[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 46 (2) }
| Devrimci BültenABD MALÝ VE EKONOMÝK KRÝZÝ VE BUNUN ULUSLARARASI ETKÝLERÝ ÜZERÝNE (K. Erdem)

I-Giriþ


ABD’deki mali kriz bir çok yönden incelenmesi gereken bir ekonomik krizdir. Çünkü çok önemli bazý özellikleri mevcuttur. Ama þimdilik biz bu makalede bu krizi ve dünya çapýndaki ekonomik ve politik etkilerini kýsaca ve genel hatlarýyle ele alacaðýz ve de daha ayrýntýlý bir analizini ama özellikle de K. Marx’ýn Kapital’inin III. cildinde geliþtirmiþ olduðu ilkeler temelinde daha kapsamlý bir analizini baþka bir makaleye býrakacaðýz.

2007’nin baþlarýnda giderek su yüzüne çýkmaya baþlayan ama özellikle de 2007’nin ortalarýndan itibaren ABD’de patlak veren mali kriz, giderek ABD ekonomisini bir yavaþlamaya hatta öngörülere göre durgunluða (resesyon) doðru sürüklemekte ama bununla birlikte de dünya ekonomisini ayný þekilde yavaþlamaya ve durgunluða doðru sürüklemektedir.

ABD ekonomisinin ve bununla birlikte de dünya ekonomisinin bir yavaþlamaya ve durgunluða gireceði artýk ABD devletinin ve mali çevrelerinin en üst kesimlerinde dahi açýkça dile getirilmeye baþlanmýþtýr. 2007’nin Sonbahar’ýnda ABD eski Hazine Bakaný John Snow ve ABD eski Merkez Bankasý (FED) Baþkaný Alan Greenspan yüksek riskli konut kredisine baðlý geliþen mali krizin (ki ödeme araçlarýna olan yoðun talebin yani nakit talebinin sonucuydu) hemen ertesinde aslýnda olayýn genel çerçevesini belirten þu açýklamalarý yapmýþlardýr:
“ABD ekonomisi bir yavaþlama içerisine girecek, bu kesin. Bu durum global ekonomiyi de bir anlamda etkileyecek (...)
“Geçmiþte alýnan riskler gerektiðinden fazla hafife alýndý. Herkese kredi verildi. Gayrimenkul piyasasýna gereðinden fazla yatýrým yapýldý diyebilirim. Bu durum da ev fiyatlarýnýn artmasýna neden oldu. Bunun yanýnda faizler de arttý. En önemlisi verilen krediler geliþigüzel daðýtýldýðý için krediyi alan kiþiler ödeme yapmakta zorluk çekmeye baþladýlar. Bu da sistemin sýkýþmasýna neden oldu. Gayrimenkul sektöründe yaþanan bu balonun bir yerde patlayacaðý belliydi. ” (abç) (John Snow, Hürriyet Gazetesi, 18 Eylül 2007)
“Greenspan konutlarý inþaa edenler üzerinde hýzlý satýþ yönünde baský yaratan yeni inþaa edilmiþ büyük miktarda konutun bulunduðuna dikkat çekti. Greenspan, ABD’de ev fiyatlarýnýn ciddi biçimde düþeceðini belirtirken, ABD emlak piyasasýnýn balon olduðunu ve çok þiþtiðini söyledi. Greenspan, fiyatlarýn beklenenden daha çok düþeceðine dikkat çekti. ” (Hürriyet Gazetesi, 18 Eylül 2007)

Bu yukarýdaki kýsa alýntýlardan da çok açýk bir þekilde görüldüðü gibi ABD’deki mali kriz, ABD’deki konut sektörüne aþýrý sermaye yatýrýmýndan kaynaklanan aþýrý konut üretiminin neden olduðu ve bu aþýrý üretimin daha önce düþük faizli kredinin sonucunda ve paniðin etkisiyle oluþan spekülasyon balonunun patlamasýndan sonra fiktif (hayali) sermayenin (yani spekülasyon dönemindeki yüksek fiyatlarý kendisine baz alan ve bu temelde ileriye dönük bir kar beklentisi içerisinde kredi verilen ve üretken sermaye biçiminde yatýrýlmýþ olan ve de fiiliyatta varolmayan sermaye) geriye dönememesinden kaynaklanan ve de bundan dolayý tek ABD’de deðil ama dünya çapýnda ödeme araçlarýna olan talebin yani likide (nakit) olan dev boyutlardaki yoðun talebin bir sonucu olarak ortaya çýktý.

ABD’deki bu mali kriz, II. Dünya Savaþý’ndan sonra uluslararasý mali piyasalarda bu boyutta yaþanan ve neredeyse 1929 dünya ekonomik bunalýmý ile karþýlaþtýrýlabilecek bir krizdir. Dünya çapýnda bir likidite krizine neden olduðu için uluslararasý bir yaný vardýr. Bundan da görüldüðü gibi uluslararasý mali piyasalarýn olaðanüstü bir þekilde neredeyse dünya çapýnda bir iç içe geçmiþliði sözkonusudur ama buna karþýlýk uluslararasý mali piyasalarý düzenleyen kurumlar daha çok ulusal ve bölgesel kalmýþlardýr. Yani kriz uluslararasý merkez bankalarýný ve hükümetleri aþmýþ ve bu kriz karþýsýnda neredeyse çaresiz kalmýþlardýr. Uluslararasý mali piyasalara likidite enjekte etmeyi ise ancak birleþik bir þekilde hareket ederek gerçekleþtirmeye çalýþmýþlardýr. Bu durum kapitalizmin mevcut üretici güçlerinin þu andaki uluslararasý üretim iliþkileri ile bir çeliþkiye düþtüðünün de ifadesidir.

Bununla birlikte ortaya çýkan bir baþka durum ise, uluslararasý mali piyasalarýn bu derecede içiçe geçmesi ayný zamanda II. Dünya Savaþý’ndan sonra Breton Woods’ta ortaya konan uluslararasý mali sistemin ise tamamen iflas ettiðini ya da aþýldýðýný gösterir. Çünkü bu sistem 1929 krizinin neden olduðu mali piyasalarýn uluslararasý çapta iç içe geçmesinin önlenmesi ve bu temelde mali sistemin kontrol altýnda tutulmasý üzerine oturuyordu. Bu mali kriz, savaþ sonrasý dönemde 1929 krizinin tekrarlanmamasý temelinde ortaya konulan bu yöndeki çabalarýn da boþa çýktýðýný ve aslýnda bu tür burjuva görüþlerin belli bir zaman sonra üretici güçlerin geliþmesine engel teþkil ettiðini de ortaya koymuþtur. Rekabetin baskýsý altýnda üretici güçler, kendi önüne koyulan her türlü idari engelleri aþarak kendi tarihsel gerçekliðini en sonunda dayatmýþtýr.

