Devrimci Bülten Sayı 71 (2)
komunist - 01 November 2018

"İMRALI NOTLARI" VE BARIŞ SÜRECİ-III (I)

(PKK'nin Kandil Önderliği'nin Hatalarının Eleştirisi)

                                                                                                    K.Erdem

VII-Demokratik Cumhuriyet mi? "Statü" mü?

Kandil nasıl genel stratejik öncelik tespitinde bir hata yaptıysa, stratejik önceliğin özel yapısında da yani bir devletin sınırları içinde de doğru öncelikleri ve buna uygun taktik yapıyı kurmada hata yapmıştır. Bu temelde Başkan'ın uygulamak istediği bütünlüklü politika, Demokratik Özerklik politikasıyla parçalanmıştır.



Yazının Tümü:

"İMRALI NOTLARI" VE BARIŞ SÜRECİ-III (I)

(PKK'nin Kandil Önderliği'nin Hatalarının Eleştirisi)

                                                                                                    K.Erdem

VII-Demokratik Cumhuriyet mi? "Statü" mü?

Kandil nasıl genel stratejik öncelik tespitinde bir hata yaptıysa, stratejik önceliğin özel yapısında da yani bir devletin sınırları içinde de doğru öncelikleri ve buna uygun taktik yapıyı kurmada hata yapmıştır. Bu temelde Başkan'ın uygulamak istediği bütünlüklü politika, Demokratik Özerklik politikasıyla parçalanmıştır.


Kandil Barış Süreci başladığı zaman, Başkan'ın eski stratejisine bağlı kalarak, Başkan'ın Kürdistan'ın başka parçalarına (Rojava ve Rojhilat) yoğunlaşmak için Türkiye ile uzun yıllara yayılacak bir taktik anlaşma aradığı anlayışıyla hareket ettiğini sandığı için, Türk devletiyle elde edilecek böyle bir anlaşmanın, en azından Kürtlere Anayasa'da  bir statü getirmesini istiyordu. Kandil İmralı Heyeti  ve yine Başkan'a gönderdiği mektuplar aracılığıyla bu isteğini bir çok defa tekrarlamıştır. Örneğin İmralı Heyeti, Başkan ile bir görüşmesinde şöyle bir aktarım yapar ve Başkan'ın cevabı şu şekilde olur:  

"P.Buldan: Hareketin göndermiş olduğu iki ayrı mesaj var. Eşbaşkanlara iletilmiş . Biz mi okuyalım , siz mi okumak istersiniz?

S.S. Önder : Ben aktarayım. 

A.Öcalan: Özetleyin. (Sırrı bey önce hareketin görüşlerini özetleyerek okudu. Ardından partinin görüşlerini aktardı. Hareketin 16.02.2013 tarihli öneriler metninin 4.maddesini okurken gülerek) Bunlar klasik kaygılar. (Daha sonra aktarım bitinceye kadar dinledi. Hareket'in 14.01.2013 tarihli önerilen 4.maddesi olan "Yeni Anayasa'da Kürtlerin halk olarak varlığını kabul eden bir ibarenin olması iyi olacaktır" belirlemesine karşılık) Anayasa'da devlet öyle tanımlanamaz. Devletin etnisitesi ve dini olmaz. Hukuki bir realitedir anayasa. Bu konuda Habermas'ın görüşlerine ihtiyacımız var." (a.g.e.s.21) 


Yine az ileride Başkan  şöyle söyler: 


"Peki biz ileride ne yapacağız? Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. Kaldı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür."(A.Öcalan, a.g.e.,s.22) 


Bu pasaj Başkan ile Kandil arasındaki ideolojik ayrılığı en iyi anlatan pasajdır. Başkan'a göre öncelik, devletin merkezi yapısını zayıflatarak, faşist rejimi yıkmaktır ve faşizm yıkıldığı zaman , Kürtler zaten iktidar olmak için gerekli olanaklara sahip olacaklardır. Ama Kandil'in önceliği ise Kürt adının anayasaya yazılmasıdır.Başkan nazik bir şekilde Kandil'i geri çevirir ve bunu bir kez değil, Barış Süreci boyunca neredeyse beş kez yapar. Ama Kandil niçin Başkan'ın böyle davrandığı üzerine kendi kendine soru sormak istemez! 


Yeni devrim tipi temelinde soruna yaklaştığımız zaman, Başkan'ın niçin böyle davrandığı kendiliğinden anlaşılır.Hiç kuşkusuz ilk adımda  devletten, Kürtlerin statülerinin Anayasa'da belirtilmesini istememek, devlete verilen bir tavizdir ama bütün sorun, bu taviz hangi politik hedef doğrultusunda verilmektedir ve bu taviz ikinci politik adımda ortadan kaldırılabilecek türden midir. 


Kandil başka bir stratejik bakış açısı ile hareket ettiği için, Başkan'ın bu politikasını yanlış ele alıyordu. Başkan bu taviz politikasını, AKP'yi bölerek ve faşist devleti halktan tecrit ederek yıkımına bağlarken (nasıl olacağını bundan sonraki bölümde göreceğiz), Kandil önceliği Kürdistan'ın başka parçalarına bağladığı için, Başkan'ın bu tavizini anlamsız ve "çıtayı çok düşük" tutmasına bağlıyordu. Kandil'in Kürtlerin statüsünün Anayasa'ya koyulmasını savunması dahi, Başkan'ın yeni stratejik bakış açısını yani "Türkiye stratejik önceliği"ni anlamadığının açık bir göstergesidir! 


