[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 46 (5) }
| Devrimci BültenEkim Devrimi gerçekleştiği andan itibaren aslında potansiyel olarak kendi içerisinde bir çok olumsuzluk barındırıyordu. Emperyalist ekonomi ve onunla bağlantılı olan Rus ekonomisi karşısındaki yanlış ideolojik konumlanma kısa bir süre sonra potansiyel olumsuzlukları gerçek olumsuzluklar haline getirdi. Devrim ile birlikte Rus ekonomisinin felç olması ve bu temelde müttefiklerin kaybedilmesi ve de düşman cephesine geçmesi ile birlikte (bu tam olarak Mart 1918’de gerçekleşti) karşı-devrimin cephe genişliğinin ve derinliğinin daha da gelişmesi, BP’de hemen devrim sonrası başlamış olan bürokratik eğilimin gelişmesini daha da güçlendirdi ve giderek bütün bünyeyi sarmaya başladı. Burada en önemli karakteristik durum, “Savaş Komünizmi”nin başlaması ile partinin ve devletin bürokratikleşmeye başlaması arasındaki direkt bağlantıdır. Bu noktada E. H. Carr, şunları yazarken haklıydı:
“Mart 1918’deki Brest-Litovsk anlaşmasını onaylayan yedinci parti kongresi hayati önem taşıyan siyasi bir mesele hakkında oy çoğunluğu ile karar alınan son kongre oldu. ” (E. H. Carr, Bolşevik Devrimi-I, s. 182, Metis Yayınları)
Mart 1918’den itibaren (ki bu dönemden önce de parti ve devlette bürokratizm ekonominin felç olmasından ve bundan kaynaklanan sosyal huzursuzluğun bastırılması noktasında artan keyfi bürokratik önlemlerden dolayı bayağı gelişmişti) Rus iç politikasındaki köklü politik kaymaların sonucunda (Sol SD’lerin hükümetten ayrılmaları ve gerekli tahılın kırlarda acil tedariki sorunu etrafında ortaya çıkan Savaş Komünizmi politikası sonucunda ) giderek gelişen ve oturan bürokratizm, Mart 1919’a gelindiğinde bütün parti ve devlet içerisinde egemen hale gelmişti ve BP revizyonist bir partiye dönüşmüştü.

Mart 1919’da BP revizyonizmini ilkesel düzeyde ideolojik olarak bazı kararlar alarak da tescil etti. Daha önce yarı-proleterleri kazanmak için 1918’in ilk yarısında ve devrimin hemen ertesinde yayınlanan küçük-burjuva içerikli kararnameler şimdi ilkesel düzeyde kurumsallaşıyordu. Mart 1919’da BP, Komünist Parti’sinin tanımını değiştirdi. Sekizinci Kongre (Mart 1919), Komünist Partisi’nin tanımını şimdi şöyle formüle ediyordu:
Komünist Parti, kendi saflarında sadece proletarya ile yoksul köylülüğün öncü kesimini---bu sınıfların (abç), komünist programı pratikte gerçekleştirmek için bilinçli mücadele eden kesimini---birleştiren örgüttür. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 204)
Bolşevikler, proletarya ile yarı-proletaryanın öncü kesimlerini (üstelik bunların ayrı sınıflar olduğunu “bu sınıflar” diyerek belirtiyorlardı!) ve bunların toplumsal iradelerini aynı parti içerisinde eritmeye çalışırlarken oldukça samimi de davranıyorlardı yani bunu pratikte uyguluyorlardı. Ama bu “birleşme” proletaryanın iradesinin parçalanması olmaksızın imkansızdı.

Pragmatik politikalar ile başlayan (hemen devrimin ertesi günü Sol SD’lerin yanlış Tarım Programı’nın onları hükümette tutmak için kabul edilmesi) ve çaresizlikten dolayı bağımlılığa dönüşen (Sol SD’lerin Mart 1918’den sonra hükümetten ayrılması), yarı-proletaryaya taviz politikaları, sonunda onun tarihsel çıkarları uğruna, proleter partinin iradesinin parçalanmasına götürdü. Bu Ekim 1917’de içine girilen sürecin doruk noktasıydı yani bu yöndeki eğilimin kaçınılmaz sonucuydu. Şayet parti yarı-proleter bir partiye dönüşmemiş olsaydı iktidarda kalamazdı. İktidarını o tarihsel koşullarda koruması ile karakterinin evrim geçirmesi iç içe geçmişti artık.

BP’nin teoride proletarya ve yarı-proletaryanın ortak partisine dönüşümü, aslında pratikte BP’nin yarı-proleter bir partiye dönüşümüdür. Bunun nedeni tarihsel materyalist yasalara göre çok basittir. Çünkü hiçbir zaman tarihsel olarak bir sınıf, başka bir sınıfın yerine, ideolojik, politik ve örgütsel olarak ikame edemez, onun tarihsel görevlerini bir bütün olarak üzerine alamaz. Böyle bir durum buna soyunan sınıfın görevlerini, hedeflerini ve de araçlarını işlevsiz kılmaya götürür. Çünkü her sınıfın verili anda önceliği farklıdır ve bu farklılık sürekli olarak varolan üretim tarzı tarafından üretilir ve sürekli kılınır. BP, maddi toplumsal yapı tarafından üretilen bu tarihsel farkı silmek gibi ütopik ve idealist bir toplumsal pratiğe girişti.

Az yukarıda, BP içerisinde bürokrasinin onun hataları sonucunda karşısındaki düşman cephesinin büyümesi ile karar ve yetkinin küçük bir azınlığın (bürokrat kastın) elinde yoğunlaşmaya başladığını belirttik. İşte özellikle Mart 1918’den itibaren hız kazanan bu süreç aşağı-yukarı bir yıl sonra yani Mart 1919’daki Sekizinci Parti Kongresi’nde üç yeni organın kurulmasıyla özellikle partinin tepe noktasında tamamlandı ve kurumsallaştı: Politik Büro (Politbüro), Örgütlenme Bürosu (Orgbüro) ve Merkez Komite (MK) Sekreterliği.

Oldukça mahsum bir şekilde kurulan bu organlar aslında partinin tepesinden tabana doğru yeni bir bürokratik partinin kalıba dökülmesinden başka bir şey değildi.

Parti içerisindeki bürokratikleşme yani karar ve yetkinin pratikte küçük bir azınlığın eline bırakılması ve biçimsel olarak demokratik süreçlerin işletilmesine benzer bir süreç paralel olarak Sovyetler’de de gelişiyordu. Sovyetler de partinin geçirmekte olduğu evrimi geçiriyorlardı. Bunun sonucunda Sovyet Kongresi’nin ve Tüm Rusya Sovyetler Birliği Merkez Yürütme Komitesi (VTsIK)’nin yetkileri pratikte, Halk Komiserleri Konseyi (Sovnarkom)’nin eline geçti.

Parti ve devlet, toplumsal temellerinin daralması karşısında birbirlerine paralel olarak bürokratikleşirken aynı zamanda da giderek birbirlerine daha çok yaklaşıyor ve karşılıklı kenetleniyordu. Belli bir tarihsel andan itibaren de bu ikisini birbirinden ayırmak neredeyse imkansız hale geldi.

Bürokratik bir şekilde karar ve yetkilerin merkezileştirilmesi, genişleyen düşman cephesi karşısında Sovyet devletine bir direnme kaynağı teşkil ediyordu. Ama bu direnci katılımcılık ve görev bilinci yoluyla değil (çünkü katılımcılık ve görev bilinci demokrasi yoluyla olur) bürokratik zor ile sağlıyordu.