Az yukarýda da belirttiðimiz gibi bu mali kriz, Uluslararasý Kredi temelinde, düþük faiz oranlarýnýn eþlik etmiþ olduðu bir spekülasyonun sonucunda ortaya çýkan Uluslararasý Fiktif (hayali) Sermayenin bir sonucudur. Onun için bu sürece biraz daha yakýndan bakmak gerekir ve onu ortaya çýkaran nedenleri biraz daha yakýndan incelemek gerekir.

II-ABD Mali Krizinin Nedenleri

ABD’deki mali kriz, bir çok faktörün tek ulusal çapta deðil ama uluslararasý çapta da bir araya gelmesinin sonucunda ortaya çýkan bir krizdir.

Bu mali krizin kökeninde ABD konut piyasasýndaki hipotekli krediler içerisindeki bir kýsým kredinin yani Subprimes denilen yüksek riskli konut kredileri yatmaktadýr. Bu kredilerin özelliði, sabit bir faiz oranýndan ziyade deðiþken bir faiz oranýna yani piyasa faizlerinin hareketine tabi olmasýdýr. ABD’de hipotekli konut kredisi piyasasýnda bu tip yani Subprimes cinsinden olan krediler 2002 yýlýnda toplam hipotekli kredilerin % 5 iken bu rakam 2005 yýlýnda % 20’ye çýkmýþtýr. Hiç kuþkusuz bu oran 2007’ye gelindiðinde daha da artmýþtýr.

1990’lý yýllarýn sonlarýndan 2007’ye kadar olan süre içerisinde ABD bankalarýnýn hipotek karþýlýðýnda vermiþ olduðu kredilerin tam olarak ne kadar olduðu ve bunlar içerisinde Subprime kredilerinin tam olarak oranýnýn ne kadar olduðu ve de bu Subprime’larýn yüzde kaçýnýn risk altýnda olduðu tam olarak bilinmemektedir. Bugün dünyanýn en iyi korunan sýrlarýndan bir tanesi, bankalarýn vermiþ olduðu hipotekli krediler içerisinde bu Subprimes kredilerinin oranýdýr. Hiçbir banka bu oraný açýklamamaktadýr ve büyük bir sýr olarak saklamaktadýr.

Bugün itibariyle ABD bankalarýnýn hipotekli kredi piyasasýndan kaynaklanan toplam zararlarý 190-200 milyar dolarý bulmuþ durumdadýr ve bu zararýn tahminlere göre 300-700 milyar dolar arasýna çýkabileceði hatta bazý tahminlere göre de 1 trilyon dolarý bulabileceði sanýlmaktadýr.

ABD bankalarýnýn açmýþ olduðu hipotekli krediler tek ABD para piyasasýndan deðil, dünyanýn dörtbir köþesinde ama özellikle Avrupa ve Asya’daki para piyasalarýndan da belli bir faiz oranýndan borçlanarak elde edilmiþti. Kendi öz sermayelerinin dýþýnda, konut sektörüne kendi karlarýný da koyarak açmýþ olduklarý kredilerin bir kýsmý uluslararasý faiz oranlarýna tabiydi ve bu faiz oranlarýnýn deðiþmesiyle aþaðý ya da yukarý doðru hareket ediyordu. Ýþte bankalar elde etmiþ olduklarý deðiþken faiz oranlý bu kredileri yine ayný þekilde deðiþken faiz oranlarý temelinde müþterilerine verdiler. Bunun tersi mümkün olamaz yani deðiþken bir faiz oraný ile uluslararasý para piyasasýnda borçlanan bir banka, bu para sermayeyi sabit bir faiz oraný ile belirli bir sektöre yatýrmaz. Bunu yaptýðý andan itibaren büyük bir risk aldýðýný ve uluslararasý faiz oranýnýn yükselmesi karþýsýnda büyük bir zarar ile karþý karþýya kalacaðýný bilir. Onun için, deðiþken bir faiz oraný ile elde etmiþ olduðu krediyi yine müþterilerine deðiþken bir faiz oraný ile verir ve böylece faiz oranlarýndaki deðiþkenlikten kaynaklanan maliyetleri müþterilerinin sýrtýna yýðar. Aksi taktirde para piyasasýnda tutunamaz.

ABD bankalarý, müþterilerine açmýþ olduklarý bu kredilerin bir kýsmýný uluslararasý para piyasasýnda özellikle de 1990’lý yýllarýn sonlarýndan ve 2000’li yýllarýn baþlarýndan itibaren % 1 gibi çok düþük bir faiz oraný temelinde borçlanmýþlardý. Kendi karlarýný da üzerine koyarak, bu para-sermayeyi % 3-3,5 gibi oranlarda deðiþken bir faiz oraný biçiminde kredi veriyorlardý (Elbette ki faizler yükseldiði zaman da ayný iþlem sürüyordu). Faizlerin oldukça düþük oluþu bankalarý daha fazla risk alma noktasýnda cesaretlendirmiþti. Bankalarýn daha fazla risk almasý düþük faiz oranlarý ile el ele giden bir süreç olarak ortaya çýkmýþtýr.

Emperyalist dünya ekonomisinin büyük bir atýlýmý ile yani yýllýk bazda büyük oranlarda büyüdüðü bir süreç ile el ele giden düþük faiz oraný, rastlantýsal olarak baþka bir faktör ile birleþti: Konut sektöründeki yoðun talep. Bu yoðun konut talebinin nedenleri ise çok çeþitlidir: ABD nüfusunun büyümesi ve artan nüfusun yeni konut ihtiyacý. Yine ayný þekilde bu faktörü besleyen bir baþka durum olan ABD’ye olan yoðun göç. Uzun zaman konut sektöründe kar oranlarýnýn düþük olmasýndan dolayý yeterli toplumsal sermayenin bu sektöre girememiþ olmasý. Eski konutlarýn aþýnmasý ve yýpranmasý ve de bundan dolayý yenilenme sorunu. Emperyalist dünya ekonomisinin büyümesinden büyük bir pay alan kapitalistlerin ve yöneticilerin gelirlerindeki büyük artýþýn, lüks tüketim mallarýna olan talebi arttýrmasý ve bu temelde lüks konutlara olan talebin artmasý vs.