Kandil'in bu statü dayatması ve Başkan ile bu noktada ters düştüğünü belli etmesi, Erdoğan'ın Barış Süreci boyunca elde etmek istediği şeylerden bir tanesiydi. Erdoğan Kandil ile Başkan'ın hangi noktalarda ters düştüğünü öğrenmek istiyordu ve Kandil Erdoğan'ın istediği bu elemanı böylece ona vermiş oluyordu. Erdoğan Rojava'da PKK'nin yaptığı stratejik   hatadan sonra, Kuzey'de savaş tekrar başladığı zaman, PKK'nin hem az bir gerilla kuvvetiyle dar bir bir savaş yürüteceğini ve zamansız bir demokratik özerklik politikasıyla da, dar bir siyaset izleyeceğini artık anlamıştı. PKK'nin siyasi ve askeri darlığı birbirini tamamlıyordu. Böylece Erdoğan, Kandil'in politik hatalarını kendisine müttefik yapıyordu. Erdoğan'ın Türkiye'de iktidarını ve rejimini oturtması, Kandil'in bu hataları sonucunda mümkün hale geliyordu.


Başkan Kandil'in bu statü "dayatması" ve ısrarı gündeme geldiği her seferde, Kandil'e dolaylı olarak yeni stratejiyi anlaması için dolaylı imalarda bulunur. Yine bir görüşmede şöyle söyler: 

"Ama tahminime göre bu anayasa kalıcı olmayacak gibi. Daha çok bir geçiş anayasası olacak sanki. Öbür türlüsü zor görünüyor." (A.Öcalan,a.g.e., s.36) 


Burada bahsedilen "geçiş anayasası" , tavizin verilerek yapılacak olan Anayasa'dır. Bu Kandil'e verilen dolaylı bir mesajdır. Yani işler "oraya kadar gittiği zaman, orada kalmayacağız" anlamına gelmektedir. Ama Kandil bunu anlamaz! 


Yeni devrim tipinde, başta CHP olmak üzere, ara sınıfların devletten tecrit edilmesi yani onların devlet için bir destek noktası olmasının çıkarılması, ancak HDP'nin büyültülmesiyle mümkün olacağı için, CHP ve ara sınıfları HDP'den daha fazla uzaklaştıran bir söylem ya da politika, yasal meşruluk zeminde kalarak, devletin etrafını boşaltma ya da merkezi yapısını zayıflatma politikasına aykırılık oluşturmaktaydı.


Kandil Barış Süreci'nde Rojava'da yanlışlık yaparak ve HPG'nin güçlerini bölerek genel stratejide yanlış yaptı. Türkiye'de 1 Kasım'da Demokratik Özerklik sloganını öne çıkararak ve HDP'yi diğer politik güçlerden ayırarak ve bu temelde PKK'yi dar bir politikaya hapsederek de özel stratejide  hata yaptı. Kandil iç politikada nereye yoğunlaşacağını bilemediği için bu yanlışlığı yaptı. 


Ama Başkan'ın yeni devrim tipi, PKK tarafından HDP'nin önünün açılarak ilerlenmesi politikasını içerdiği için, Başkan'ın iç politikadaki yol haritası belliydi: 1-AKP'nin tek başına hükümet olmaktan çıkarılması; 2-AKP'nin bölünmesi; 3- HDP'nin CHP-HDP Hükümeti  kurulacak düzeye getirilmesi, ki AKP'nin bölünmesine bağlı; 4- Bir CHP-HDP Hükümeti döneminde, Abdullah Öcalan'ın ev hapsine alınması ve Ordu'nun devrimci hareket (silahlı mücadele) tarafından desteklenen burjuva yasallık içerisinde kalınarak baskı altına alınması ya da bölünmesiyle ve bu temelde kontrol altına alınmasıyla faşizmin tasfiye edilmesi; 5-İktidar aracılığıyla, muhafazakar ve gerici kitlenin pasifize edilerek, Türk ve Kürt halklarının ortak bir Demokratik Cumhuriyet kurmasının  referandum yoluyla elde edilmesi; 6- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Nelson Mandela gibi ev hapsinden  çıkarak ya yeni Demokratik Cumhuriyetin   ilk devlet Başkanı olması ya da daha bunun koşullara daha oluşmamışsa, Kuzey Kürdistan Özerk Bölgesi'nin Devlet Başkanı olması; 7- Hem içte hem de dışta uygun tarihsel koşulların oluşması ölçünde, Kuzey Kürdistan'ın tam bağımsızlığı temelinde ve iki ülkenin (Türkiye ve Kuzey Kürdistan) özgür birlikteliği temelinde Türkiye ve Kuzey Kürdistan Demokratik Cumhuriyeti'ne seçim yoluyla geçilmesi.


Buradaki "Yol Haritası"nın, sürekli olarak devrimci hareket ve onun silahlı mücadelesi tarafından desteklenen bir seçim meşruluğuyla ilerletildiğine dikkat edilsin. Seçim meşruluğu aracılığıyla ilerletilen bu demokratikleşme süreci, aynı zamanda Tülk halkında "rıza üretimi" sürecidir de. Türkiye'de demokratikleşmenin gelişmesi ve oturmasıyla, Türk halkında Kürt halkının haklarını tanıma ve onu kabul etme süreci içiçe geçmiş olacaktır. 