Herşeyi küçük bir azınlığın insiyatifine verme eğilimi zamanla öyle bir düzeye ulaştı ki, giderek saçmalık düzeyine vardı. Giderek proletarya diktatörlüğü parti diktatörlüğü ile eşitlendi, ki zaten 1921 yılından itibaren BP’nin dışındaki partiler yasaklanınca bu gerçekleşti. Hatta Zinovyev daha da ileri giderek, parti diktatörlüğünü (ama aslında ileri sürdüğü pratikte proletarya diktatörlüğüdür) Merkez Komite’nin diktatörlüğüne kadar genişletti:
“Her şeye önderlik eden, güçlü, kudretli tek bir merkez komitesine ihtiyacımız var...Merkez komitesini merkez komitesi yapan şey, hem Sovyetler ve sendikalar için, hem de kooperatifler, il yürütme komiteleri ve bütün işçi sınıfı için aynı merkez komitesi olmasıdır. Onun önderlik rolü bundan ileri gelmektedir;parti diktatörlüğü de kendi ifadesini bunda bulmaktadır. ” (Zinovyev, aktaran E. H. Carr, a.g.e.s. 214-215)
O zamanki önder kadroların hepsi (Lenin dahil) aynı bürokratik hastalığa yakalanmışlardı. Bu bürokratik eğilimin temel nedeni de daha önce de belirttiğimiz gibi Sovyet sisteminin uluslararası emperyalist sistem karşısında ideolojik, politik ve örgütsel olarak yanlış tarihsel konumlandırılmasından kaynaklanıyordu, ki o zamanki Bolşevik önderler bunu bir türlü anlayamıyorlardı ya da göremiyorlardı.

Zinovyev’in az yukarıda aktardığımız bu tehlikeli bürokratik eğilimi (ki yıllar sonra Stalin kliği fazlasıyla gerçekleştirdi ve Zinovyev’in hayatına mal oldu) o zamanki lider kadroların anlayışını ve ruh halini yansıtması açısından ilginçtir. Rejime dıştan baskı BP’nin yaptığı hatalardan dolayı öyle bir düzeye yükselmişti ki, rejimin tepesi çareyi her şeyi bürokratik bir şekilde merkezileştirmekte ve bunu da teorize etmekte görüyordu. Zinovyev bu tür görüşleri savunma cesaretini aslında Lenin’den alıyordu. Lenin, Sol SD’leri iktidarda tutamadıkları zaman ve BP tek parti diktatörlüğünü kurduğu zaman gelen eleştirilere şöyle cevap veriyordu:
“Evet, tek parti diktatörlüğü!Dayanağımız tek parti diktatörlüğüdür ve bu dayanaktan vazgeçemeyiz, çünkü partimiz, bütün fabrika ve sanayi proletaryasının öncülüğünü onlarca yıl içinde fethetmiş bir partidir. ” (Lenin, aktaran E. H. Carr, a.g.e.s. 214)
Parti ve devlet içerisinde bürokrasinin güçlenmesi ve oturmasıyla birlikte demokrasi de giderek sönmeye ve biçimselleşmeye başlayınca, bürokratik iktidar (ki yarı-proletaryanın iktidarına dönüşmüştü) giderek iki cephe arasına sıkıştı. Aslında baştan beri bu iki cephe arasına sıkışmıştı ama yaptığı hatalar ile bu iki cepheyi daha da büyütmüştü ve iktidarda kalması ise bu iki cepheyi sürekli birbirinden ayırmasına ve ikisinin birleşmesini engelleme üzerine oturuyordu.

Cephelerden birisini, emperyalist sistem ve onun Rusya’daki uzantıları ve politik sistemin yasallığı dışında varolan politik yapılar oluşturuyordu ve Mart 1918’den itibaren de bu cephe giderek büyümüştü.

Diğer cepheyi ise parti içerisindeki yasal muhalefet oluşturuyordu ve parti ve de devletin bürokratikleşmesiyle bir çok haklarının ellerinden alınmaları karşısında harekete geçmişlerdi. Çünkü bürokratikleşme, çoğunluğun haklarının gaspedilmesi üzerinde yükseldiği için bu tür örgütlenmelerin bir sivri ucu da parti içerisindeki muhalefete de dokunuyordu. İktidarı ele geçiren bürokratik kast, bürokratik yöntemlerini tek dış düşmana değil ama “iç” düşmana da aynı şekilde uygulamaya çalışıyordu. Mart 1921 yılında yapılan Onuncu Parti Kongresi BP içerisinde bürokratizmin boyutlarını göstermesi açısından ilginçtir. Üstelik bu bürokratizmin ülkenin içerisinde geçtiği zor dönemlerde ne tür biçimler aldığını göstermesi açısından ilginçtir. Parti üyeleri “sıradan haklarını” kullanmak isterlerken ve bu haliyle de bürokrat kastı “rahatsız” ederlerken, 1930’lu yıllarda yaşanacak olan parti içerisindeki kıyımlara götürecek olan politikanın bir tür provası yaşanıyordu. Lenin yanı başında sıradan haklarını kullanmaya çalışan yoldaşlarını “silahla tedavi” etmekten bahsediyordu:
“ ‘İşçi Muhalefeti’nin tüm konuşmalarında bol bol bulunan...konuşma özgürlüğüne, eleştiri özgürlüğüne ilişkin bu sözler, gerçek hiçbir anlamı olmayan, aynı lafları tekrarlayan bütün bu konuşmalarının onda dokuzunu oluşturuyor. Yoldaşlar, sadece kelimelerden değil, kelimelerin içeriğinden de söz etmek gerekir. ’Eleştiri Özgürlüğü’ gibi laflara kanacak değiliz. Partide hastalık belirtileri başladı dendiğinde, bu teşhisin üç kat dikkate değer olduğunu belirttik:Şüphesiz, hastalık mevcuttur. Bize yardım edin de iyileştirelim. Nasıl iyileştirebileceğimizi söyleyin. Vaktimizi tartışmalara harcadık hep;şimdiyse söylemem gerekiyor ki, “silahlarla tartışmak”, muhalefetin tezlerini kullanarak tartışmaktan daha iyidir. (Lenin muhalefetin hatalı görüşlerini ima ederek bunu söylüyor. Ama daha önce de gördüğümüz gibi Lenin ve parti yönetiminin Ekim Devrimi’nden sonra uygulamış oldukları politikaların onda dokuzu yanlıştı ve BP içerisindeki revizyonizmin ya da II. Enternasyonal geleneğinin parti içerisinde tekrar canlanmasını ifade ediyordu. Lenin “bu noktada” muhalefete haksızlık yapıyor---K. E) Yoldaşlar, muhalefete hiç ihtiyacımız yok, şimdi bunun zamanı değil!Hangi yandan olursa olsun, muhalefetle değil, silahla tedavi edeceğiz. ” (Lenin, Aktaran, E. H. Carr, a.g.e.s. 187)
İşin ilginç tarafı bürokratikleşmiş parti önderliğinin, muhalefete karşı uygulamış olduğu anlayış ve metodları, belli bir zaman sonra ama özellikle de muhalif görüşler tamamen bastırıldıktan sonra ve ortadan kalktıktan sonra ve de Sovyet devleti ağır bir politik dönemde geçtiği zaman, birbirlerine karşı da uygulamış olmasıdır. Yani bu metodları kullanan ve uygulayanlar günü geldiğinde bu metodların kurbanı olmuşlardır. Buna en iyi örnek yine bu bürokratik metodların kurbanı olan Lenin’dir. Özellikle de 1922’nin başlarından itibaren, Lenin sonrası döneme hazırlık yapan Stalin ve kliğinin, Kafkasya’daki Büyük Rus Şovenizmi temelindeki politik zorbalıkları ayyuka çıkınca ve Lenin’in bu olaydan sonra “gözleri tam açılınca” ve bu Büyük Rus Şovenizmine karşı mücadele etmeye başlayınca, Stalin ve kliği, Lenin’i adeta “cezaevi”ne kapattılar. Lenin’in üzerinde büyük baskı kurarak, onun parti ile olan bütün politik kanallarını (bu kanallar eşi ve sekreterleriydi), bu kanallar üzerinde ağır baskı kurarak yokettiler. Sekreterleriyle sağlık sorunları bahane edilerek politik ilişki kurması yasaklandı ve N. Krupskaya da farklı bir şekilde özellikle Stalin tarafından baskı altına alındı (Bu noktaya ileride tekrar döneceğiz).