Konut sektöründeki bu talep yoðunluðu, düþük faiz oranlý krediler ile de daha da arttýrýlýnca, konut piyasasýnda enflasyona yani fiyatlarýn aþýrý yükselmesine neden oldu. Fiyatlardaki aþýrý yükselme eðilimi, birbirini besleyen iki faktörü harekete geçirdi:
  • Halkta paniðe neden oldu. Konut fiyatlarýnýn yükseldiðini gören halk, fiyatlar daha da yükselmeden konut sahibi olmaya çalýþtý ve konut piyasasýna kitlesel bir yönelme oldu. Fiyatlar aþýrý yükseldiði taktirde bir daha da konut sahibi olamayacaðýný sanan kitleler hemen bir kredi bularak konut sahibi olmaya baþladýlar.
  • Bu panik fiyatlarýn yükselmesine neden olurken, ayný zamanda konut piyasasýndaki kar oranlarýný da yükseltti ve baþka alanlarda faaliyet gösteren kapitalistleri de konut piyasasýna yöneltti ve bu temelde de kapitalistleri bu yüksek kar oranýndan kaynaklanan bir rekabete sürükledi.
Krediler aracýlýðýyla konut sektörüne talep dopinginin yapýlmasý, bu sektöre baðlý olan, baþta inþaat sektörü olmak üzere bir çok sektörün ekonomik olarak canlanmasýna neden oldu. Böylece ABD ekonomisinde istihdam ve bununla birlikte de tüketim, özellikle de düþük faiz oranlarýndan dolayý arttý. ABD ekonomisindeki bu büyümeye ithalatýn dev boyutlarda artýþý eþlik etti. Ama ABD ithalatýnýn büyümesi onun ile ticari iliþkide olan ülkelerin ihracatýnýn da büyümesi anlamýna geldiði için, ABD ekonomisi ile birlikte dünya ekonomisinin de bir büyümesi ve canlanmasý anlamýna geliyordu.

ABD konut sektörüne düþük faiz oranlarý temelinde açýlan krediler aracýlýðý ile giren dev boyutlardaki para-sermaye, konut talebini kamçýladýðý için konut fiyatlarýnda bir enflasyona ve hatta belli bir andan itibaren de fiyatlarýn hiçbir þekilde gerçek ekonomik iliþkileri yansýtmadýðý yani konutun maliyeti artý ortalama karýný yansýtmayan tamamen konjonktürel olan aþýrý talebin sonucu olan geçici yüksek bir spekülatif fiyata ulaþmasýna neden oldu. Geçici olan bu spekülatif fiyatlar temelinde bir çok kapitalist konut sektörüne yöneldiler ve sermayelerini konut üretimine, satýn alýnmasýna ya da arsa alýmýna yatýrdýlar. Ýþte spekülatif fiyatlar temelinde konut sektörüne yatýrýlan sermayelerin önemli bir kýsmý zamanla fiktif sermayeye dönüþtü. Çünkü spekülatif fiyatlara dayanmaktaydý ve bundan dolayý dayanaksýzdý ve de bu sermayenin büyük bir kýsmýnýn geri dönüþü büyük oranda imkansýzdýr.

2000’li yýllarýn ortalarýna doðru, uluslararasý faiz oranlarý giderek yükselme eðilimine girdi ve 2007’nin yaz aylarýna gelinceye kadar % 4-4, 5 düzeyine çýktý. Bununla birlikte, bankalarýn müþterilerine açmýþ olduklarý deðiþken faiz oranlý krediler de yükselmeye baþladý ve bir çok gerçeði su yüzüne çýkardý:
  • Bankalarýn daha fazla müþteri kapmak için açmýþ olduklarý Subprimes kredilerinin bir çoðu (bu oran neredeyse bu tip kredilerin yarýsýydý), düþük faiz oranlarý dönemindeki kriterlere göre verilmiþti. Yani faizlerin yükselmesi karþýsýnda müþterilerin buna dayanýp dayanmayacaklarýný gözönüne almamýþlardý.
  • Bankalar yüksek riskli kredilere kendi ana sermayelerinin de boyutlarýný aþan bir oranda angaje olmuþlardý. Halbu ki banka yasalarý riskli kredileri bankanýn sermayesinin belli bir yüzdesi ile sýnýrlandýrýr ve bunun üzerine çýkmalarý yasaktýr. Görünen o ki bankalar bu sýnýrlamalarý sulandýrmýþlar1 ve de kredilerin geri dönmemesi halinde ellerinde tutmak zorunda olduklarý yedek sermayeyi de yeterli düzeyde tutmamýþlardý. Banka sermayesinin eðilimi, elindeki para-sermayeyi daha fazla faiz temelinde vermek olduðu için, elindeki bu yedek sermayeyi elinde geldiði ölçüde düþük tutmak ister. Bu noktada bankalarýn haddinden fazla risk aldýklarý ve yedek sermayeleri ile açýlan krediler arasýndaki oranlara pek de dikkat etmedikleri gözlemlenmiþtir.
Faiz oranlarýnýn yükselmesi karþýsýnda, Subprimes kredilerinden yararlanan müþterilerin neredeyse yarýsý önce kredilerini ödemede ciddi bir þekilde zorlandýlar sonra da hipotekli evlerini iade etmeye baþladýlar. Bu iadelerin giderek çoðalmasý bankalarýn önce kar oranlarýnýn azalmasýna sonra da ciddi zararlara sürüklenmelerine neden oldu. Ama bu fenomene baþka bir fenomen daha eklenmiþtir. Ýadeler giderek artarken ABD konut piyasasýnda aþýrý konut üretimi giderek ortaya çýkmaya baþlamýþtýr. Yani konutlara olan talep giderek düþmeye baþlamýþ ve belli bir zaman sonra da ülke genelinde en alt düzeye inmiþtir. Bunun nedeni:
  • Aþýrý derecede yeni konut üretimi olmuþtu (Þu an ABD’de yeni konut üretimi neredeyse durmuþ durumdadýr ve bununla birlikte inþaat sektöründe ve buna baðlý alt sektörlerde yavaþlama baþlamýþtýr);
  • Kredilerini ödeyemeyen kitlelerin hipotekli konutlarý geri alýnarak açýk arttýrmada çok düþük fiyatlarla tekrar piyasaya sürülmeye baþlanmýþtý. Bütün bunlar aþýrý konut üretimine neden olarak, konut fiyatlarýnýn hýzla düþmesine neden olmuþtur.
Konut fiyatlarýnýn hýzla düþüþü spekülasyon balonunun patlamasýna neden olarak, spekülatif fiyatlar temelinde konut sektörüne yatýrým yapan ve bu temelde bir kýsmý fiktif sermayeye dönüþen sermayenin hýzla erimesi neden olmuþtur. Bu durum, bankalarýn zararlarýný hýzla arttýrarak belli bir zaman sonra vadesi gelen ödemelerini yani borçlarýn zamanýnda ödenememesine yolaçmýþtýr. Çünkü kapitalistler birbirlerinden yine merkez bankalarýndan yoðun bir þekilde borçlanýrlar. Ellerindeki sermayeleri büyük bir oranda konut sektöründeki üretken ve meta sermayeye yatýrdýklarý için bankalar, zararlarýn çoðalmasý karþýsýnda borçlarýný döndermede nakit sýkýntýsý çekmeye baþlamýþlardýr ve para piyasasýnda tekrar borçlanmaya çalýþmýþlardýr. Bunu yapamadýklarý andan itibaren nakit (likidite) krizi baþ göstermeye baþlamýþtýr. Ama bütün para kapitalisti sýnýfý etkisine alan bu nakit krizi, sistemin giderek sýkýþmasýna neden olmuþtur ve daha fazla sýkýþmasý ise iflaslara neden olacaðýndan Uluslararasý Merkez Bankalarý birleþik olarak Açýk Piyasa Ýþlemleri temelinde yani yürürlükteki faiz oranlarý temelinde, kendi rezervlerinden para piyasalarýna çeþitli dönemlerde kredi biçiminde para enjekte etmiþlerdir. Ýþte bu dönemde kapitalistlerin yoðun bir þekilde talep etmiþ olduklarý para, borçlarýný kapatmak için yani ödeme araçlarý biçimindeki paraya olan taleptir.