Peki Başkan bu "Yol Haritası"nı nasıl hayata geçirmek istiyordu? 


VIII-Faşist Diktatörlüğün Yıkılması ve Abdullah Öcalan'ın Siyasi ve Askeri Planı


Barış Süreci'nin başında Başkan , Kandil'e yeni stratejiyi anlaması için, önemli bir "kodlanmış mesaj" gönderdi. İmralı Heyeti'nin sözü kendi konumuna getirdiği bir anda, Kandil'e şu "kodlanmış mesajı" gönderdi: 


"S.S.Önder: Sizin konumunuz ne olacak? 


A.Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi ne de af , bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız (abç). Şunu bilin ki, bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, ne KCK tutuklusu kalır ne başka tutuklu. Bu olmazsa elli bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışımıyorum. Yalnız herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız ne de eskisi gibi savaşacağız.(abç)" (a.g.e.,s.26) 


Bu küçük pasajda Başkan, bütün sürecin ana temasını yani anafikirini vermiştir. Bu süreç sonunda hem kendisinin hem de bütün tutsakların ama  en önemlisi  de "herkes, hepimiz" diyerek bütün Türkiye ve Kürdistan halklarının özgür olacağını kasdetmiştir. Demokratikleşme ve devrim demeden, semboller üzerinden çok önemli bir mesaj vermiştir ve üstelik bunu da yeni devrim tipini kasdederek, "ne eskisi gibi yaşayacağız ne de eskisi gibi savaşacağız" belirlemesiyle yapmıştır. 


Kandil Başkan'ın bu belirlemeleri üzerine hiç derinlemesine düşünmek istememiştir. En azından şöyle bir soru dahi sormak istememiştir: Nasıl oluyor da, ömür boyu mühebbet hapse  çarptırılmış bir lider, tek demokratikleşme süreciyle ve üstelik Kandil'e göre PKK, Kürdistan'ın başka parçalarına yoğunlaşırken özgürleşecek? 


Kandil Başkan'ın kendi konumu üzerinden verdiği örneklerle, yeni devrim tipi temelinde, Türkiye önceliğini bir türlü anlamak istememiştir. Barış Süreci gibi bir süreç ortaya çıkacak ve bu süreç aracılığıyla Başkan tecritten çıkarak, PKK ile iletişim kurma imkanına kavuşacak ama Başkan bu iletişimi sırf "geyik muhabbeti" yapmak için kullanacak!  Başkan bir çok gerillanın kanıyla ortaya çıkan ve her saniyesi değerli olan bu iletişimin bütün saniyelerini verimli bir şekilde kullanmak istiyordu, ki bunu yapmıştır. Başkan bu iletişim süresi boyunca her sözcüğü bilerek kullanmış ve "nokta atışlarla" mesajlarını yerine göndermiş ama Kandil'in kafasındaki şablon, Başkan'ın vermek istediği mesajların anlaşılmasına engel olmuştur.


O halde Başkan'ın "yol haritası"nın ne olduğunu, "tarihin filmini geri sararak" yeniden kurmaya çalışalım ve bu temelde kurgusal bir şekilde olayları, Kobane kuşatmasından sonra tekrar ele alalım. Başkan'ın stratejisini ve politikasını "başarılı olmuş" bir şekilde kurgulayarak, Başkan'ın çizgisiyle, Kandil'in çizgisi arasındaki farkı ortaya koymaya çalışalım.


Konunun daha iyi anlaşılması için, stratejiyi bir çok aşamaya bölelim ve bu aşamaları stratejik amacı başarıya götürecek şekilde kurarak ve birbirine bağlayarak ele almaya çalışalım: 


Birinci Aşama: PKK Ekim 2014'teki Kobane kuşatması sırasında, Batı ile yapmış olduğu anlaşmayı, Rojava'nın tek başına elde tutulması politikasına değil ama Ulusal Kongre ya da Ulusal Birlik politikasına bağlayan bir politika izlemeye başlar. Rojava'da stratejik bir geri çekilme yapar ve bu çekilmeyi Ulusal Birlik politikasıyla perdeler ve bu temelde Rojava'yı diğer Kürt örgütleriyle birlikte yönetmeye başlar.Batı'nın KCK ile KDP'yi biraraya getirme politikasını biçimsel olarak kabul eder ama bu politikaya bütün ulusu katmaya çalışır. Ulusal Birlik üzerinden ve Batı ile birlikte bir yandan IŞİD ve diğer terör örgütleriyle mücadele ederken, öte yandan Suriye rejimi ile birlikte hareket edecek bir zemin arar. Ama daha da önemlisi, ABD ile Rusya'nın Suriye'de ortak çalışmasını kolaylaştıracak bir politika izleyerek,Suriye'de her iki kampın TSK ittifakını dışladığı bir anlaşma zemininde buluşmasını ve Kürt Koridoru'nu bu iki kampın anlaşmasının sonucunda hayata geçirmeye çalışır. Rojava'daki bütün politikalar, Rojava'nın PKK için bir "yarım cephe" olacak  şekilde ele alınmaktadır.