Lenin yine aynı Kongre’de Rusya’da Politbüro’nun onayı olmadan hiçbir politikanın uygulanamayacağını ve bu haliyle “oligarşik” bir yapıya sahip olduklarını da itiraf ediyordu. Çünkü artık saklanacak hiçbir şey kalmamıştı ve olayların ardı arkası kesilmeyen dıştan baskısı (ki kendi hatalarının sonucuydu) kendiliğinden bir süreç olarak herşeyi küçük bir azınlığın elinde yoğunlaştırmaya götürmüştü.

Partinin tepe noktası devrimden sonra, ideolojik yetersizlikten dolayı giderek komünist liderlerden yarı-komünist liderlere ve bu haliyle de bürokratik bir kasta dönüşürken, kaçınılmaz bir şekilde, partinin tabanı ile tavanı arasında da bir çelişkiye ve bu çelişkiden kaynaklanan bir huzursuzluğa, çeşitli muhalefet gruplarının oluşmasına ve bu da ister istemez uygulanmak istenen politikalarda bazı zorluklara neden oluyordu. Çünkü taban zorla dayatılan politikaları uygulamayı kabul etmiyordu ve bazı politikaların daha önce savundukları idealler ile uyuşmadıklarını açıkça görüyorlardı. Bunun sonucunda partinin nitelik yapısında ciddi bozulmalar görüldü ve bazı politikaların uygulanması sırasında bazı üyelerin ciddi bir şekilde ahlaksızlığa sürüklendiği gözlendi. Mart 1919’daki Kongre’de yani “Savaş Komünizmi”nin birinci yılında Merkez Komite üyesi Nogin ve partinin kendisi bu durumu itiraf etti:
“Mart 1919’da, sekizinci kongrede ilk kez tehlike işareti verildi. Merkez Komitesi üyesi Nogin ‘parti çalışanlarından bir çoğunun sarhoşluğuna, sefahat alemlerine daldıklarına, sorumsuzca davrandıklarına dair tüyler ürpertici olaylardan’ söz etti;kongre kararı ise bu durumu, daha az renkli fakat tumturaklı bir dille belirtiyordu:
‘Yeterince komünist olmayan, ya da tamamen asalak unsurlar partiye doluşuyorlar. Rusya Komünist Partisi iktidarda olduğu için, en iyi unsurları olduğu kadar kariyerist unsurları da ister istemez kendine çekmektedir...
Sovyetler’de ve parti örgütlerinde ciddi bir tasfiye gerekmektedir’. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 192)
Partideki temizlik hareketi hiçbir işe yaramadı ve yaramazdı da. Çünkü BP’nin ideolojik ve politik çizgisi artık yanlıştı ve hiçbir örgütsel önlem bu yanlıştan kaynaklanan bürokratik bozulmayı durduramazdı. Tam tersine temizlikler “yeni sürece” ayak uyduramayan kadroların ve üyelerin büyük oranda tasfiyesi ile sonuçlandı ve küçük-burjuva ruh halini (ki partinin kendisi bile bu unsurların partiye aktığını kabul etmiştir) ve kişilik yapısını içinde barındıran, sadece itaat eden “sorun” çıkarmayan, dalkavuk kişiler partinin önemli yerlerine yerleşti/yerleştirildi ki zaten bürokratik kastın istediği de buydu. Lenin’in kendisi parti içerisinde haklarını kullanan üyeleri “silahla tedavi” etmeye kalkışmamış mıydı?O zaman hiç buna gerek kalmayacak “yeni bir üye tipinin” ve bu tip temelinde yeni bir partinin kalıba dökülmesi gerekti. Ve dev mekanizma Mart 1919’dan itibaren harekete geçti ve kendi istediği üye ve kadro tipini tepeden aşağıya doğru adım adım gerçekleştirmeye başladı.

Bürokrasinin örgütlenmeyi tepeden aşağıya doğru gerçekleştirmesi anlamlıdır. Bürokratik önderlik önce yeni örgüt biçimleri ile kendisini garantiye aldı ve buna dayanarak örgütlenmeyi tabana yaydı. Daha önce de belirtildiği gibi, Mart 1919’daki Sekizinci Parti Kongresi’nde partinin tepe noktasında yeni düzenlemelere gidildi ve özellikle de bu yeni düzenlemeler partideki merkeziyetçiliğin güçlendirilmesi yönünde oldu. Ama bu merkeziyetçiliğin güçlendirilmesi, demokrasiyi tabana yayan bir merkeziyetçilik değil, daha sonraki olayların gösterdiği gibi (merkezi bürokrasinin parti içi muhalefete özellikle de Demokratik Merkeziyetçilik ve İşçi Muhalefeti gruplarına davranışında görüldüğü gibi) demokrasinin sınırlarını daraltan, onun içeriğini boşaltan ve pratikte onu işlevsiz kılan bürokratik merkeziyetçilikti.
“Merkezi otoriteyi güçlendirmek gerektiğini kabul eden kongre, görevini hakkıyla yerine getirebilmesi için, bir yandan üyelerinin sayısını 19’a (8 yedek üye dahil) indirerek, öte yandan on beş günde bir toplanmasını şart koşarak, merkez komitesini takviye etti. Fakat aynı zamanda, sözde merkez komitesinin uzantıları olarak tasarlanan, ancak üç dört yıl içinde merkez komitesinin tüm işlevlerini aralarında paylaşıp otoritenin dış görüntüsü hariç (abç) tümünü zapteden üç yeni organ kurma yolunda belirleyici bir adım da attı.
Bu kuruluşlardan ilki, adı ve niteliği bakımından, Ekim Devrimi arifesindeki kriz döneminde yaratılmış olan siyasi büroyu hatırlatan beş kişilik bir Politbüro’ydu. Görevi, “ivedi meselelerde karar almak” ve merkez komitesinin on beş günde bir yaptığı toplantılarda hesap vermekti. Fakat hiç şüphe yok ki, Politbüro’nun şeklen ivedi meselelerde karar almak yetkisiyle sınırlandırılmış olması, tıpkı Sovnarkom’un yetkilerinin RSFSC anayasasınca sınırlandırılması gibi geçerliğini yitirdi;Politbüro devlet aygıtı aracılığıyla uygulanan önemli siyasi kararların alındığı başlıca kuruluş haline geldi kısa zamanda. İkinci yeni kuruluş, haftada üç kez toplanacak ve “partinin örgütlenme çalışmasının tamamını yönetecek” olan yine beş kişilik “Örgütlenme Bürosu” (Orgbüro) idi. Üçüncüsü de, görevleri yeterince belirtilmemiş bir “sorumlu sekreter” ile beş “teknik” yardımcıdan meydana gelen bir “merkez komite sekreterliği”ydi. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 182-183)
Partinin tepe noktasının aşağı-yukarı aynı çizgiyi savunan bürokratik bir önder grubunun elinde yoğunlaşması (buna Lenin de dahildir) ve bu temelde giderek parti tabanına yabancılaşmalarının artması, partinin tavanı ile tabanı arasında farklı şekillenmelerinin ürünü olan ve bu çelişkinin tezahürü ve ifadesi olan muhalefet gruplarının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu muhalefet grupları, partinin aşırı merkezileşmesinden yakınıyorlardı ve bazı haklarının gaspedildiklerini düşünüyorlardı. Rus devriminin gidişatı noktasında ileri sürmüş oldukları görüşler hiç kuşkusuz yanlıştı çünkü onlar da sorunu anlamıyorlardı ama haklarının parti bürokrasisi tarafından giderek ellerinden alınmalarına karşı verdikleri mücadele doğruydu. Parti bürokrasisinin korkusu zaten giderek daralmış olan partinin ve devletin toplumsal temelinin, ortaya çıkan muhalefet gruplarının bir bölünme yaratarak daha da daraltmasıydı. Korkunun en büyüğü ise parti içerisindeki muhalefet gruplarının, partinin dışındaki sisteme karşı düşman partiler ile (özellikle bunlar Sol SD’ler, sağ Menşevik ve sağ SD’lerdi) bir blok oluşturmasıydı (Lenin 1920-21 yıllarında bir kongrede parti içerisindeki muhalefetin parti dışındaki düşman politik eğilimlere “rampa” teşkil ettiğini belirtmiştir), ki korkulan 1921 yılında Kronştad’ta az daha gerçeğe dönüşüyordu. 1921 yılındaki Kronştad ayaklanması, BP’nin eski tabanının küçük-burjuva partiler ile birleşmesinin sonucuydu. Onun için parti bürokrasisi, parti içerisindeki muhalefet hareketinin kontrol dışına çıkmasını önlemek ve onu belirli sınırlar içerisinde tutmak için partiyi tavandan tabana doğru kendi revizyonist-bürokratik ideolojik, politik ve örgütsel çizgisi etrafında tekrar kalıba dökmeye başladı.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Mart 1919’daki parti kongresi, partinin tepe noktasının aşağı-yukarı aynı revizyonist çizgiyi savunan (her ne kadar aralarında bazı anlaşmazlıklar olsa da) önder kadrolarının ortaya çıkmasıyla ya da hareketin yeni tarihsel aşamasında partinin lider kadrolarının yarı-proleter bir revizyonist eğilime dönüşmelerini tescil etmesi açısından bir gösterge sunmaktadır. Mart 1919’dan sonraki süreç ise, partinin gövdesinin bu yarı-proleter çizgi doğrultusunda kalıba dökülmesi ile karakterizedir, ki bu süreç aşağı-yukarı 1922-1923 yılına kadar uzanır. Lenin ölmeden önce BP’nin yarı-proleter revizyonist çizgisi hem partinin tepe noktasında hem de tabanda aşağı-yukarı tamamlanmıştı!

