmesinin orta ve uzun erimde çözüm olmayacağının örnekleriyle doludur.
|
_ _