Suriye'deki bu politika, İran ile kapsamlı diyalog ve müzakerelere geçme politikasıyla tamamlanır.


Suriye ve İran politikası, Başkan'ın Kandil ve çevresinde oluşturmak istediği, ezici gerilla gücünün büyütülmesi perspektifine bağlanır. 


Barış Süreci'nin başında, gerillanın Kuzey'den çekilişi, Özel Kuvvetler'in on kat büyütülerek ve yoğun bir şekilde Türkiye kısmına taşındığı bir politikayla birbirine bağlanır. Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) hemen Barış Süreci'nin başında kurulur ve Özel Kuvvetler'in büyütülmesi politikasıyla koordine edilir.


Barış Süreci'nin ne zaman biteceği zaten seçim takviminde bellidir ve bu seçim takviminin en son seçimi 7 Haziran 2015 genel seçimleridir. Bu sürece kadar amaç, HDK ile HDP'yi büyütmektir (bununla birlikte Özel Kuvvetleri de büyütmektir)  ve Başkan'ın amacı tek yüzde on barajını aşmak değil ama AKP'nin tek başına hükümet olamayacağı bir oy oranı elde etmektir, ki bunu daha sürecin başında yüzde onbeş olarak belirlemiştir. İmralı Heyeti ile bir görüşmesinde şöyle söyler: 

"HDP ve BDP'yi yeniden yapılandırmak gereklidir, yeniden yapılandırabilirseniz yüzde onbeş bandına ulaşabilirsiniz." (A.Öcalan, a.g.e. s.264 , 9 Mart 2014) 


Erdoğan'ın amacı, 7 Haziran seçimlerine doğru HDP üzerinde terör ve devlet baskısı uygulayarak, onu pasifize ederek oy oranını düşük tutmaktı. Erdoğan'ın bu taktiğini bozacak tek taktik araç vardır:  Özel Kuvvetler aracılığıyla  AKP tabanına "eziyet". Özellikle "kaynağı belirsiz terörizm"in kullanıldığı bir caydırıcılık zorunludur. Erdoğan HDP'yi IŞİD üzerinden vurduğu ve yine bazı "ayak takımı" ile linç oluşturmak istediği her durumda, AKP tabanına bu terörizmin Özel Kuvvetler aracılıyla uygulanması zorunludur. Bu kabiliyetin sürekli elde bulundurulması, PKK açısından hayati bir durumdu.Erdoğan bir vurduğu zaman, PKK on vuracaktı, ta ki Erdoğan bu terör aracını kullanmayana kadar. Bu noktada "silahların eşitliği"nin kurulması zorunludur,ki Barış Süreci'nde Özel Kuvvetlerin büyütülmesinin ve Türkiye'ye akıllı bir şekilde yayılmasının amacı zaten budur.


2015'in Baharı'ndan itibaren, Kandil'den Kuzey Kürdistan'ın içlerine doğru, yaklaşık otuz bin gerilla Başkan'ın belirlemiş olduğu gibi mevzilenir ve diğer kısmı da stratejik yedekler olarak Kandil'de kalır. Bununla birlikte de kentlerde milis kuvvetleri Barış Süreci boyunca büyümüş ve geliştirilmiştir. Bu milis kuvvetleri, halkın silahlandırılması politikası temelinde en azı 150- 200 bine çıkarılmış olmalıdır. Bu da Barış Süreci'nin aynı zamanda halkı silahlandırma dönemi olduğunun açık bir göstergesidir. Erdoğan'ın Barış Süreci boyunca kalekol, baraj vs. gibi savaş önlemleri aldığı bir durumda, halkın silahlandırılmaması büyük bir  hatadır. Böylece farklı açılarla birbirini destekleyen üç askeri güç ortaya çıkmıştır: 1-Düzenli gerilla kuvvetleri (30- 50 bin arası); 2- Milis Kuvvetleri (150- 200 bin arası) ; 3- Türkiye içlerinde Özel Kuvvetler (5 -10 bin arası) . Bu savaş düzeninin amacı, iki seçim arası yüksek derecede yıkıcı bir etki yaratarak, AKP tabanının erimesini sağlamaktır.


Bu savaş düzeni alınır ve 7 Haziran seçimlerine gidilir. Bu savaş düzeninden  ve Erdoğan'ın terörünün dengelenmesinden dolayı, HDP yüzde on üç değil en azı yüzde onbeş alırdı.Başkan'ın amacı, HDP'nin bu başarısıyla,Erdoğan'ın yasal meşruiyetten uzaklaşarak, darbe mekaniğine sarılmasını sağlamaktı,ki Erdoğan 7 Haziran - 1 Kasım arası böyle bir darbe yapmıştır.


İkinci Aşama: HDP yüzde onbeşe yakın oy alarak, AKP'yi tek başına hükümet olacak olanaktan yoksun bırakmayı başarmış ve Başkan'ın istediği olmuştur. HDP aracılığıyla AKP'ye vurulan bu darbe, onun parçalanmasına ya da bölünüşüne bir  giriştir. 7 Haziran'da HDP'nin almış olduğu oy mevcut koşullarda alabileceği en üst sınırdır. HDP bu oy sınırının üzerine mevcut koşullarda çıkamaz. Çünkü AKP, yasal sınırları sürekli daraltan bir politika izlemektedir ve HDP'nin potansiyel oyları, faşist zırhın arkasında bulunmaktadır ve bu noktada AKP'nin şiddet yoluyla zayıflatılması zorunludur. 