Daha önce de belirttiğimiz gibi Mart 1919 Kongresi’nde partinin tepe noktasında ya da tam merkezinde oluşturulan yeni örgüt biçimleri (Politbüro, Orgbüro ve MK Sekreterliği) gelişen bürokratik merkeziyetçiliğin örgütsel biçimlerini oluşturmakla kalmıyorlardı ama tepeden aşağıya doğru ya da merkezden çevreye doğru yeni çizgiyi biçimlendirmede de manivela işlevi görüyorlardı. Mart 1919’dan sonra partinin ana gövdesi ile ilgili olan örgütsel politikalar, ana gövdenin merkez ile aynı nitelik çizgisine getirilmesinin ya da ana gövdenin merkezin yeni niteliği temelinde tekrar kalıba dökülmesinden başka bir şey değildi. Elbette rejim düşmanlarıyla mücadele halinde ve aynı anda olan bir süreçti bu.

İşte tam da bu noktadan itibaren daha önce parti içerisinde hiç göze batmayan bazı kurumlar giderek daha fazla göze batan ve öne çıkan kurumlar haline gelmeye başladılar. Partinin kalıba dökülmesinin daha iyi anlaşılması, bu işlemde büyük rol oynayan organların işleyişlerinde açıkça görülmektedir.

Parti merkezinin, partinin ana gövdesine yeni çizgi temelinde müdahale araç ve biçimlerine geçmeden önce, MK’nın bürokratik yapısıyla ilgili olarak bir kaç noktaya değinmek belki yararlı olacaktır.

MK’nın bürokratikleşmesinin en nemli göstergelerinden bir tanesi daha sonra Sovyet Kongresi’nin başına gelecek olan “toplanamama” sorunuydu. Mart 1919’daki kongreden sonra onbeş günde bir toplanması gereken MK toplantıları zamanında yapılamaz oldu:
“1919’daki sekizinci kongrede alınan karar gereğince merkez komitesinin on beş günde bir yapması gereken toplantılar yapılmaz oldu. Onuncu kongre merkez komitesinin sadece iki ayda bir toplanmasına karar verdi. Böylece merkez komitesi üye sayısını 25’e çıkarmak kolaylaşıyordu. Komite toplantılarına katılmalarına izin verilen fakat oy hakkı olmayan “yedek” üyelerin sayısı belirtilmemişti. 15 yedek üye seçildi. Bu değişiklikler hiçbir yeni gelişmeyi ifade etmiyordu; merkez komitenin zamanla partinin başlıca etkin organı olmaktan çıkıp büyük bir “parti şefleri kurulu” haline gelmesi yolunda atılmış adımlardı bunlar. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 190-191)
1919’dan itibaren Stalin’in ve ona bağlı olan kliğin parti içerisinde giderek yükselişi ilginçtir. Stalin MK içerisinde üç organda (politbüro, Orgbüro ve MK sekreterliği) görev alan tek kişiydi ve bu açıdan MK’nın kilit adamıydı. Bütün bu görevlerinin yanı sıra devrimden hemen sonra Milliyetler Komiserliği’ne getirilmişti ve bu tarihten itibaren aynı zamanda Sovnarkom üyesiydi. Ama anlaşılan bu görevler ona “yetmediği” için Nisan 1919 yılında bir de Devlet Denetleme Halk Komiserliği görevi verildi.

Bütün sevk ve idareyi, küçük bir azınlığın elinde merkezileştirme eğilimi kendisini partinin ve devletin bütün katlarında açıkça gösteriyordu artık.

Parti ve devletin üst tabakası bürokratik bir kasta dönüşmüştü (daha önce belirttiğimiz gibi buna Lenin de dahildi) ama bir de bunların arasında bir iktidar mücadelesi başlamıştı. Bu bürokratik kastın kendi içerisindeki iktidar mücadelesini Stalin kazandı. Bu başka bir klik de olabilirdi ama bu Rusya’nın içerisine girmiş olduğu tarihsel yörüngeyi değiştirmezdi. İktidarın dümenini elinde bulunduranlar, Rusya’nın toplumsal güçlerinin tarihsel baskısı altında yine aynı yola girerlerdi. Bu açıdan bakıldığı zaman parti ve devletin tepesindeki iktidar mücadelesinin aynı nitelik içerisindeki farklı eğilimlerin bir çatışması olduğu ortaya çıkar.

Stalin kliği bir yandan MK içerisinde güç olmaya çalışıyordu bir yandan da dikey olarak partinin ana gövdesi içerisine nüfuz edecek kanalları yaratmaya çalışıyordu. MK içerisindeki üç organ içerisinde etkin olan klik giderek MK’nın bileşenini kendi lehine çevirmeyi başardı. Bunun en büyük nedeni partinin ana gövdesine açılan kanalları (birazdan değineceğimiz gibi) ellerine geçirmiş olmasından kaynaklanıyordu.