Þimdi çok köklü bir sorun ortaya çýkmýþ durumdadýr: Spekülatif fiyatlar temelinde ABD’de ve dünyanýn dörtbir köþesinde borçlanan bankalar ve de bunu konut sektörüne kredi vererek üretken ve meta sermaye biçimine girmesine neden olan bankalar, bunun üretken ve meta sermaye biçiminde tükenmesi ve uçup gitmesi ve de deðerini büyük bir oranda kaybetmesi karþýsýnda bu sermayeyi tekrar nasýl (üstelik belirli bir ortalama banka karý elde ederek aksi taktirde banka sermayesinin kendisini yeniden-üretmesi imkansýzdýr) geri elde edeceklerdir? Ama bu sorunun baþka bir soru ile birleþtirilmesi gerekir: ABD konut piyasasýna yatýrýlan (bu durum aslýnda Avrupa’da da yine dünyanýn baþka yerlerinde de aynýdýr) bu para-sermayenin kaynaðý nedir? Bu para-sermaye, Uluslararasý Mali Sermayenin kendi öz sermayesi mi yoksa özellikle de 1990’lý yýllarýn baþlarýndan baþlayan Uluslararasý Tekelci Sermayenin uluslararasý ölçekte geniþletilmiþ ölçekte yeniden üretiminin sonucunda ortaya çýkan ve tekrar yatýrýlmak için belirli bir süre birikim fonlarýnda biriken sermaye birikimi midir?

Bu sorulara doðru cevap vermek ABD’deki bu mali krizin tarihsel çerçevesini ve de sonuçlarýný doðru yorumlamak açýsýndan zorunludur. Ama bunun için uluslararasý faiz oranýný belirleyen faktörleri araþtýrmak gerekir. Çünkü bu sorun, bizi, yukarýda sorulan sorularýn cevabýna götürecek unsurlarý içerisinde barýndýrmaktadýr.

III- Uluslararasý Genel Kar Oraný ve Uluslararasý Faiz Oraný

Bizim burada ortaya koyacaðýmýz genel teorik yaklaþým, hiç kuþkusuz dünya ekonomisindeki ampirik verilere dayanýr ve sadece genel çerçevenin belirtilmesi amacýný taþýr.

Faiz oraný genellikle ortalama ya da genel kar oraný tarafýndan belirlenir. Bunun tersi de geçerlidir. Ortalama ya da genel kar oraný, faiz oraný tarafýndan da belirlenir:
“Faiz oraný, kar oraný ile belirlendiði sürece, bu oran, özel bir sanayi kolunda egemen olan özgül bir kar oraný ile, ya da hele, belli bir iþ alanýnda herhangi bir kapitalistin elde edebileceði fazladan bir kar ile deðil, daima genel kar oraný ile belirlenir. “ (abç) (K. Marx, Kapital-III, s. 321, Sol Yay. )
Bu durum genelde böyledir. Örneðin Türkiye’ye uyguladýðýmýz zaman bu yasanýn iþlemediðini görürüz. Uluslararasý alanda faiz oranlarý % 1 ile % 5 arasýnda salýndýðý sýrada Türkiye’de faiz oranlarý % 18 ile 23 arasýnda salýnýyordu. Bunun nedeni Türkiye kapitalizminin geliþmiþlik derecesi ama bununla da birlikte Türkiye’de toplumsal sermayenin ezici çoðunluðunu Uluslararasý Tekelci Sermayenin deðil , ondan tarihsel olarak daha az bir üretkenlik derecesine sahip olan ve bundan dolayý uluslararasý rekabetten daha fazla olumsuz etkilenen Ýþbirlikçi Tekelci Sermayesinin (ÝTS) elinde bulunmasýndan kaynaklanmaktadýr. ÝTS’nin tarihsel konumu yani sürekli sermaye sýkýntýsý içerisinde olmasý, onun ulusal mali piyasalar üzerinde sürekli talep yönlü bir baský yaratmasýna neden olmakta ve bundan dolayý ulusal faiz oranlarý uluslararasý ortalamanýn çok üstünde hareket etmektedir.