7 Haziran'dan sonraki taktiğin ne olması gerektiğini, 1 Kasım seçimlerinden kısa bir süre sonra yazdığım bir makalede şöyle belirtmiştim: 


"PKK yumuşak güçler (HDP) ile AKP'nin dengesini 7 Haziran'da bozmuş ve hem iç politikada hem de dış politikada onu iyice sıkıştırmıştır.HDP'nin AKP'ye vurduğu 7 Haziran darbesi, AKP'nin yıkılışına bir tür girişti. Bu duruma AKP PKK ile savaşı tekrar başlatarak karşılık verdi ve devlet terörünü de HDP üzerinde daha da yayacağının sinyalini Suruç Katliamı ile  verdi.Bu durumda PKK , AKP'nin tek başına hükümetini seçimlerde yokeden HDP'yi, 1 Kasım seçimlerini boykot ederek geri çekerek AKP'yi boşa düşürecekti ve kapsamlı gerilla savaşını devreye sokarak HDP'nin başlattığı yıpratmayı derinleştirecekti. Ancak kapsamlı gerilla savaşı, AKP'yi daha da zayıflatırdı.Onun HDP'nin olmadığı bir seçimde alacağı oyların ve milletvekillerinin hiçbir meşruiyeti olmayacaktı.HDP'nin olmadığı bir seçimi kazanması, 1 Kasım'dan sonraki gibi güçlülük duygusu ve moral de   vermeyecekti. Gerilla vurdukça AKP'nin yıpranması devam edecekti ve PKK'nin "yarım savaş" ile elde etmek istediği muhafazakar tabanının AKP'den ayrılma süreci, işte o zaman başlayacaktı. Bu tabanın ayrılmasının göstergesi ise AKP'nin oylarının yüzde otuzların başına düşmesi ve bölünme sürecine girmesi olacaktı.Kapsamlı gerilla savaşı, AKP'nin bölünmesine , bu olmaz ise kamuoyunda tekrar seçim baskısına yolaçacaktı ve meşruiyeti elde etmek ancak HDP'nin seçime girmesiyle mümkün olacağı için,Erdoğan ve AKP,HDP'nin seçime tekrar girmesi ve savaşın durması için önce Başkan'ın  ,  sonra da PKK'nin kapısını çalacaklardı. 


İşte bu noktada bütün insiyatif KCK'ye geçecekti.HDP ile AKP arasına giren KCK, bir yandan Başkan'ın tecritten çıkmasını sağlayacaktı, öte yandan da HDP üzerinde devlet terörünün olmadığı bir seçim için "müzakere" yürütecekti ve üstelik bütün bunların hepsini Başkan üzerinden yürüteceği için,Başkan doğal olarak tecritten çıkacaktı.Bir seçim durumunda ise en son güne kadar boykot tehditini AKP'nin üzerinde sallandıracaktı ve kapsamlı gerilla savaşı düzeni, "herşeyin sigortası" olacaktı.Bu durumda , boykot tehditinden dolayı devlet terörünü uygulayamayan AKP, sürekli yıpranan  olurdu ve yeni bir seçimde HDP oylarını daha fazla yükseltirdi ve de AKP'nin düşüşünü gerçekleştirebilirdi."  (Kemal Erdem, 1 Kasım Dersleri, Devrimci Bülten Sayı 62, www. Komunistdunya.org) 


Erdoğan'ın 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak, 1 Kasım seçimlerine doğru gittiği anda, HDP seçimleri boykot ederek geri çekilmekte ve savaş devreye girmektedir. Otuz bin gerilla hareketli savaş taktiği temelinde , şehirlerde milis kuvvetleri ise devletin otoritesini işlemez hale getirecek şekilde saldırmakta ve doğal olarak devletin güçleri bölünmektedir. Özel Kuvvetler de, suikastlerdan terör eylemlerine  kadar bütün  eylem biçimlerini kullanarak yaşamı felç etmeye çalışmaktadır. Savaş Demokratik Özerklik sloganıyla değil, Başkan'ın belirlemiş olduğu Demokratik Cumhuriyet sloganıyla yürütülmektedir. Amaç AKP'ye altında kalkamayacak büyük bir bedel ödetmektir. Bu ise devleti destekleyen kitlenin canının acıtılmasıyla  ve devletin  verdiği ölü sayısıyla bağlantılıdır. Bu tespitimizden dolayı, okur bizi yadırgayacaktır ancak birbirini yoketme düzeyine gelmiş iki siyasi hareketin mücadelesinde  acıma beklemek abesi iştigaldir.Bu savaş düzeninin AKP üzerinde  nasıl bir yıkıcı etki yapacağını, bir istatiksel veriyle destekleyebiliriz. PKK'nin 7 Haziran 2015'ten Haziran 2016'ya kadar olan süre içerisinde, 1500- 2000  kişilik bir gerilla grubuyla ve yaklaşık 5000 kişilik bir milis kuvvetiyle devlete verdiği zarar yaklaşık 550'dir. PKK'nin on beş kat fazla bir gerilla gücüyle ve elli kat fazla bir milis kuvvetiyle ve yine bunları destekleyen önemli oranda Özel Kuvvetler ile  vereceği zarar ise otuz bin ile elli bin arası devlet görevlisi ve önemli oranda sivil kayıp olacaktı. Hiçbir hükümetin  böyle bir savaş karşısında tutunması mümkün değildir. Bu kapsamlı savaş sonucunda AKP'nin bölünmesi kaçınılmazdır ve bu durum yeni bir seçim demektir.