Özellikle de parti içerisinde Lenin’in sağlık sorunlarından kaynaklanan politik faaliyetinin profilinin düşmesi, MK’yı iki liderin yani Stalin ve Troçki’nin “paylaşım alanına” dönüştürüyordu. İlk başlarda Lenin bu iki lider arasında denge unsuruydu ve her ikisi de Lenin’i hesaba katarak hareket ediyordu. Ama belli bir noktadan sonra olaylar Lenin’i de aştı ve MK’yı ele geçirme kavgası, partinin gövdesindeki ideolojik, politik ve örgütsel “kristalleşme” ile birlikte daha da kızıştı. Daha sonra bu bölümün sonunda da göreceğimiz gibi Lenin, Stalin ve kliğinin, parti ve devlet içerisinde gelişen bürokratizmin temsilcisi olduğuna kanaat getirdikten sonra (hemen belirtelim ki Lenin’in bu anlayışı yanlıştı çünkü parti ve devletteki bürokratizmin nedeni önderlik etmiş olduğu kendi politikalarının sonucuydu, bu politikalar Stalin ve kliğinde sadece gerçek temsilcilerini buldular), hasta yatağında bu kliğe karşı mücadele etmek için, Troçki ve Stalin arasındaki tarafsızlığa son vererek Troçki’ye yanaştı. Amacı partinin merkezinde Troçki’yi “kendi eli ve ayağı”na dönüştürmek ve Stalin kliğinin partinin ve devletin tepesinde indirilmesini sağlamaktı. Ama daha sonra da göreceğimiz gibi, Lenin yanılıyordu ve hasta yatağında bu mücadeleyi kazanamazdı. Kendisi hasta olmasaydı ve Stalin kliğini yenmiş olsaydı şayet o ideolojik ve politik görüşleriyle işin özü değişmezdi.

Stalin’in MK sekreterliğine gelmesinden hemen sonra MK sekreterliğinin üyesi olan ve sendikalar ile ilgili tartışmada Troçki’yi destekleyen ve ona yakın duran üç sekreterin (Krestinski, Preobrajenski ve Serebriyakov) görevine son verildi ve yerlerine Stalin’e yakın duran Molotov, Yaroslavski ve Mihailov seçildi. Bu MK içerisinde Troçki’nin etkisine vurulan ilk büyük darbeydi.

MK sekreterliğinin parti içerisinde etkinliğinin artması, sekreterliğinin personel sayısının Stalin’in göreve gelmesinden hemen sonra acayip büyümesinde kendisini gösteriyordu:
“Bu arada parti mekanizması içinde sekreterliğin öneminin artması, personel sayısındaki sürekli artışta yansıyordu. Sekreterlik Mayıs 1919’da otuz kişi ile faaliyete geçmişti. Dokuzuncu parti kongresinde, Mart 1920’de, 150 görevli vardı, bu rakam bir yıl sonra yapılan onuncu kongrenin arifesinde muhafız ve kurye olarak kullanılan 140 kişilik bir askeri birlik hariç, 602’ye yükselmişti. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 191-192)
MK içerisinde basit bir sekreterlik olan MK sekreterliği, Stalin’in bu organın başına geçmesiyle giderek MK çalışmalarının ağırlık merkezi haline gelmeye başladı. Politbüro ve Orgbüro’ya hizmet etmeye yarayan araç, giderek onların etkinliğini pratikte kendisine bağladı. Politbüro ve Orgbüro’nun işleri giderek MK sekreterliği içerisinde belirlenir oldu. MK içerisinde yaşanan bu bürokratik evrimin benzerleri, Parti ve Sovyet Kongreleri’nin pratikte MK’ya ve Sovnarkom’a boyun eğişinde de yaşandı. Her tarafta farklı biçimler içerisinde aynı bürokratik eğilim yaşanıyordu.

MK sekreterliği parti içerisinde öyle stratejik bir konumdaydı ki hem MK içerisine hem de partinin gövdesi içerisine yayılan araçlara sahipti. MK’yı kendi lehine değiştirmeye çalışan klik partinin ana gövdesini de bu yönde etkileyecek araç ve kanalları da elinde bulunduruyordu. Bu araçlardan en önemlisi MK Sekreterliği’ne bağlı olan “Sayım ve Dağıtım Seksiyonu” (Uchraspred) denilen ve partinin gövdesi içerisinde atama ve nakiller ile ilgilenen daireydi. Bu daire partinin ana gövdesi içerisinde Stalin kiliğinin partinin kilit yerlerine yerleşmesinde çok önemli bir araç oldu. Faaliyetinin çapı bunu açıkça göstermektedir:
“Onikinci parti kongresinde Stalin’in örgütlenme hakkındaki raporu, dikkatleri, bir başka kurumun artan önemi üzerine çekti. Onun safça fakat manidar bir tarzda belirttiği gibi, “iyi bir siyasi çizgi”, bir muharebenin sadece yarısını oluşturuyordu. Direktifleri yerine getirebilecek yetenekte işçileri seçmek de bir zorunluluktu. 1920’den beri, partinin üç sekreterinden biri, “sayım ve dağıtım seksiyonu” (Uchraspred) denilen ve parti üyelerinin sayımı ve dağıtımı---“parti üyelerinin seferber edilmesi, nakilleri ve atanmaları”---ile ilgilenen bölümün sorumlusuydu. İç savaşın sona ermesi ve terhis işleminin başlamasıyla birlikte Uchraspred’in yetkileri arttı;Mart 1921’de onuncu parti kongresine sunduğu rapor, on iki aydan az bir zaman içinde 42. 000 parti üyesinin nakil ve atanmasından sorumlu olduğunu gösterdi. (abç) Ucraspred o dönemde, il ve bölge komitelerinin yapması gereken bireysel atama işlemlerinden çok, “kitle seferberliği” ile uğraşıyordu. Fakat idari aygıt büyüdüğü ve milli ekonominin yönetilmesi onun başlıca işlevlerinden biri haline geldiği için, tek tek atamalar daha çok önem kazandı ve Stalin’in de belirttiği gibi, “her işçiyi iyice tanımak” gerekli oldu. Bu maksatla, merkez komitesi, onikinci kongreden bir kaç gün önce, “başlıca işletmelerimizin yönetici organlarını komünistlerle donatmak imkanını partiye sağlamak ve böylece, devlet aygıtı üzerinde parti önderliğini mümkün kılmak için Uchraspred’i genişletmeye karar verdi” (Çeviride açılan tırnak işareti kapatılmamış ve bu sözlerin kime ait olduğu belirtilmemiş ama paragraftan bunun MK’nın bir bildirisine ait olduğu ortaya çıkmaktadır---K. E) Bu suretle Ucraspred, devletin siyasi ya da ekonomik organları üzerinde parti tarafından gerçekleştirilen denetimin gözle görülmeyen fakat güçlü bir merkezi haline geldi. Ayrıca genel sekreter tarafından yönetildiği için, hem parti içinde hem de devlet içinde Stalin’in otoritesinin kurulmasında elverişli bir vasıta olduğu ortaya çıktı. Stalin’in onikinci kongredeki yorumları, mekanizmanın hangi manivelarla yürütüldüğü hakkında dış dünyaya verilen birkaç ender ipucundan biriydi. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 212-213)

Partinin evrimine benzer bir evrimi Sovyet devleti de geçiriyordu. Nasıl partinin MK’sı parti kongresini pratikte kendisine bağlamış ve kongrenin bileşeni, yapısı ve işleyişini önceden kendi bürokratik yapısına uygun olarak belirleme imkanına (elbette ki partinin gövdesinde gerçekleştirmiş olduğu “cerrahi operasyonlar” sonucunda) kavuşmuş ise aynı şekilde Sovyet Kongresi’nin içeriği de bürokratik Sovnarkom (ki partinin bürokratik MK’sının denetimi altındaydı) tarafından belirlenir hale gelmişti.