Ama þimdilik bizim sorunumuz uluslararasý faiz oraný ve bunun 2000’li yýllarýn baþýnda düþük olmasýnýn nedenleridir. Çünkü yukarýda gördüðümüz gibi bu düþük faiz oranlarýdýr ki ABD’de krediler aracýlýðý ile konut sektörüne olan yoðun talebi harekete geçirmiþ ve spekülatif fiyatlarýn oluþmasýna yolaçmýþtýr. O halde uluslararasý çapta bu düþük faiz oranlarý nasýl ortaya çýkmýþtýr ve buna neden olan faktörler nelerdir? Çünkü bu sorunun yanýtý bize konut sektörüne ve onunla iliþkili olan diðer sektörlere yatýrýlan para-sermayenin kaynaðýný gösterecektir ve para-sermayenin bu kaynaðý da bize bu krizin etkilerinin neler olabileceðini ya da yönünü gösterecektir.

Genellikle düþük bir faiz oraný yüksek bir genel kar oraný ile elele gider. Yani faiz oranlarý düþtüðü zaman genel kar oranýnda bir yükselme olmuþtur ya da faiz oranlarýnda bir düþme genel kar oranýnda bir yükselmenin de göstergesidir. Bütün bunlar son krizde ve öncesinde de ortaya çýkmýþtýr.

Dünya ekonomisini az çok yakýndan takip eden herkes son on ya da on beþ yýldan beri dünya ekonomisinin bazý ara krizler hariç çok yüksek bir büyüme geçirdiðini ve bu temelde þirketlerin muazzam karlar elde ettiðini bilir. Þirketlerin kar oranlarýnýn yükselmesi ayný þekilde birikim fonlarýnda çeþitli nedenler için biriken deðerlerin belirli bir dereceye ulaþmasýyla çakýþtý. Bir yandan þirketlerin kar oranlarý yükseldiði için yeniden yatýrýmlar için çok az bir banka sermayesine ihtiyaçlarý vardý ve bundan dolayý uluslararasý mali piyasalara talep yönünde fazla bir baský yoktu. Bir yandan da bir çok birikim fonunda uzun zamandan beri biriken paralar, uluslararasý mali piyasalara daha fazla deðerlenmek için akmanýn yollarýný arýyorlardý. Yani uluslararasý mali piyasalara talebin, þirketlerin kar oranlarý yükseldiði için göreceli azalmasý döneminde para-sermaye arzý da geniþliyordu. Bu durum uluslararasý faiz oranlarýnýn düþmesine neden oldu.

Tam da burada baþka bir soru ortaya çýkýyor: Þirketlerin kar oranlarýnýn yükselmesine neden olan faktörler nelerdir?

Þirketlerin kar oranlarýný yükselten faktörler gerçekten bir hayli fazladýr. Burada sadece en önemlilerini belirtmekle yetineceðiz:
  • Baþta ABD ve Ýngiltere olmak üzere ve de bunlar ile yoðun ekonomik , politik ve askeri iliþkileri olan ülkelerde 1980’li yýllarýn baþlarýnda yapýlan ekonomik düzenlemeler ve bu temelde þirketlerin üretkenlik yapýlarýnýn geliþtirilmesi. Özellikle de emekçi sýnýflarýn sömürüsünün arttýrýlmasý temelinde gerçekleþtirilen bu ekonomik düzenlemeler þirketlerin daha rekabetçi bir yapýya bürünmelerini saðlamýþtýr. Baðýmlý ülkelerde (örneðin Türkiye gibi) bu ekonomik düzenlemelere çoðu zaman bir askeri darbe eþlik etmiþtir ve bu temelde halkýn genel bastýrýlmasý temelinde bunlar gerçekleþtirilmiþtir. Aslýnda baðýmlý ülkelerdeki ekonomik ve politik düzenlemeler emperyalist ülkelerdeki düzenlemelerin bir sonucu ve uzantýsý olarak ortaya çýkmýþtýr.
  • Emperyalist-kapitalist ülkelerdeki bu düzenlemeler, Sosyal-emperyalist Sovyet bloku üzerinde bir baskýya neden olmuþ ve onun çözülmesine neden olmuþtur. Sovyet blokunun bu çözülmesi ve Rusya’nýn baðýmlýlýðý altýnda bulunan ülkelerin ve hatta Rusya’nýn kendisi, emperyalist-kapitalist ülkeler için yeni pazar alanlarý ve üretim alanlarý olarak ortaya çýkmýþlardýr. Uluslararasý tekeller üretimlerinin büyük bir kýsmýný buralara kaydýrmaya baþlayarak ucuz iþgücünden kaynaklanan muazzam karlar elde etmiþlerdir.
  • Çin’deki ucuz iþgücünün 1980’li ve 1990’lý yýllarda büyük oranlarda uluslararasý tekellere açýlmasý.
  • 1990’lý yýllarda Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) GATT’ýn devamý olarak kurulmasý ve gümrük tarifelerinin dereceli olarak kaldýrýlmasý ve dünya genelinde serbest ticaretin daha fazla geliþtirilmesi.
  • Çin’in DTÖ’ne üye olarak alýnmasý ve kotalarýn kaldýrýlmasý (özellikle de tekstilde) ve de bundan dolayý Çin’e olan sermaye ihracýnýn dev boyutlara ulaþmasý ve þirketlerin karlarýný arttýrmasý.
  • Ýletiþim ve ulaþtýrma araçlarýndaki müthiþ atýlým:Cep telefonu, internet gibi iletiþim araçlarýnýn geliþmesi. Yine ayný dönemde hava taþýmacýlýðýnýn (yolcu ve kargo) dev boyutlarda büyümesi. Bu durum sermayenin devrelerinin hýzlanmasýna ve devir hýzýndan kaynaklanan karýn yükselmesine neden olmuþtur.
  • Hammadde fiyatlarýnýn ucuzlamasý. 1990’lý yýllarda ve 2000’li yýllarýn baþlarýnda petrol fiyatlarý oldukça düþük bir seviyede hareket etmiþtir vs.
Bir yandan þirketlerin yeni sermaye yatýrýmlarý ile üretkenlik yapýlarýný geliþtirmelerinden dolayý meta fiyatlarýnýn ucuzlamasý ve fazla dolaþým araçlarý miktarýnýn banka yedeklerine akmasý ve birikim fonlarýný geliþtirmesi. Bir yandan da þirketlerin kar oranlarýnýn yükselmesinden dolayý mevduatlarýnýn bankalarda birikmesi ve banka sermayesi tarafýndan para-sermaye olarak mali piyasalara sürülmesi olgusu, uluslararasý çapta mali piyasalarda arz yönlü bir geliþimin nedenleri olmuþtur. Ama bununla birlikte baþka faktörler de para sermayenin arzýnýn geliþmesine neden olmuþtur:
  • 1980’li yýllardaki sabit sermaye yatýrýmlarýnýn bir kýsmýnýn geri dönmesi ve birikim fonlarýnda birikmesi.
  • · Prim ödenen fonlardaki dev miktarlarda birikim. Örneðin Sigorta þirketlerinde, emekli sandýðýnda vs. biriken sermayelerin mali piyasalara faiz karþýlýðýnda sürülmeleri .
  • Bankalarýn yutmalar ve birleþmeler yoluyla birbirinden daðýnýk küçük para sermayeleri dev miktarlarda odaklaþtýrmalarý.
  • Baðýmlý ve yarý-baðýmlý ülkelerin uluslararasý tekelci sermayeyi çekmek için oluþturmuþ olduklarý altýn ve döviz rezervlerinin, emperyalist ülkelerin mali piyasalarýna sürülmeleri ama özellikle de hazine tahvillerine yatýrýlmasý (Örneðin Türkiye Merkez Bankasý’nýn 40 milyar dolara yakýn bir rezervi ABD Hazine kaðýtlarýna yürürlükteki faiz oraný çerçevesinde yatýrýlmýþtýr. ) vs...
Ýþte yukarýda kýsaca özetlediðimiz bu faktörler, 2000’li yýllarýn baþlarýnda uluslararasý faiz oranlarýnýn düþmesine neden olmuþtur ve ABD’deki yoðun konut talebi ile çakýþmýþtýr. Ama düþük faiz oranlarý spekülasyonu kolaylaþtýrýr ve sahtekarlýðýn kapýlarýný da ardýna kadar aralar. Ýþte ABD’de de olan budur.