Üçüncü Aşama: Savaştan büyük bir zararla çıkan AKP'nin oyları erimiş ve kendisi bir çok partiye bölünmüştür. AKP'nin bu bölünmesinin en direk sonucu, Kuzey Kürdistan'da AKP'nin tabanının sahipsiz kalmasıdır. Bu taban HDP'nin akıllı propaganda ve ajitasyonuyla HDP'nin tabanı haline getirilir. Bu taban aslında KDP'nin AKP içerisinde örgütlenen tabanıdır.Doğru bir Ulusal Kongre politikası, Kuzey'de bu tabanın HDP tabanı olmasını kolaylaştırır. AKP'nin bölünmesi ve iktidardan düşmesi, Merkez Sağ denilen tabanın AKP'den kopmasına neden olur ve bu durum CHP'nin oy oranını büyütür. Seçimlerde HDP'nin oyu yüzde yirmiye  ve CHP'ninkisi de yüzde otuza çıkmıştır ve böylece HDP yasal Türkiye siyasetinin stratejik partisi konumuna gelmiştir. Seçimlerde birinci parti çıkan CHP'nin, HDP ile koalisyon hükümeti olanağı vardır ama CHP içerisinde Ulusalcılar ve Sosyal-Demokratlar çelişkisi başgösterir. Ulusalcılar HDP ile koalisyona karşıdırlar ama sosyal-demokratlar HDP ile koalisyon istemektedirler.


Kandil'in anlamadığı noktalardan bir tanesi de, CHP'nin etkilenmesi için devreye sokulan "Demokrasi Bloku" taktiğinin, HDP'nin büyütülmesi gerçekleşmediği taktirde başarısızlığa mahkum olacağıdır.HDP'nin CHP'yi etkilemesi ve özellikle onun sol kanadının hem CHP içerisinde etkin hale gelmesi hem de HDP'ye doğru kayabilmesi için, HDP'nin oy oranının yüzde yirmi bandına çıkması zorunluluğudur, ki bu durum ancak AKP'yi zayıflatan bir kapsamlı savaşla mümkündür. Çünkü HDP için gerekli olan oylar, faşist zırhın arkasında bulunmaktadır ve bu oylara HDP'nin erişebilmesi de AKP odaklı  faşist devletin zayıflatılmasına bağlıdır.Bu noktada savaş HDP için bir kaldıraç olarak kullanılmadan, HDP yüzde yirmi bandına çıkamaz. 


HDP'nin bu stratejik konumu tek CHP'yi etkilemez ama CHP'nin sağ tarafında bulunan AKP ve MHP'yi de etkiler. CHP'nin HDP'ye doğru gitmemesi için CHP ile koalisyon kurma ve onunla yakınlaşmayı savunanlarla, buna karşı olanlar birbirine girerler ve MHP'deki şu anki bölünme daha önce patlak verir. Faşist siyasetin kendi içerisinde bölünmesi, devletin genel olarak güçten düşmesine neden olur. CHP ve onun sağındaki partilerin artık çok ciddi bir sorunu vardır: Kurulacak yeni hükümet, PKK ile masaya oturmadığı ve reform yapmadığı taktirde, AKP'yi yıkan savaşın bir benzerine maruz kalacaktır. Burada iki yol bulunmaktadır: 1-CHP kendi ulusalcıların etkisiyle hemen sağındaki partilerle bir koalisyon hükümeti kurar ve bu hükümet bir "Savaş Hükümeti" olur ve savaş tekrar başlar ki, bu CHP'nin yıkımı olur ve CHP bölünür. Bu bölünme yeni bir seçimde HDP'yi yüzde otuz bandına taşır. 2-CHP kendi sosyal-demokratlarının etkisiyle HDP ile koalisyon kurar ve reformlara başlar. Birinci şık olduğu zaman yani CHP'nin olduğu bir Savaş Hükümeti'nin devrilmesi sonrasında ortaya çıkacak olan bir seçimde, HDP ile CHP yer değiştirir ve yeni seçimde HDP CHP'nin sol kanadıyla koalisyon hükümeti kurar. İkincisi olduğu zaman, bu bir "Reform Hükümeti" olur ve PKK ile masaya oturulur. Başkan İmralı Hapishanesi'nden çıkarak "Ev Hapsi"ne geçer.