Bürokratikleşen Sovnarkom’un yaptığı başlıca işlerden bir tanesi, kendisini Tüm-Rusya Sovyet Yürütme Komitesi (VTsIK)’nin ve Sovyet Kongresi’nin denetiminden ve kontrolünden kurtaracak önlemleri almak oldu. Artık Kongre ve VTsIK “ayakbağı” ve “yük” olarak görünmeye ve gereksiz zaman kaybına neden olan organlar olarak görülmeye başlanmıştı. Zaten zamanla da bu organların içeriği bürokratik kastın çıkarları doğrultusunda yeniden reorganize edildi. Bu andan itibaren de Sovnarkom’un çalışmalarını sadece tasdik eden organlara dönüştüler. Aşağıdaki şu satırlar Sovyet devletinin bürokratikleşmesinin partinin bürokratikleşmesine ne kadar benzediğini göstermesi açısından ilginçtir:
“1918 anayasasının, “son derece ivedi tedbirlerin sadece Sovnarkom tarafından yürürlüğe konabileceğini” şart koşan maddesi, Sovnarkom’un, VTsIK’nın tedirgin edici denetiminden sıyrılmasına yarayan kurtarıcı bir madde oldu--- zaten istenilen de şüphesiz buydu. (...)
(...) Sovnarkom RSFSC’nin asıl yöneticisi konumuna geçmişti. Sadece yürütme erkine tamamen hakim olmakla kalmıyor, aynı zamanda yasama erkini, kararnameler çıkararak, sınırsız uyguluyordu ve VTsIK’ya ya da sözde en yüce organ olan Tüm Rusya Sovyetler Kongresi’ne sadece şeklen hesap vermekle yükümlüydü. (...)(abç)
Merkezi Sovyet iktidarının yoğunlaşmasına parti meselelerinde bir benzeri olan ikinci bir süreç eşlik etti: Otorite, yerel organların zararına merkezde yoğunlaştı (abç). RSFSC anayasası hazırlanmaya başlandığında bu gelişme de çoktan ileri bir aşamaya ulaşmıştı. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 201-202)
Nasıl bürokratikleşen MK partinin gövdesini yeni çizgiye uygun olarak biçimlendiren araçları ele geçirerek dönüştürdüyse, Sovyet devletinin tepesinde Sovnarkom da devletin gövdesini aynı şekilde dönüştüren araçları kullandı. Daha önce de belirttiğimiz gibi Nisan 1919’da, Stalin, MK’daki görevlerinin ve Milliyetler Halk Komiserliği görevinin yanında Devlet Denetleme Halk Komiserliği (4)’nin de başına getirildi. Bu komiserliğin kuruluşu, parti ve devletin bürokratikleştiğinin kabülü anlamına geliyordu ve sözde buna çare olarak düşünülmüştü. Ama bu kurumun başına Stalin’in geçirilmesi (Başkası da geçse işin özü değişmezdi) kuzunun kurda teslim edilmesinden başka bir şey değildi. Bürokratlaşanlar ve bundan sorumlu olanlar, bürokratizmi sözde denetleme görevini de üstlendiler!Bütün bunlar komediden başka bir şey değildi!
Burjuva demokrasisinde bu kadar görevi üstlenen birine komünistler küfürler yağdırırlardı/yağdırıyorlar ama Rusya’da kimse buna ses çıkarmıyordu. Sadece Preobrajenski bu anormalliği dile getirdi ama pek onu dinleyen olmadı.

Bürokratizme çare olarak kurulan Rabkrin’in kendisinin boğazına kadar bürokratizme battığı ve bir çok ayak oyununun ve entrikaların merkezi haline geldiği çok kısa bir zaman sonra ortaya çıktı ve partinin bürokratik önder kadroları arasında Rabkrin sorunu mini bir krize neden oldu:
“Rabkrin fırtınalı bir seyir takip etti. “Rabkrin’in sorumlu işçilerinin Tüm Rusya Konferansı” Ekim 1920’de Moskova’da düzenlendi. Bir konuşma yapan Stalin, Rabkrin’in “bazı dar kafalı devlet memurlarını ve hatta onların söylediklerine kulak veren bazı komünistleri öfkelendirdiğini” söyledi. Güçlüklerden biri, bu yeni komiserliğe uygun personel bulmaktı. Rabkrin’i, bürokrasiyle mücadelede önemli bir unsur olarak gören Lenin bile, “en iyi işçiler cepheye gittikleri” için “Rabkrin’in daha çok bir özlemden ibaret olduğunu” kabul ediyordu. 1921’in sonlarında yakıt darlığı konusunda Rabkrin’in hazırladığı bir rapor, Lenin’in sansürüne uğradı;Stalin, kendi memurunu iyi savunan bir daire şefi gibi cevap verdi. Parti çevrelerinin çoğunda Rabkrin’e artan bir şüpheyle bakılıyordu. Mart 1922’de onbirinci parti kongresinde Lenin, Preobrajenski’nin hücumlarına karşı Stalin’i savundu;fakat bir kaç hafta sonra, Rabkrin’i Sovnarkom ile Çalışma ve Savunma Konseyleri tarafından yayımlanan kararnamelerin uygulanmasını denetlemek için yeni bir sistemin kolu haline getirmeyi önerince, Troçki, “Rabkrin’de çalışanların, esas itibariyle, başka alanlarda başarı gösteremeyen işçiler olduklarını” belirterek ve “Rabkrin’e bağlı organlarda entrikanın yaygın hale gelmesinden ve herkesin diline düşmesinden” yakınarak ona şiddetle hücum etti. Lenin soğukkanlılıkla cevap vererek, Rabkrin’i lağvetmenin değil, ıslah etmenin söz konusu olduğunu belirtti. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 211)
Ama Rabkrin tek entrikaların ve ayak oyunlarının döndüğü bir kurum değildi. Bu değerlendirme onun başka işlevlerinin yanında çok masum kalır. Isaac Deutscher’in başka bir tespiti yine var ki, bürokratik yapının bastırma biçim ve metodlarına baktığımız zaman doğruluk payının büyük olduğu görülmektedir:
“Deutscher’in belirtmiş olduğu gibi, Stalin, Rabkrin’i, hükümet içinde kendine bağlı özel polis kuvvetine dönüştürdü. Bu kurumun başı olarak, tüm devlet aygıtını, onun işleyişini ve personelini herhangi bir komiserlikten daha yakından kontrol eder duruma geldi. ” (Tony Cliff, LENİN, cilt-4, s. 251, Z Yayınları)
Yine Rabkrin bürokratizmin boyutlarının anlaşılması noktasında ilginç bir gösterge de sunmaktadır. Lenin biraz geç uyanarak, Rabkrin’in de Stalin kliğinin elinde giderek bürokratlaştığını görünce bu kurumu ıslah etmek için yeni çareler aramaya başladı. 1922’nin sonlarında hasta yatağında, parti ve Rabkrin içerisindeki bürokratlaşmayı azaltacak ya da durduracak bir plan hazırladı. Ama bu bölümün sonunda da göreceğimiz gibi, Lenin’in hazırlamış olduğu plan, aslında yaşamının son dönemlerinde Stalin’e ve kliğine karşı vermiş olduğu dolaylı iktidar mücadelesinden başka bir şey değildi.