Düþük faiz oranlarý genellikle sermayenin bir devir hareketi içerisinde (bu genellikle 10-12 yýllýk bir süreci kapsar) refah dönemine tekabül eder. Bu dönemler genellikle þirketlerin büyük kar oranlarýna sahip olduðu dönemlerdir. Ama pazarlarýn daralmaya baþlamasý ve bundan dolayý piyasa fiyatlarýnýn aþaðýya doðru hareket etmesi ve de bundan dolayý kar oranlarýnda azalmalarýn ortaya çýkmaya baþlamasý ile birlikte, kapitalistlerin ek bir para sermayeye gereksinimleri (bunun nedeni sermayelerinin bir kýsmýnýn üretken ve meta sermaye halinde çakýlý kalmýþ olmasýdýr, az ileride tekrar döneceðiz bu konuya), onlarý para piyasasýna yönlendirir ve para-sermaye talebini geliþtirir. Para sermayeye olan talebin artmasý ile kapitalistler ellerindeki poliçeleri giderek daha fazla vadesi gelmeden kýrdýrmaya baþlar ve iskonto piyasasýnda faizler yoðun talepten dolayý yükselmeye baþlar. (2) Kar oranlarý azalýrken kapitalistler birbirlerine giderek nakit ödemeden ziyade poliçerler ile ödemeye baþlarlar. Bu durum kapitalistlerin kriz kokusunu almalarýna neden olur. Çünkü giderek nakit kapitalistlerin ellerinde azalmaktadýr ve piyasaya nakit yönlü bir yoðun talebin olacaðý tecrübeler ile sabittir. Zaten ABD’de iskonto piyasasý faizlerinin kýsa dönemli faizler % 5, 25 çýkmýþken % 6, 25’e çýkmýþ olmasý krizden hemen önceki bir durumu yansýtmaktadýr, ki zaten çok kýsa bir zaman sonra nakit krizi baþgöstermiþ ve Uluslararasý Merkez Bankalarý birleþik bir þekilde hareket ederek mali piyasalara belirli bir faiz oraný karþýlýðýnda para sermaye enjekte etmiþlerdir.

IV-Uluslararasý Kredi ve Uluslararasý Fiktif (Hayali) Sermaye

ABD bankalarý ve onunla iþbirliði halinde faaliyet gösteren dünyanýn diðer bankalarý, Uluslararasý Sanayi Semayesinin (bu daha çok Uluslararasý Tekelci Sermaye ve Ýþbirlikçi Tekelci Sermayesidir) bir devresi ya da bir kaç devresi (bu 10 yýldan 20-30 yýla kadar uzanabilen bir zaman devresi olabilir) süresinde biriken para-sermayeyi, kar oraný düþük olan çeþitli sanayi alanlarýndan çekip çýkararak, kar oraný yüksek olan konut sektörüne aktarmada aracý rolü oynamýþlardýr. Ama bu noktada bu bankalar, konut sektörünün hem olumlu yanlarýný hem de olumsuz yanlarýný ters yönden bu para-sermayenin çýkýp geldiði alanlara ihraç etmede de aracýlýk etmiþlerdir. Yani kredi, sermaye ihraç eden sektörler ile ihraç olunan sektörleri tek ulusal düzlemde deðil ama uluslararasý düzlemde de birbirine baðlamýþ ve birbirleriyle iliþki içerisine sokmuþtur. Zaten 2007’nin yaz aylarýndan itibaren bir çok defa baþ gösteren nakit krizi esnasýnda da görüldüðü gibi, nakit krizi tek dünyanýn bir yerinde ortaya çýkan yerel bir krizden ziyade, birbirine baðlý geliþen ve birinin diðerini etkilediði ve bundan dolayý da Uluslararasý Merkez Bankalarýnýn birleþik bir þekilde hareket etmesine yolaçan uluslararasý bir nakit kriziydi. Bundan da anlaþýlacaðý gibi bu kriz uluslararasý bir kredi temelinde ortaya çýkmýþtý.