CHP'nin kendi sağındaki partilerle bir Savaş Hükümeti kurması durumunda, Suriye'de olanların bir benzeri tekrarlanır. KCK ve HBDH'nin kapsamlı savaşı, CHP'yi Ulusalcılar ve Sosyal-Demokratlar olarak bölerek, hükümetin yıkılmasına yolaçar ve bu durum Kuzey Kürdistan'da Rojava'nın Temmuz 2012 devrimine benzeyen bir devrime yolaçar.Düşen ve zayıflayan hükümet, Ordu'nun Kuzey Kürdistan'da zayıflamasına ve kısmi geri çekilmesine neden olur ve otorite boşluğu HPG tarafından doldurulur. Devletin merkezi yapısının zayıflaması, artık devletin Kuzey Kürdistan'ı elde tutmasını imkansız hale getirir.  Kuzey Kürdistan'da bu temelde ortaya çıkacak olan iktidarlaşma, daha önce milis kuvvetlerinin örgütlenmiş olmasından dolayı, düzenli ordulaşmaya dönüşür ve "Kuzey'in YPG'si" çok kısa bir zamanda iki yüzbin kişilik bir orduya dönüşür.


Dördüncü Aşama: İster CHP'nin liderliğinde isterse de HDP'nin liderliğinde bir koalisyon hükümeti kurulsun, bu hükümetin temel problemi, reformları hayata geçirme sorunudur, ki tam iktidar olmaya bağlıdır. Bunun için ise Ordu'nun kontrol altına alınması zorunludur. Ordu AKP tarafından büyük oranda dizayn edildiği için, yıkılan AKP'nin Ordu içerisindeki bağlantıları vardır ve Ordu'nun darbe yapma potansiyeli ile iktidarı tekrar geri almak isteyecektir. Bu koalisyonun en önemli görevi, Ordu'nun bastırılması ve iktidarın tamamen ele geçirilmesidir.Bunun ise tek bir yolu vardır: Kuzey Kürdistan'da gerillanın daha da büyütülmesi, Milis Kuvvetlerinin daha da büyütülmesi, HDP'nin Türkiye'de büyüdüğü ve geliştiği yerlerde Öz Savunma Güçleri'nin örgütlenmesi ve Özel Kuvvetlerin büyüyerek Şehir Gerilla Savaşı verecek düzeye gelmesi. Ama bütün bunların HDP perdesi kullanılarak yapılması. Bu işin bir kısmıysa, diğer kısmı da, CHP-HDP koalisyonunun bir askeri darbe tehlikesi karşısında sürekli tetikte olarak büyük sivil gösteriler düzenlemesi ve dış dünya ama  özellikle Avrupa ile yaygın diplomatik ilişkiler geliştirmesi. Devlet olanaklarını (MİT gibi) kullanarak ve yine geçmişte Kemalistlere karşı gerçekleşen komploları açığa çıkararak,  Ordu içerisinde Kemalistlerin hükümet tarafına çekilmesi ve Türk-İslam sentezcilerinin tecrit edilerek,  tasfiye edilmeleri.


Ordu'nun bastırılması ve pasifize edilmesi temelinde, ekonomik ve politik reformların hayata geçirilmesiyle (bu Yeşil Sermaye'nin mallarına el konulmasından faşizmin ekonomik,politik,ideolojik ve kültürel tasfiyesine kadar her alanı kapsar) , HDP'nin oy oranı daha da büyür ve AKP'nin bir zamanlar  almış olduğu yüzde 40 -50 arasına çıkar.


Beşinci Aşama: Artık yeni bir Anayasa hazırlama vakti gelmiştir. Demokratik Cumhuriyet biçimi altında, TBMM'nin yerini Halkların Demokratik Kongresi'nin aldığı, Kuzey Kürdistan'ın Özerk bir yapıya kavuştuğu, Demokratik Toplum Kongresi'nin bu özerk Kürdistan'ın yerel meclisi olduğu, Eşbaşkanlığın bütün devlet ve toplum kurumlarında uygulandığı,  bütün politik tutsaklara genel af getiren yeni bir Anayasa referanduma götürülür. HDP-CHP ittifakı ve yine buna katılan diğer küçük partilerin katılımı ile yeni Anayasa geçer. Bu Anayasa'nın geçmesiyle birlikte, bütün faşist partiler (AKP, MHP, BBP, SP vs. gibi) ve yeni Anayasa'yı kabul etmeyen bütün partiler kapatılır. Başkan duruma göre ya yeni Demokratik Cumhuriyet'in ilk devlet başkanı  ya da Özerk Kürdistan'ın Devlet Başkanı olur. HPG Özerk Kürdistan'ın resmi silahlı kuvvetlerine dönüşür.


Altıncı Aşama: Devrimci demokratik hareket, iktidar imkanlarını kullanarak ve yeni bir demokratik toplum yaratımında her alanda büyük bir yol katederek, toplumu yeni bir ortak vatanın yaratılması düzeyine getirir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan Demokratik Cumhuriyeti için toplum hazır hale getirilir ve referandum yoluyla yeni bir ortak vatan kurulur.Türk halkında seçim yoluyla üretilen bu rıza hem onun demokratik bilincinin gelmiş olduğu düzeyi gösterir hem de her iki halk arasındaki tarihsel dostluğu beton gibi  yapar ve artık her iki halk, ortak kader duygusu ve yazgısı etrafında bir araya gelmiş olur.