Lenin’in hasta yatağında hazırladığı ve Nisan 1923 yılında XII. Kongre’nin pratiğe geçirmiş olduğu plan, bu sefer de başka bir noktayı su yüzüne çıkardı: Parti Kongresi’nin kendisi de tamamen bürokratlaşmıştı. Kongre partinin gövdesini yansıttığından, bundan partinin bürokratlaşmasının artık tamamlandığı ortaya çıkıyordu.

Lenin parti ve Rabkrin’i ıslah etmek için, işçi kökenli bir çok üyenin MK’ya alınmasını öneriyordu ve yine kongrenin MK ile aynı haklara sahip olan ama ondan bağımsız olan ve partiyi ve Rabkrin’i yakından denetleyen Merkez Kontrol Komisyonu (MKK)’nun da genişletilmesini öneriyordu:

“Pekçok işçinin Merkez Komitesi bünyesine alınması, pekçok sağlıklı olduğu söylenemeyecek olan idari aygıtımızın iyileştirilmesine yardımcı olacaktır...MK üyesi durumuna gelecek birkaç düzine işçinin, devlet aygıtımızın kontrolü, iyileştirilmesi, yeniden şekillendirilmesi işini diğer herkesten daha iyi yapacağı kanısındayım...
“MK’nın işçi sınıfından gelen üyeleri, sovyet organları içinde son beş yıllık sürede konumlarını yükseltmiş olan işçilerden daha düşük durumda olan işçi katmanlarından gelmelidir; bunlar, tabandaki işçi ve köylülere yakın olan insanlar olmalıdır...MK ve Politik Büro’nun tüm oturumlarına katılacak bu tür işçileri, sovyet sisteminin sadık yandaşları olan bir çalışanlar grubu yaratacağına, ilkin MK’nın kendisine bir istikrar kazandıracaklarına, ikinci olarak, devlet aygıtının yenilenmesi ve iyileştirilmesi işinde etkin bir işlev göreceklerine inanıyorum. ”
(...)
“Kongre’nin Merkez Kontrol Komisyonu’na 75 ile 100 arasında yeni üye seçmesini öneriyorum. Bunlar işçi ve köylüler olmalılar ve Merkez Komitesi’nin diğer üyeleriyle aynı haklara sahip olacakları için, diğer üyeler gibi partinin kontrol işlevini üstlenmelidirler. ” (Lenin, akratan Tony Cliff, a.g.e.s. 253-254)
Lenin’in önermiş olduğu önlemler bürokrasiye karşı panzehir olamazdı. Çünkü Lenin parti ve devletteki bürokratlaşmanın nedenini ve temellerini anlamıyordu. Bu bürokratizmin kökenlerinin BP’nin yanlış ekonomi politikalarının neden olduğu diğer politikaların bir sonucu olduğunu bir türlü göremiyordu. Onun için ileri sürmüş olduğu önlemler yani işçi sınıfı içerisinden gelen işçilerden medet umması onu bir zamanlar mücadele vermiş olduğu “İşçi Sınıfının Kendiliğindenci Mücadelesinden” medet ummaya götürüyordu. Nasıl bir zamanlar Rusya’da, partinin inşaası sorununda Ekonomistler, ideolojik yetersizlikten dolayı, komünist hareketi Çarlık devleti ve kapitalist sistem karşısında politik ve örgütsel olarak yanlış konumlandırıyor ve bundan dolayı işçi sınıfının kendiliğinden eğilimine kapılıyorduysalar, şimdi de, iktidar döneminde, proletarya diktatörlüğünün uluslararası emperyalist sistem karşısında ideolojik yetersizlikten dolayı yanlış konumlandırılmasından dolayı, doğru politik ve örgütsel görevlerin tespit edilememesi, Lenin ve BP’yi işçi sınıfının kendiliğinden eğilimlerine bel bağlamaya götürüyordu. Bunun da bir tür oportünizm olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Bürokratizm tek örgütsel önlemler alınarak önlenemez ve durdurulamazdı. Çünkü sorunun kaynağı gördüğümüz gibi tek örgütlenmeden kaynaklanmıyordu.

XII. Parti Kongresi, Lenin’in önerilerini pratiğe geçirdi ama bırakınız bürokrasinin durdurulmasını, onun daha da pekiştirilmesini sağladı. Üstelik MKK’nun başına Stalin en sadık adamlarından birisi olan Ordjonikidze’yi geçirdi.

Bürokratizmi denetleyen kurumun kendisi bu duruma düştükten sonra diğer kurumların ne halde olduğunu “Allah bilir” artık.

Sovyet devletinin bürokratikleşmesindeki boyutu gösteren en önemli örneklerden birisi de Sovyet adli yapısının örgütlenmesinde ama özellikle de savcıların atanmasında görülmektedir. Adalet Halk Komiseri Krilenko, ülkedeki bütün savcıların başsavcı tarafından atanmasını ve görev bölgelerindeki yürütme komitelerinin by pass edilmesini öneriyordu. Nasıl MK ve HKK, pratikte, parti ve Sovyet kongrelerinin denetiminden sürekli kurtulmaya çalışıyorlarsa aynı eğilim başka kurumlar içerisinde farklı biçimlerde yaşanıyordu. Adli yapının örgütlenmesinde de aynı bürokratik eğilim kendisini gösteriyordu:
“Mayıs 1922’de Adalet Halk Komiseri Krilenko, bütün ülkedeki savcıların başsavcı tarafından atanmalarını ve görev bölgelerindeki yürütme komitelerinden çok, başsavcıya karşı sorumlu olmalarını öngören bir kararname hazırladı. Hem başsavcıya hem yerel yürütme komitelerine karşı sorumlu olmak gibi “ikili bir bağımlılık” talep edildiği için bu öneri 13 Mayıs 1922’de VTsIK’da şiddetli eleştirilere hedef oldu. Bolşeviklerden bazıları bu görüşe katılıyorlardı;Lenin ise, RSFSC’nin her yerinde “bir tek meşruiyet olması gerektiğinden”, adli çalışmaların merkezi otorite tarafından atanmaları ve denetlenmeleri görüşünün reddedilemeyeceğini savunan bir muhtıra vererek Krilenko’nun imdadına yetişti. Böylece, hizaya gelen VTsIK, RSFSC’nin ilk ceza yasasının kabulü vesilesiyle 26 Mayıs 1922’de bu öneriyi kabul etti, iktidarın şekli yoğunlaşması yolunda bir adım daha atılmış oldu. ” (E. H. Carr, a.g.e.s. 204)
Sürekli bir şekilde idareyi küçük bir azınlığın eline verme ve organları sadece bu azınlığın kararlarını uygulayacak pasif bir dişli gibi görme hastalığı burada da görülüyor. Adli yapının bu bürokratik örgütlenmesi, genel olarak Sovyet devletinin bürokratik örgütlenmesinin hem sonucudur hem de onun bir göstergesidir. Her tarafta görülen yerel komitelerin zararına ve merkezin bürokratik yararına olan süreç adli yapıda da kendisini gösteriyordu. Bürokratik iktidar adli yapının bu bürokratik örgütlenmesini her ne kadar Lenin’in ağzında Rusya’nın her tarafında tek bir meşruiyetin olması gerektiğini ileri sürerek belirtiyorduysa da aslında bunu daha yetkin, hızlı ve etkili bir bastırma mekanizması yaratmak için istiyordu. Devletin karşısındaki cephenin büyümesi ve devletin toplumsal temelinin daralması, onu, hukukun örgütlenmesinde de bürokratik yöntemlere itiyordu. İşin aslı buydu.