ABD’de konut sektörüne yatýrýlan sermaye, gerek ABD mali piyasalarýndan gerekse de dünyanýn bir çok bölgesindeki mali piyasalardan elde edilmiþti. Ama bu para-sermayeler, daðýnýk bir þekilde geriye dönen ve belirli bir süre birikime býrakýlmýþ olan ama zamaný geldiði zaman tekrar geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretim temelinde tekrar yatýrýlmak zorunda olan para-sermaye olduðu için geri dönmesi zorunludur. Aksi taktirde gerek ABD’de gerekse de uluslararasý alanda geniþletilmiþ ölçekte yeniden üretim aksayacak ve bu aksama, toplumsal üretimin ve tüketimin boyutlarýnýn daralmasýna neden olacak ve de bundan dolayý toplumsal huzursuzluklara ve gerilimlerin geliþmesine ve de hatta politik alt-üst oluþlara neden olacaktýr. Onun için kredilerin uluslararasý ölçekte geriye dönmesi zorunludur ve þu ya da bu þekilde geriye dönecektir. Buradan da þu sonuç çýkmaktadýr ki, uluslararasý ölçekte geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretimin bir kýsmý, ABD ekonomisinin geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretimi ile iç içe geçmiþtir ve birbirine baðlanmýþtýr.

Ama iþte tam da bu noktada çok önemli bir sorun ortaya çýkmaktadýr. ABD’ye açýlan borç sermayesinin önemli bir kýsmý (bu miktara yukarýda belirttiðimiz 1 trilyon dolarý bulan konut kredisi zararlarý da dahildir) fiktif (hayali) bir sermayeye dönüþmüþtür.

Kapitalist sistemde, biriken para-sermayenin bir kýsmý zamanla, kredi aracýlýðý ile fiktif bir sermayeye dönüþür. Yani borç sermayesinin bir kýsmý (bazen hepsi) gerçek sermayenin öðelerine (üretken ve meta sermaye) dönüþür ve bu temelde para-sermaye varlýklarý ortadan kalkar. Fiiliyatta para-sermaye olarak ortada olmayan bu borç sermayesi bu haliyle fiktif bir sermayeye dönüþmüþtür. Çünkü ortadan kaybolmuþ yani tüketilmiþtir. Ama ortadan kaybolan ve tüketilen bu para-sermayenin mülkiyet hakký kaybolmaz ve þu ya da bu þekilde geriye dönmek zorundadýr. Ama þimdi bu borç sermayesinin geriye dönüþü, gelecekteki toplumsal üretimde yaratýlacak olan artý-deðere baðlýdýr ve alacaklarýn ellerindeki senetler, gelecekteki toplumsal kardan alacaklarý paylarý gösteren sertifikalara dönüþmüþ durumdadýrlar. Bu sertifikalarýn en önemlileri Hazine Borçlanma Kaðýtlarý ve Borsa’daki Hisse Senetleridir. Bu borç sermayelerinin büyük bir kýsmý fiktif sermayedir.

ABD’de konut sektörüne yatýrýlan borç sermayesinin önemli bir kýsmý üretken ve meta sermayeye yatýrýldýðý için fiktif bir sermayeye dönüþmüþtür. Ama bu noktada önemli olan durum, bu fiktif sermayenin önemli bir kýsmýnýn spekülatif fiyatlara dayanmýþ olmasý ve üretken ve meta sermaye biçiminde yatýrýldýðý yani baþkalaþýma uðradýðý anda konut fiyatlarýnýn düþmesinden dolayý ve de faizlerin yükselmesi sonucunda kredilerini ödeyemeyen tüketicilerin hipotekli evleri iade etmeleri sonucunda bir kýsmýnýn tamamen kaybolmasý ve geriye dönmeyecek olmasýdýr. Çünkü konut fiyatlarý düþtüðü için iade edilen konutlarýn tekrar satýlmasý durumunda dahi yatýrýlan sermayeyi karþýlamamaktadýr.

ABD’deki konut sektörüne yatýrýlmýþ olan fiktif sermayenin kaynaðý tek ABD bankalarýnýn birbirinden ya da dýþarýdan almýþ olduklarý banka kredilerine dayanmamaktaydý. Konut sektörüne kredi açan bankalar, belirli bir dönem spekülatif fiyatlara dayanarak yüksek karlar açýkladýklarý ve temettü daðýttýklarý için, borsadaki hisse senetlerinin fiyatý da aþýrý talepten dolayý yükselmiþ ve bu yüksek fiyatlý hisse senetlerinden gelen para-sermayeyi de konut sektörüne aktarmýþlardý. Böylece konut fiyatlarý düþmeye ve faizler yükselmeye baþladýðý andan itibaren konut iadelerinin artmasý sonucunda hem nakit ve ödemeler krizi baþgösterdi hem de borsadan kaçýþ baþladýðý için borsalar çökmeye baþladý. Borsalarýn çökmesi, þirketlerin finansman kaynaklarýný daha da kýsýtladý ve nakit ve ödemeler krizini daha da aðýrlaþtýrdý.

ABD’deki konut sektörüne açýlan kredilerin üretken bir þekilde kullanýlamamasý ve önemli bir kýsmýnýn batmasý, ABD ulusunun gerek kamu gerekse de özel sektör borç yükümlülüðünü arttýrmýþ durumdadýr. ABD bankalarýna açýlan kredilerin her ne kadar bir kýsmý batmýþ ve geri dönüþü imkansýz hale gelmiþ olsa da, bu kredilerin arkasýnda ABD Hazinesi’nin garantisi vardýr ve özel kapitalistler bu yükümlülüðü yerine getiremediði taktirde (3) ABD devleti bu borçlarýn yükümlülüðünü üzerine alacaktýr ve ödeyecektir. Bir yandan batmayan ama konut fiyatlarýnýn düþmesinden ve faizlerin yükselmesinden dolayý konut iadelerinin sonucunda kar oraný düþen bankalar, bir yandan da ABD Hazinesi’nin üzerine yýðýlan batan bankalarýn borcu, bütün bunlar ABD’nin ulusal borç yükümlülüðünü artýrmakta ve ABD gerçek sermayesi ile bu borç yükümlülüðü arasýndaki açýyý da oldukça açmaktadýr.

Uzun zamandan beri ABD ekonomisi yüksek düzeyde bir borçlanmaya dayanan bir ekonomi politikasý üzerine oturmuþ durumdadýr. Alýnan borç sermayesi üretken bir þekilde kullanýldýðý ve ekonominin bir büyüme içerisinde olduðu dönemlerde bu borç sermayesi bir sorun teþkil etmemektedir tam tersine ekonominin büyümesine yardým da etmektedir. Çünkü alýnan borç sermayesi baþka ülkelerin sermaye birikimidir ve bu birikimin ABD ekonomisine aktarýlmasý, üretken bir þekilde kullanýldýðý zaman hem ekonominin büyümesine katký saðlamakta hem istihdamý geliþtirmekte hem de bunlarýn sonucunda vergi gelirlerini artýrmaktadýr. Yine bununla birlikte mali piyasalarda para arzýnýn geliþmesine neden olarak içeride faiz oranlarýný düþürücü etkide de bulunmaktadýr. Onun için ülkenin gerçek sermayesi ile orantýlý bir þekilde borçlanmak bir sorun teþkil etmemektedir. Önemli olan Brüt borcun gerçek sermayeye oraný deðil, Net borcun gerçek sermayeye oranýdýr.