İşte bu "Yol Haritası" Başkan'ın kafasında bulunan yol haritasıydı. Burada büyük politik dönüşümlerin, sürekli olarak silahlı mücadele tarafından desteklenen yasal mücadele tarafından gerçekleştirildiğine dikkat edilmelidir. Silahlı mücadelenin bu sonuçları, yasal parti aracılığıyla ve de seçim sistemiyle toplum nezdinde meşru hale sokulmaktadır. Bu meşruluk, toplumun farklı sınıfları ve katmanlarıyla ilişki kurmak için zorunludur ve de bundan dolayı Başkan "legal siyasete evrensel bağlılıktan" sözetmiştir. Legal siyasete evrensel bağlılık, yeni devrim tipinin sadece bir parçasıdır.


Başkan'ın Yol Haritası'nın anlaşılması, yeni devrim tipinin kavranmasına bağlıdır. Bu devrim tipi kavrandığı zaman  ancak silahlı mücadeleye doğru politik hedeflerler verilebilir, ki Kandil'in silahlı mücadeleye doğru politik hedefler verememesinin altında bu yeni devrim tipini anlayamaması yatmaktadır.


Kandil'in "1 Kasım"dan sonra devreye soktuğu ve hayata geçirmeye çalıştığı Demokratik Özerklik atılımı, Başkan'ın stratejisinde neredeyse dördüncü aşamaya denk düşer. Bu aşamada gerilla birlikleri neredeyse, yetmiş-seksen bine çıkmış, milis kuvvetleri iki yüz-üç yüz bine ulaşmış, HDP yüzde yirmi-yirmibeş  bandına ulaşmış ve Türkiye kısmında HDP örtüsü altında onbinlerce milis kuvveti oluşmuş ve yine Özel Kuvvetler şehir gerilla savaşı verecek düzeye ulaşmıştır.En önemlisi de CHP, HDP'nin büyümesi sonucu, faşist devletin yedeği olmaktan çıkarılarak tarafsız hale getirilmiştir,ki bu sonuncusu olmadan hiçbir ciddi devrim girişimi yapmak mümkün değildir. Başkan'ın bu siyaset ve güçlerle yapmak istediğini, Kandil maceracı bir şekilde küçük bir gerilla ve milis kuvvetiyle yapmak istemiştir, ki Başkan ile Kandil arasındaki fark muazzamdır.


Eğer Kandil Başkan'ın bu Yol Haritası'nı anlamış ve yeni devrim tipi temelinde uygulayabilmiş olsaydı, savaşın başlamasından beş yıl sonra, altıncı aşama hariç bütün aşamaları gerçekleştirebilirdi. Bu Yol Haritası'nın yeni devrim tipi temelinde gerçekleştirilmesiyle, bugün Kandil'in uygulamış olduğu politika karşılaştırıldığı zaman, aradaki fark tek muazzam değil hatta karşılaştırılamazdır. Kısaca bu farkı maddeler halinde belirtirsek: 


a-Kuzey Kürdistan'da "1 Kasım" sonrası gerçekleşen katliamlar ve şehirlerin haritadan silinmesi süreci yaşanmazdı.

b-Devletin merkezi yapısı kapsamlı gerilla savaşıyla çökertileceği için ve devletin Kuzey Kürdistan'ı yönetme kapasitesi kısmi olarak yokolacağı için Özerk Kürdistan ortaya çıkacak ve milis örgütlenmesi temelinde halk önceden silahlandığı için, çok kısa bir sürede iki yüz bin kişilik düzenli bir ordu ortaya çıkacaktı.

c-AKP iktidardan düşülmüş olacağı için , Erdoğan'ın  15 Temmuz Darbe Tezgahı olmayacak ve yüzbinlerce insan işlerinden olmayacak ve kitlesel tutuklanmalar olmayacaktı.

d-HDP belediyelerine uygulanılan kayyumlar ortaya çıkmayacaktı ve HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılamayacaktı.

e-Kuzey Kürdistan ve Türkiye devrimi, Kürdistan'ın başka parçaları ama özellikle Rojava için büyük bir moral kaynağı olacaktı ve Rojava ile Kuzey Kürdistan fiiliyatta birleşecekti.PKK Rojava'da Kobane kuşatması sırasında  yapmış olduğu stratejik geri çekilmenin bütün olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırma imkanına kavuşmuş olacaktı. 

f-Batı Emperyalistlerinin PKK'yi sürekli çemberde tutma politikası ebediyen yokolacaktı. Çünkü PKK Kuzey Kürdistan aracılığıyla ve Ermenistan üzerinden Rusya ile direk ilişki kurma olanağına sahip olacaktı.

g-Türkiye'nin Suriye'ye müdahale etmesi mümkün olmayacaktı. Tam tersine PKK, Demokratik Türkiye ile birlikte, Rusya-İran-Suriye ekseniyle hareket ederek, Batı'nın bütün gerici politikalarını bölgede kökünden kazıma olanağına sahip olacaktı.Batı'nın bölgeden dışlanması ise, Batı'yı daha fazla PKK'ye muhtaç hale getirecekti.


h-Demokratik Türkiye, Erdoğan'ın Batı üzerindeki terörüne son vereceği için ve reformalar Türkiye ile Kürdistan'ı Avrupa'ya daha fazla yakınlaştıracağı için, Türkiye'nin bu yeni konumu Avrupa'daki gericiliğin bastırılması ve geriletilmesi için de büyük bir tarihsel destek noktası olacaktı.


Ama Kandil, Başkan'ın bu Yol Haritası'nı hiç anlamamıştır!