Bu bürokratik eğilim, parti ve devlet içerisinde gelişirken ve güçlenirken, bunun başka politik alanlara yansımaması tuhaf olurdu. Çok kısa bir zaman sonra partinin bu bürokratik ve revizyonist çizgisi, ulusal sorunda da kendisini ortaya koydu ve RKP’nin bu noktadaki çizgisi pratikte sosyal-şoven bir biçime büründü (5).

Rus Komünist Partisi (RKP) içerisindeki Rus sosyal-şovenizminin kökenleri, Rus içsavaşı döneminde ama özellikle de “Savaş Komünizmi” döneminde yapılan hatalar ile sıkı bağlantı halindedir.

(devam edecek)


(4) Bu komiserlik 7 Şubat 1921’de « İşçi Köylü Denetleme Halk Komiserliği » (Rabkrin ya da RKİ)’ne dönüştü.
(5) Bu noktaya kısaca değinip geçeceğim ve sadece sorunun mantıksal yanına dikkat çekerek vede bazı somut tarihsel örnekler içerisinde,Rus sosyal-şovenizminin kaynağının Ekim Devrimi’nin yanlış ekonomi politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığını ortaya koymaya çalışacağım.Rus sosyal-şovenizmi ile yanlış ekonomi politikalar arasında çok yakın bir ilişki sözkonusudur.




DEVRİMCİ BÜLTEN’DEN OKURLARA

Dünya ve Türkiye komünist hareketi, tarihsel olarak, çok ağır diyebileceğimiz bir kriz içerisinde bulunmaktadır. Bu kriz ilk bakışta, bir politik ve örgütsel kriz olarak görünmektedir. Bunun da en açık göstergesi iktidar mücadelesinde kitlesel anlamda politik bir güç olamamadır.

Ama bu politik ve örgütsel kriz, aslında bir ideolojik krizin sonucu ve uzantısıdır. Yani hareketin nesnel evrensel süreçlerini (uluslararası kapitalist sistemin analizi, komünizm teorisi, devrimin karakteri sorunu, strateji ve taktik sorunu, proletarya diktatörlüğü sorunu, politika ve örgüt teorisi vs. ) doğru bir mantık aracılığı ile çözümleyememektir.

Ama bu ideolojik kriz de eğer daha yakından bakılırsa, hareketin felsefi krizine, daha doğrusu Marksist felsefe noktasındaki yetersizliklere bağlıdır. Yani diyalektik mantığın doğru ele alınamamasına ve kavranılamamasına bağlıdır. Uzun zamandan beri Marksist diyalektik çok basit kavramlara indirgenmiş ve Marx’ın dönemindeki ama özellikle de Kapital’in içeriğinde sergilenen örgüsünden tamamen kopartılarak, olması gereken biçimin dışında ve de idealist olarak yanlış bir şekilde kurgulanmıştır. Geçerken belirtelim ki, Lenin dahi, Kapital’in içeriğinde sergilenen gerçek Marksist diyalektiğe büyük bir çaba sarfetmesine karşın ulaşmada yetersiz kalmıştır.
Dünya ve Türkiye komünist hareketinin bu çok ağır krizden çıkabilmesi, ancak ve ancak, bir tek evrensel bağımlılık prensibine tabi olan, felsefi, ideolojik, politik ve örgütsel süreçlerin: 1- En genelden en özele, mantıksal olarak doğru bir biçimde dizilmeleri yani bir tek zincirin farklı halkaları olarak doğru bir biçimde dizilmeleri; 2-En genelden en özele doğru dizilen bu halkaların her birinin temel sorunlarının göstermelik değil, doğru ve layıkıyla çözülmeleri gerekir ve de bu temelde bütün halkaların mantıksal olarak tek bir nitelik yaratacak bir biçimde birbirine bağlanmaları gerekir. Bu onyıllarca süren devasa boyutlardaki teorik çalışmaların bir sentezi olarak ancak ortaya çıkabilir.

Zaten Marksizmin kendisinin doğuşu ve toplumsal bir hareket biçimine kavuşması da en genelin sorunlarının çözümünden başlayan ve en özele doğru giden bir süreci izleyen ve de bu temelde yeni bir niteliğin oluşmasına neden olan bir sürecin sonucudur.

Komünist hareketin en genel sorunlarında yapılacak hatalar ya da eksiklikler, onun içerisinde kapsanan özel süreçlerin yanlış kurulmasına neden olacaklardır. Böylece halkaların birinde yapılan yanlışlık, biri diğerini etkileyerek, bütün halkaların birbirine yanlış bağlanmasına götürecek ve bu durum tek sosyal hedeflerden uzaklaşmaya değil araçların kendisinden uzaklaşılmasına da neden olacaktır.

Hareketin en genelden en özele doğru giden halkaları şunlardır: 1-Felsefe, 2-İdeoloji, 3-Politika, 4- Örgüt.

Marksizmin doğuşunda da görüldüğü gibi, ancak felsefedeki bir tarihsel birikim ve bu birikimin neden olduğu nitel sıçrayış yani diyalektik materyalizmin ortaya çıkması, burjuva toplumun ekonomik hareket yasalarının doğru anlaşılmasına ve bu temelde üstyapıda ortaya çıkan ideolojik ve politik şekillenmelerin doğru ele alınışına götürmüş ve de bu temelde doğru araçların yaratılmasına neden olmuştur.

Bundan çıkan en önemli sonuç, hiçbir zaman örgüt ve politika sorunlarından başlayarak, komünist hareketin doğru bir toplumsal ve tarihsel temele oturtulamayacağıdır. Demek ki ilk etapta sorunun çözümünü geniş kitlelerden arama hastalığından kurtulmak gerekir.

Sorun ilk etapta felsefi ve ideolojik bir temelde ortaya çıktığı için, sorunun çözümü bu sorunların gerçek muhatabı olan, komünist aydınlarda ya da hareketin lider kadrolarında aranmalıdır. Ancak bu lider kadroların içsel yani düşünsel yoğunlaşmalarıdır ki, hareketin politik ve örgütsel süreçlerini koşullandıran ilkeler bütünlüğünü ( o da ancak layıkıyla yapıldığı zaman) sağlayabilir.

Ama tam da bu noktada, Türkiye devrimci ve komünist hareketinin lider kadrolarını felsefi ve ideolojik sorunlarda etkisi altına almış olan korku hastalığı denebilir ki hareketi tek kelime ile çürütmüştür. Revizyonizme düşme korkusu, komünist hareketin tarihine eleştirel yaklaşma ve Marksizmi evrensel olarak daha da geliştirme anlayışının bir kenara bırakılmasına neden olmuştur. Halbuki Marksizmin devrimciliği onun tepeden tırnağa kadar her şeyi eleştirinin odağına oturtmasında oluşur.

Sorun tam da şuradadır ki ya Marksizm evrensel olarak daha da geliştirilecek ve bu temelde pratik politik hattın genel çerçevesi daha doğru kurulacak ve de bu temelde komünist hareket niteliğini kaybetmeden, kontrollü bir şekilde geniş kitlelere açılacak ve iktidar mücadelesine kilitlenecektir. Ya da eğer bu dönüşüm gerçekleşmezse hareketin şu andaki lider kadroları tasfiye olacaklardır ve yeni bir kuşağın işe el atması gerekecektir.

Ama bu yenilenmenin olabilmesi için, lider kadroların kendilerini özgür hissetmeleri ve bu özgürlük temelinde her şeye (Marksizmin kurucuları, Lenin dahil) eleştirel yaklaşmaları gerekir. Teorik yaratıcılık ancak bu manevi özgürlük temelinde gelişebilir. Bu manevi özgürlüğün olmadığı yerde teorik yaratıcılık ve dönüşüm tek kelimeyle hayaldir.

DEVRİMCİ BÜLTEN
|
_ _