ABD’deki son mali kriz ile birlikte ABD ekonomisinin toplam borç stokunun (eðer zararlarý 1 trilyon dolar olarak kabul edersek) GSMH’nýn % 5 ya da 6’sý kadar daha da yükselmesi sözkonusudur. ABD’nin 2006 yýlýnda net dýþ borcu, GSMH’nýn % 35 idi. Bunun son kriz ile birlikte daha da arttýðý çok açýktýr. Ama daha da önemli olan ABD’nin bu borç yükümlülüðünün bundan sonra kötü bir uluslararasý ekonomik ve politik konjonktür ile çakýþmasý ya da çakýþacak olmasýdýr. Ýçine girilmekte olan süreç ne 1980’li yýllarýn sonundaki kriz ile ne de 2000’li yýllarýn baþýndaki kriz ile karþýlaþtýrýlabilir. Bu dönemlerde ABD ekonomisinin ve ona baðlý ekonomilerin daðýlan Sovyet blokunun býrakmýþ olduðu pazar boþluðunda, Rus emperyalizminin ve müttefiklerinin daha tam olarak toparlanamadýklarý bir zamanda ilerleyebilmeleri sonucunda bu krizler kolayca aþýlabilmiþti. Ama þimdi ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin üretici güçleri varolan nüfuz alanlarýnýn ötesine geçmeyi zorunlu kýlmaktadýr. Ama bu ötesine geçmek zorunda olunan alanlar þimdi Rus emperyalizminin kendisini toparlamasýndan dolayý daha katý ve sert bir hale gelmiþtir.

Þimdi ABD’nin ulusal borç yükümlülüðü daha da artmýþtýr ve bu borcun belirli bir zaman süresi içerisinde geri dönme baskýsý, ABD devletinin ensesinde kendisini yakýcý bir þekilde hissetmektedir. Þayet ABD bu borç yükümlülüðünü zamanýnda yerine getiremezse, o zaman ABD ekonomisi ile birlikte ona baðlý olan ekonomilerin sarsýlmasý ve krize sürüklenmeleri kaçýnýlmazdýr. Üstelik ABD bundan sonra hem ekonomisinin gerektirdiði düzeyde kendisine borç veren ülke bulmakta zorluk çekecek hem de ekonomisinin gerektirdiði oranda yabancý sermaye çekemeyecektir. Bütün bunlar da ABD ekonomisinin küçülmesine neden olacaðý için, borçlarýný zamanýnda ödemeye çalýþacaktýr.

Ancak ABD açýsýndan önemli olan borç stoklarý eritilirken, bunun içeride ABD ekonomisinin daralmasýna neden olmamasýdýr. Bir yandan ulusal borç yükümlülüðü ekonominin durgunluða girdiði bir dönemde azaltýlmaya çalýþýlýrken yani bütçenin faiz ödemeleri dýþýnda kalan önemli bir kýsmý borç stokunun eritilmesine ayrýlýrken bir yandan da ulusal ekonominin daralmasý nasýl önlenecek? Bu soru ayný zamanda baþka bir soru ile baðlantýlýdýr: ABD’nin dünya pazarlarýndaki konumu ve onun pazar payý, altýna girmiþ olduðu gerekli sermaye yatýrýmlarý artý uluslararasý ortalama kar artý borç yükümlülüðünün gerektirdiði artý karý yerine koyacak düzeyde mi yoksa deðil mi?

Görünen o dur ki bu fiktif sermaye ABD ekonomisinin ve bu temelde de ABD politikasýnýn çok önemli bir göstergesi haline gelmiþtir ve de bu temelde bir bütün olara ABD emperyalist sýnýfýný disipline sokan ve ona gerçek çýkarlarýný bulmasýnda sezgisel bir þekilde yol gösteren önemli bir araç haline gelmiþtir. ABD’nin ulusal borç yükümlülüðünün düzeyi, onun Gerçek Sermayesi ile yani ulusun varolan üretkenlik derecesi ile bir çeliþkiye düþmüþtür. Bu çeliþki kendisini tarihsel olarak þu ya da bu þekilde çözüme baðlayacaktýr. Ama bütün sorun bunu nasýl yapacaðýdýr?


Devrimci Bülten Sayý 46, Devamý...


(1) Konut sektöründeki yüksek kar oranlarýndan yararlanma eðilimi bazý banka yöneticilerini ciddi bir þekilde ahlaksýzlýða ve sahtekarlýða sürüklemiþtir.Kesin olmamak ile birlikte son günlerde Fransa’da patlak veren Société Générale olayýnda bu  durum yaþanmýþtýr.Banka konut piyasasýndaki zararýný borsa da büyük riskler alarak tedarik etmeye çalýþmýþ ve bunu da bankada çalýþan bir iþçisine yaptýrmýþtýr.Ama borsada da kaybeden banka, büyük bir krizin eþiðine geldiðinde bütün sorumluluðu bu iþçiye yüklemeye çalýþmýþ ve sanki kendisinin hiç haberi yokmuþ gibi davranmýþtýr.
(2) 2007’nin Aðustos ayýnda ABD’de iskonto faiz oranlarý % 6,25 iken Mart 2008’de % 3,25’e indirildi FED (ABD Merkez Bankasý) tarafýndan.Yine kýsa dönemli faiz oranlarý da Aðustos 2007’de % 5,25’ten Mart 2008’in ortasýnda % 2’ye indirildi.Ama Avrupa Merkez Bankasý kýsa dönemli faiz oranlarýnda FED gibi fazla bir indirim yapmadý, % 4’te kaldý.Bunun nedenlerine ileri bölümlerde deðineceðiz.
(3) ABD Merkez Bankasý (FED) Baþkaný Ben Hernanke, belirli bir süre sonra  ABD’de küçük bankalarýn batabileceðini belirtti.


|
_ _